Acınası durumda olan kimdir?

15 PAJK’lı ve PKK’li tutsak bugün ölüm orucuna başlayacağını açıkladı. Böylece Kürt Özgürlük Mücadelesi tarihine ikinci büyük ölüm orucu direnişi yazılmış olacaktır. İlki 14 Temmuz 1982’de Amed Zindanı’nda başlatılmıştı. Kürdistan tarihindeki ilk büyük zindan direnişi olan 14 Temmuz Ölüm Orucu sonucu sırasıyla Kemal Pir, M. Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek şehit düştüler. Aradan geçen 37 yılda, çapı daha sınırlı iki ölüm orucu daha PKK’li tutsaklar tarafından gerçekleştirildi. Biri 1984’te, diğeri de 1988’de.

İlk büyük ölüm orucu direnişi, ağır faşizm koşulları altında gerçekleştirildi. Diyarbakır Askeri Cezaevi’nin vahşet zindanı olarak anılmasını sağlayan işkence ve esaret koşullarında yürütüldü. Kürt Özgürlük Hareketi’nin daha yolun başındayken ezilerek yok edilmek istendiği, hatta özgürlüğe dair bütün duygu ve düşüncelerin ortadan kaldırılmak istendiği bir gerçek söz konusuydu 12 Eylül ardından. Henüz 15 Ağustos gerçekleşmemiş, gerilla gücü oluşmamış, dışarıda henüz örgütlü bir halk tabanı yok, kadrolar ya yakalanıp zindana atılmış ya da Bakur dışına geçmek zorunda kalmış. 14 Temmuz direnişi böyle koşullarda gerçekleşmiş. Ama buna rağmen sonuç almış. Hatta içerideki bu direniş, Kürt Özgürlük Hareketi’nin 12 Eylül öncesine göre daha güçlü bir örgüt olarak çıkmasını sağlamış.

Bugün de, 12 Eylül’den de farklı bir faşizm gerçeği ile karşı karşıyayız. AKP-MHP faşizmi, varlığının her türlü itiraz-isyana son vermeye, kendisinden olmayan herkesi susturmaya bağlı olduğunu bildiği için en ufak bir muhalif sesi bile ezmek için elinden geleni yapıyor. En ufak bir itirazdan bile büyük korku duyuyor. Tek bir insana bile protesto olanağı tanımıyor. Örneğin geçtiğimiz günlerde ‘Artık dayanamıyorum’ deyip çocuklara tecavüz edilmesini tek başına oturma eylemi yaparak protesto eden kadını gözaltına aldı. Biliyor ki her protesto onu biraz daha zayıflatıyor, gücünü elinden alıyor. O yüzden bu kadar saldırgan yaklaşıyor.

Peki bu durumda ne yapmalı? İtirazdan, protestodan, isyandan geri mi durmalı? Susmalı mı? Gizlenmeli mi? Sürekli korkmalı mı? Böylece onun istediğini mi yapmalı?

Fakat böyle yaşamak olur mu? Böyle yaşanabilir mi? Bunu adına yaşam denebilir mi?

Bugün itibariyle zindanlardaki 15 açlık grevi direnişçisi ölüm orucuna başlayacak. Yaşamı savunmak için ölüm orucuna giriyorlar. Ölmek için değil. Ama gerekirse daha fazla ölümün önünü almak için. Elbette ki hepsi yaşamak istiyor. Biz de hepsinin yaşamasını istiyoruz. Bırakın zindanlardan tabutların çıkmasını, bu direnişten kimsenin en ufak bir kalıcı hasar görmesini bile istemiyor insan.

Ama şunu unutmamalıyız: Onlar, en zor ve ağır koşullar altında direnişi seçtiler. Başları diktir. Onlar, Berxwedan Jiyan e hakikatini günümüzde en çok temsil edenleri, hatta yaşayanlarıdır. Onlar asla acınası insanlar değildir. Tam tersine. Onlar, belki de günümüzde bu davanın en anlamlı yaşayanlarıdır.

Direnenlere asla acımayın. Onlar bedel öderken de onur ve özgürlükten, yaşama sevinci ve iradeden, kararlılık ve dik başlılıktan geri adım atmayan imrenesi güzel insanlardır.

Acınacaksa faşizm korkusuyla itirazını, protestosunu, isyanını sakınana acımalı. Faşizmde direnmeden özgürce yaşamanın mümkün olduğunu sananlara.

Yazarın diğer yazıları