Açlık grevcilerinin gücü ve HDP’nin ‘zor kararı’!

Saruhan Oluç „zor kararı” açıkladı. HDP başta İstanbul olmak üzere, üç Büyükşehir’de aday göstermeyecek.

Neden „zor karar”?

Çünkü bu karar ilk bakışta „CHP-İyi Parti” ittifakına, bir iki Meclis üyeliği karşılığında verilmiş bir „destek” gibi görünmekte. Eğer gerçekten böyle olsaydı, ben kişisel olarak böyle bir „desteğe” karşı çıkardım.

CHP’nin, tüm yönetimiyle Kürt halkına karşı Ergenekon’un yedeğinde AKP-MHP faşist koalisyonuyla gizli bir ortaklık içinde olduğu çok açık. CHP’nin faşist rejime muhalefeti onunla yapılan ortaklıktaki „payını” biraz daha arttırmak amacı taşımakta. Yaklaşan büyük kriz koşullarında „Ergenekon-Saray” ittifakının er ya da geç çökeceği ve bundan önce olduğu gibi ortakların birbirinin yakasına yapışacağı açık. CHP böyle bir kapışmada gücünü arttırmaktan başka bir şey düşünmüyor. Bu bir iktidar kavgası olacak. Hangi taraf üstün gelirse gelsin, Kürt halkına düşmanlık değişmeyecek.

O halde HDP’nin kararını nasıl yorumlamak gerekir?

Vaktiyle Sovyet Devriminin lideri Lenin „Sol Komünizm; Bir Çocukluk Hastalığı” adlı eserinde, İngiliz komünistlerini, yanılmıyorsam Llyod Georg’a „destek” vermeye çağırırken mealen şöyle demişti:

„Ona öyle bir destek veriniz ki, bu destek asılan adama ipin verdiği destek gibi olsun.”

Elbette ben HDP’li arkadaşların aldıkları kararı böyle gerekçelendirdikleri hakkında her hangi bir bilgiye sahip değilim. Ama ülkenin içinde bulunduğu durum ve uluslararası koşullar, özellikle Leyla Güven’in başlattığı „kutsal direniş”in dalga dalga yayılması hesaba katıldığında, HDP’nin aldığı „zor karar“ın CHP-İyi Parti ittifakına, „asılan adama ipin verdiği destek” gibi bir destek olduğunu kolayca anlayabiliyorum.

 Şu anda Büyükşehir Belediye başkan adayları, HDP’nin bu kararını avuçlarını oğuşturarak karşılıyor, oturacakları koltuğun sıcaklığını şimdiden mabadarında hissediyorlar. Ama diğer yandan onları güden, yedekleyen, yeri geldiğinde kulaklarını çeken „derin devlet” AKP’nin bir seçim yenilgisi karşısında patlayacak krizi nasıl alt edebileceklerini Venezuella „sendromu“nun etkileri altında kara kara düşünüyorlar.

Bu kararın Saray rejimini krize yuvarlama ihtimali gerçekleşirse, bilelim ki, bu kriz aynı zamanda CHP’nin de krizi olacak.

İşte HDP kararının nesnel sonucu, eğer HDP kendi tabanını ciddi şekilde aydınlatabilirse, tastamam böyle bir sonuç doğuracak.

„Asılan adama ipin verdiği destek” benzetmesini yabana atmayalım.

Atmayalım çünkü AKP içindeki korku Saray’ın bacalarında baykuşların tünemesi ve duvarlarını ısırgan otlarının bürümesi gibi Saray adamlarının dizlerini titretiyor. Bir örnek dün geldi: Nuh Albayrak Star Gazetesinde seçim sonuçlarıyla ilgili öyle bir yazı yazdı ki, okuyanın ödü patlar. Size linki vereyim: https://www.star.com.tr/yazar/ak-parti-de-ayni-akibete-mi-ilerliyor-yazi-1429800/

Ama şunu da eklemek gerekir: Eğer HDP’nin bu kararı „cesaret ana” Leyla Güven’in başlattığı „kutsal direniş” olmasaydı, bilin ki, „basit bir seçim taktiği” olmanın ötesine geçemezdi. Devrimci bir direniş ortamıyla birleşmeyen taktikler „parlamentarizmin” zavallı sınırlarını asla aşamaz. Böyle durumlarda „sistem içi” değişikliklere razı olmaya yol açar.

Ama şimdi durum farklıdır. Leyla Güven’in öncülüğünde başlayan direniş rejimi daha şimdiden geri adımlar atmaya zorladı bile. Kürdistan halkı „fedailer ordusunun” ölümü göze alan bu direnişini her geçen gün biraz daha sahipleniyor. Ve böylece „sistem içi çelişkileri derinleştirecek” olan bu karar devrimci eylemle birleşerek, en azından Kürdistan’da „sistem dışı” çok ciddi atılımlara yol açma potansiyeli taşıyor.

Şunu da hatırda tutmak gerekir: Alınan bu „zor karar” CHP yönetiminin iflah olmaz şovenizmine ve Saray’la „muhalefet kisvesi” altında kurduğu stratejik ortaklığa karşı öfkeyle dolu olan Kürt yurtseverleri için hazmı zor bir karardır. Şimdi görev bu hazımsızlığa kızmak, onu suçlamak değil, alınan kararın hem „zor” bir karar olduğunu kabul etmek ve HDP seçmenini adım adım bu kararı „kerhen” değil, bilinçli bir özgüvenle benimsemesini sağlamak olmalıdır.

„Tecridi kırmak, faşizmi yıkmak ve Kürdistan’ı özgürleştirmek” parolası ile bu seçimlerde „kan tükürüp, kızılcık şerbeti içtim” diyerek HDP kararı etrafında kenetlenmek biricik devrimci tutumdur.

Bu seçimde ister öfkelenerek, ister kararı devrimci tarzda yorumlayarak olsun Büyükşehirlerde faşizme darbe indirebilir ve Kürdistan’da kayyımları siler süpürürsek, bilelim ki, PKK Önderinin üstüne kapatılan kapının paslı kilidi kırılabilir ve Kürdistan’ı özgürleştirmenin yolu açılabilir.

Çünkü bu seçimlerde gerçek kampanya ölüm eşiğindeki Leylalar tarafından yürütülüyor ve faşizmi yenecek olan halk güçleri yeniden ve çok daha yüksek bir azimle bu kampanya sayesinde örgütleniyor. Seçimde bir adım atılacak, asıl sonucu Kürt halkının ve dostlarının mücadelesi belirleyecek…

Yazarın diğer yazıları