Açlık grevi nedir?

Açlık grevleri; katılımcılarının politik protesto davranışları olarak genellikle bir yasanın veya uygulamanın değişmesi gibi özel amaçlarda başarılı olmak için geliştirilmiş, şiddet içermeyen bir direniş yöntemidir. Herhangi bir tutum, davranış, uygulama veya olayı benimsemediğini göstermek; kendi görüşlerini göstermek ya da bazı isteklerini yetkili kişi veya kurumlara kabul ettirmek için su, tuz ve şeker dışında vücudun ihtiyaç duyduğu besin maddelerini almayarak aç kalma esasına dayanan bir protesto yöntemi ve yemek yememe grevidir. 

Türkiye’nin cezaevleri tarihi aynı zamanda açlık grevlerinin de tarihi olarak görülebilir. Özellikle 12 Eylül’den sonra askeri cezaevlerinde sahip olunan hakları yeniden talep etmek ya da siyasal gelişmelere müdahil olmak için açlık grevleri yapıldı. En uzun açlık grevleri Mamak ve Metris’te gerçekleşti. 1991 tarihli  Malta Bildirgesi’nde açlık grevi, ”Zihinsel olarak ehliyetli ve kendi iradesiyle açlık grevine karar vermiş kimsenin belirli bir zaman için yiyecek ve/veya sıvı almayı reddetmesi” şeklinde tanımlanmıştır.

Onlarca tutsağın şahadeti

Açlık grevi eyleminden farklı olarak, ölüm orucu eyleminde hiçbir gıda alınmaz. Genellikle açlık grevi eylemiyle sonuç alınamadığında, daha etkili bir eylem biçimi olduğu düşünülen ölüm orucu eylemine geçilir. Açlık grevleri süreli veya süresiz şekilde olabilir. 1980-95 yılları arasında gerçekleştirilen açlık grevlerinde toplam 26 tutsak şehit düştü: Ali Erek, Kemal Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz, Orhan Keskin, Cemal Arat, Abdullah Meral, Haydar Başbağ, Hasan Telci, M. Fatih Öktülmüş, Mehmet Emin Yavuz, Abdullah Fidan, Fesih Çiçek, Remzi Altıntaş, Aygün Uğur, Hayati Can, Berdan Kerimgiller, İlginç Özkeskin, Hüseyin Demircioğlu, Ali Ayata, Müjdat Yanat, Tahsin Yılmaz, Ayçe İdil Erkmen, Hicabi Küçük, Yemliha Kaya ve Osman Akgün. 

2000 yılında siyasi tutsakların F Tipi cezaevlerinde nakledilmesi amacıyla girişilen operasyon ve ardından başlatılan açlık grevi/ölüm orucu, Türkiye tarihinde en uzun süren ve en çok insanın yitirildiği eylem oldu. Bir yılı aşan eylemde onlarca tutsak şehit düştü. 


Tarihçesi ve Bildirgeler

Açlık grevi, tarihsel olarak çok eskiye dayanır. Roma İmparatorluğu’nda, Hıristiyanların yaşadıklarına tepki olarak açlık grevine başvurulduğu, tarihe düşülen notlar arasındadır. Açlık grevi, hak almanın imkânsız olarak görüldüğü alanlarda, artık bireyin bedenini mücadele alanına çevirmesidir. Dünyanın dört bir yanında başvurulan bir eylem çeşididir. 20. yüz yıla damgasını vuran liderlerden biri olan Gandhi, yine bu eyleme başvurmuştur. 

Hekimlerin görevi nedir?

Peki açlık grevlerinde talepler karşılanmazsa, hekime düşen görev nedir? Hekime düşen görev, basit görülebilir fakat açlık grevlerindeki kalıcı hasarları önlemek hekimin elindedir. Hipokrat yemini etmiş ve tabi ki açlık grevindeki bir kimsenin imzalamış olduğu ”Zorla Beslenmeyi Kabul Etmiyorum” beyanını hukuksal olarak dahi çiğneyen hekimler vardır. Türk Tabipler Birliği’nin raporuna göre hekimlerin açlık grevlerinde benimsemeleri gereken meslek etiği şöyle şekillenmelidir:

Cenevre Bildirgesi (1948–2006)

Dünya Tabipler Birliği Modern Hekimlik Andı Uluslararası kuralların öncülüdür. Hekimlik mesleğine başlarken: “Hastamın sağlığı önce gelir”, “Yaş, hastalık veya sakatlık, inanç, etnik köken, cinsiyet, milliyet, politik eğilim, ırk, cinsel yönelim veya sosyal durumun hastamla arama girmesine izin vermeyeceğim” ifadeleriyle hekimler, tutuklu ve hükümlü hastalarına hiçbir yönden ayrımcılık uygulamayacaklarının sözünü verirler. 


Lizbon Bildirgesi (1981–2005) 

Dünya Tabipler Birliği Hasta Hakları Bildirgesi’nde seçim hakkı ve işleyiş detaylandırılıyor; 

Seçim yapma özgürlüğü 

*  Hasta özel veya kamu sektöründe olmasına bakılmaksızın hekimini ve hastanesini veya sağlık hizmeti veren kuruluşu özgürce seçme ve değiştirme hakkına sahiptir. 

*  Hasta herhangi bir aşamada başka bir hekimin görüşünü alma hakkına sahiptir. 

Özerklik hakkı 

* Hasta kendi kaderini belirleme ve kendisi ile ilgili kararları özgürce verme hakkına sahiptir. Hekim hastayı verdiği kararların sonuçları hakkında bilgilendirmekle yükümlüdür. 

*  Karar verme yeterliği olan erişkin bir hasta herhangi bir tanı veya tedaviye yönelik girişime onay verme veya vermeme hakkına sahiptir. Hastanın kendi kararını verebilmesi için gerekli şekilde bilgilendirilmeye hakkı vardır. Hasta uygulanacak tanı veya tedavi girişiminin amacının ne olduğunu, sonuçLarının neler olabileceğini, tedaviyi kabul etmeme durumunda ortaya çıkabilecek sonuçları açık bir şekilde anlamalıdır. 

Bilinci kapalı hasta 

*  Hastanın bilinci kapalıysa veya iradesini ifade edebilme durumunda değilse, hastanın aydınlatılmış olması mümkün olan her durumda yasal temsilcisinden alınmalıdır. 

* Yasal bir temsilcinin olmadığı ve acil tıbbi müdahalenin gerektiği durumlarda, daha önceden hastanın bu müdahaleye onam vermeyi reddettiğini gösteren bir ifadesi yoksa hastanın onamı verdiği varsayılarak tıbbi müdahale yapılabilir. 

Hastanın isteğine karşın 

* Hastanın isteğine karşın tanı ve tedavi ile ilgili tıbbi girişimler ancak çok istisnai durumlarda, kanunen özel olarak izin verilmişse ve tıbbi etik ilkelerine uygunsa yapılabilir.

Onurlu yaşam hakkı 

* Sağlık hizmetinin ve eğitim sürecinin her aşamasında kültürüne ve değerlerine olduğu gibi, hastanın onuruna ve mahremiyet hakkına da saygı gösterilmelidir.

* Hasta yaşamının son döneminde insanca bakılıp mümkün olduğunca onurlu ve rahat bir şekilde ölme hakkına sahiptirler.


Tokyo Bildirgesi

Tokyo Bildirgesi şöyle der: ”Bir hükümlü beslenmeyi reddettiğinde, eğer hekim, beslenmeyi gönüllü olarak reddetmenin yol açacağı sonuçlar üzerinde kişinin tam ve doğru bir yargıya varacak yetenekte olduğu kanısında ise, bu kişiyi damardan beslemeyecektir. Hükümlünün böyle bir yargıya varma yeteneği ile ilgili karar, en azından bir başka bağımsız hekimce onaylanmalıdır. Beslenmeyi reddetmenin yol açacağı sonuçların, hekim tarafından hükümlüye anlatılması gerekir.” 

Aynı dönemlerde BMA (British Medical Association) Tokyo Bildirgesi ve diğer ülkedeki hekimlerin de altına imza attığı, açlık grevcisini savunan bildirgeyi kabul etmişlerdir. Ancak bu, çok da uzun süreli olmamıştır.

Zorla besleme işkencedir

1976’da süresiz açlık grevine giden IRA üyeleri Frank Stagg ve Michael Gaughan, zorla beslenmediler ve eylemin sonucunda öldüler. Nihayetinde BMA, 1981’de, açlık grevindeki kişiye zorla besin verip vermeme kararının, birey olarak hekimin kendisine bırakan bir karara yer verdi. Tutsağı zorla beslemek, onlara göre hekimin asli göreviydi. Türkiye Cumhuriyeti’ndeki zorla müdahale uygulamalarının çoğu da BMA kararlarına ve yine İspanya’da GRAPO üyelerinin başlattığı açlık grevine yapılan müdahalelerle beslenmiştir. Aslolan, zorla beslenmeyi kabul etmediğini beyan eden mahkumu (bilinci açık ya da kapalı) zorla beslemek ve onda kalıcı hasar bırakmaktır. 

Zorla beslemenin bir işkence çeşidi olduğundan haberdar olmayanlar, tutsakların hayata döndürülmesi için bu kararı destekler; ancak onca Wernicke-Korsakoff hastasını görmeden.

Yüksel’de 316. gün

Yüksel Caddesi’nde sürdürülen ”İşimizi geri istiyoruz” eylemi ise 315. gününde de devam ederken, Esra Özakça’nın açlık grevi ise 120. güne girdi. 

 Yüksel Caddesi’nde etrafı polis bariyerleriyle sarılı olan İnsan Hakları Anıtı önünde açıklama yapmak isteyen eylemciler, Konur Sokak’ta bir araya geldi. Sokak girişini kalkanlarla kapatan polis, grubun geçişine izin vermedi. Bunun üzerine Konur Sokak ile Yüksel Caddesi’nin kesiştiği yerde polis kalkanları önünde açıklama yapmak isteyen eylemciler, slogan attı. Açılan pankartı yırtan polis, eylemcileri Konur Sokak’ın sonuna kadar uzaklaştırdı.

Gözaltının yaşanmadığı eylem alkışlarla son buldu

Avukatları gözaltında

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tutuklu yargılandıkları davanın ilk duruşmasından önce, 12 Eylül günü yapılan baskınla gözaltına alınan avukatların, bugün adliyeye çıkarılması bekleniyor. 7 gündür gözaltında açlık grevi eylemi yapan avukatlar su ve şeker alımını bırakırken, açlık grevinin 29. gününde olan Avukat Engin Gökoğlu’nun önce gece polisler tarafından dövüldüğü öğrenildi.

Halkın Hukuk Bürosu’ndan Avukat Selçuk Kozağaçlı’nın verdiği bilgiye göre, müvekkilleri için 30 günlük açlık grevine başlayan ve şu an açlık grevinin 29. gününde olan Avukat Engin Gökoğlu önceki gece TEM polislerince darp edildi ve hastaneye kaldırıldı. Gözaltındaki avukatların Emniyet’te yapılacak tüm işlemleri reddettiğini belirten Kozağaçlı, avukatların bugün adliyeye çıkarılmalarını beklediklerini ifade etti. 12 Eylül günü gözaltına alınan avukatların, kendi iradeleri ile su ve şeker almayı kestikleri öğrenildi. 

Gözaltındaki avukatlar şunlar: Barkın Timtik, Ebru Timtik, Şükriye Erden, Aytaç Ünsal, Engin Gökoğlu, Ezgi Çakır, Süleyman Gökten, Didem Baydar Ünsal, Ahmet Mandacı ve Yağmur Ereren.

Yazarın diğer yazıları

    None Found