Adana-Soçi Mutabakatı ve yüzyıllık inkar belgeleri

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması amacıyla imzalanan ve bugün 21.yılında güncellenmek istenen Adana Mutabakatı, Kürt halkının topyekûn tasfiyesini hedefliyor.

EYLÜL ARAM

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması üzerine Türkiye ile Suriye arasında imzalanan Adana Mutabakatının 21. yılındayız. Suriye’de 15 Mart 2011’de başlayan ve önce iç savaşa, sonrasında 3. Dünya Savaşı özellikleri taşıyacak büyük güçler çatışmasına sahne olurken, Adana Mutabakatı yeniden gündemdeki yerini koruyor.

1998 yılında ABD öncülüğünde planlanan uluslararası komplonun hayata geçirilmesinin ilk adımı olarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması için harekete geçildi. Öncelikli adım olarak Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin planlı bir şekilde gerilmesi sonrasında ABD başkanı Bill Clinton devreye girerek, Mısır arabuluculuğunda Türkiye ile Suriye’yi bir araya getirdi ve Adana Mutabakatı imzalandı. İmzalanan bu mutabakat ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması ve sonrasında Kürt Özgürlük Hareketine karşı ortak saldırıda anlaşılmıştı. Adana Mutabakatı imzalanmadan önce de Öcalan Suriye’den ayrılarak Avrupa’ya çıkmış ve uluslararası bir komplo sonucu 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye teslim edilmişti.

Davutoğlu ve Erdoğan’ın imzası var

Adana mutabakatı bu anlamda hem uluslararası komplonun başlangıcı hem de iki ülkenin Kürt halkına karşı düşmanlıklarını bir kez daha ortaklaştırdığı metin olarak tarihe geçecekti.

Uzun bir süredir 20 Ekim 1998 yılında Mısır’ın garantörlüğünde Suriye ile Türkiye arasında imzalanan Adana Mutabakatına ilişkin açıklamalar yapılmaya devam ediyor. Rusya, İran ve birçok güç bu mutabakata vurgu yapıyor, bunu referans göstererek tartışmalar yapılıyor. Erdoğan’ın 23 Ocak 2019’da gerçekleştirdiği Rusya gezisinde Putin, Suriye ve Türkiye arasında Adana Mutabakatı esasları üzerinden yeni bir işbirliği yapılabileceğini dile getirdi. Oysa Putin’in söylediğinin aksini Türkiye ile Suriye arasında mutabakat esasları üzerinden ”Teröre Karşı İşbirliği Anlaşması” 2010 yılında, Ahmet Davutoğlu’nun dışişleri bakanı, Erdoğan’ın da başbakan olduğu dönemde imzalanmıştı. Anlaşma, o tarihten bu yana halen yürürlükte bulunuyor.

5. maddede ne var?

6233 sayılı anlaşma metni açık şekilde Adana Mutabakatına vurgu yapılırken, anlaşma Suriye’de ayaklanmaların başladığı 15 Mart 2011’den yaklaşık 20 gün sonra 6 Nisan 2011’de yasalaştı. Ayaklanma başlar başlamaz, ilk iş olarak bu anlaşma yürürlüğe konuldu. Burada da amaç, bu ayaklanmanın Kürt halkına yaratabileceği fırsatların önüne geçmekti. Ancak bu noktada da Türkiye, Suriye’deki iç savaşın boyutundan ziyade Kürt halkının kazanımlarına doğrudan saldırabilecek bir zemin yaratmaya çalışmıştır.

Adana Mutabakatı esasları üzerinden hazırlanan 6233 sayılı “Teröre Karşı İşbirliği Anlaşması”, 23 maddeden oluşuyor. Adana Mutabakatından alıntılar yapılarak alınan ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması amacıyla hazırlanan madde, 6233 sayılı anlaşmanın 5. Maddesinde karşımızda çıkıyor. Belki anlaşmanın mahiyeti ve Kürt özgürlük hareketine karşı yürütülen kriminalizasyon ve yasaklamaların alt zeminlerinin nasıl oluşturulduğunu görmek açısından 5. Madde şu şekilde:

a) Taraflar, hiçbir terör örgütünün, özellikle PKK/KONGRA-GEL terör örgütü ve uzantılarının/yan oluşumlarının, kendi topraklarını kullanmalarına, güvenlik ve istikrarını bozmalarına, bu örgütlerin;

I) Kamp, eğitim merkezi ve diğer tesisler kurmalarına,

II) Militan toplama ve silah, patlayıcı madde, lojistik destek ve terörizmin finansmanının teminine,

III) Terörizm finansmanı kapsamında kaçakçılık ve ticaret yapmalarına,

IV) Eğitim ve propaganda faaliyetinde bulunmalarına,

V) Yasadışı sınır geçişi yapmalarına

VI) Diğer tarafa ve üçüncü ülkelere militan, silah ve patlayıcı madde aktarmalarına,

VII)  Görsel ve yazılı basın faaliyetlerinde bulunmalarına,

VIII) Bu faaliyetler için kaynak ve araç bulmalarına ve uygun ortam yaratmalarına müsaade etmeyeceklerdir.

5. maddenin diğer bentleri olmakla birlikte en önemli kısmı sıralanan bu maddelerden oluşmaktadır. Kürt halkının her türlü demokratik faaliyetini yasaklayan bu maddeler, Rusya tarafından Türkiye ve Suriye arasında bir uzlaşı zemini yapılmak ve Kürt halkı tekrar boğdurulmak istenmektedir.

Soylu-Rusya ortak söylemi

Bu maddede dikkat çeken en önemli altbaşlıklardan biri de uzun bir süredir Kürt halkına yönelik soykırım saldırılarının başını çeken Süleyman Soylu tarafından kullanılmaktadır. 5. Maddenin VI. Bendinde yer alan “Diğer tarafa ve üçüncü ülkelere militan, silah ve patlayıcı madde aktarmalarına” ifadesidir. Soylu, sürekli olarak Türkiye’de gerçekleşen patlamaların Rojava üzerinden Türkiye’ye taşındığının resmi söylemini oluşturmaya, bu söylem üzerinden Suriye ile Türkiye arasındaki bu anlaşmayı canlandırmaya ve uluslararası hukuk açısından işledikleri insanlığa karşı suçlara ve katliamlara bu maddeyi gerekçe gösteriyor. En son Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdikleri toplantıda benzer bir video izletmesi de bu hamlelerin bir devamı olarak okunabilir.

Şüphesiz ki, Rusya’nın Adana Mutabakatını hayata geçirmeye yönelik söylemleri ile Soylu’nun ortak bir dil ve argüman üzerinden hareket etmesi gözlerden kaçmazken, Kürt halkı kendisini ve birlikte yaşadığı halklar için Ortadoğu’da oluşturduğu güven adası Kuzeydoğu Suriye özerk yönetimini korumaya, bunun için mücadele etmeye devam ediyor.

İşgal saldırıları sonrasında mutabakat

Kuzeydoğu Suriye halkları birlikte yeni bir yaşam inşa ederken 9 Ekim 2019’da, Uluslararası Komplonun 21. yılında Türk devletinin işgal saldırıları başladı. Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi’ni bir bütün olarak hedefleyen bu saldırılarda şüphesiz ki en büyük sorumlu, Suriye’deki askerlerini çekme kararı alan Trump yönetiminin. Ve Trump yönetiminin Erdoğan’ın saldırıları için kapıyı araladığını söylemek güç olmaz. ABD iç kamuoyunda “Kürtleri yalnız bıraktık”, “Kürtleri satttık”, “DAİŞ yeniden canlanacak” diye yorumlar yapılırken, tüm dünyada Kürtler sokaklara çıktı. Şimdiye kadar hiç olmayan bir ulusal birlik ruhuyla her yer eylem alanına çevrildi. Türk devleti Kuzeydoğu Suriye’de başlattığı işgal saldırılarında kimyasal silah kullanmaktan da geri durmadı. Gerçekleştirilen katliamlar ve insanlığa karşı işlenen suçlar sonrasında Serêkaniyê ve Girê Spî Türk devleti tarafından işgal edildi. Ve bu işgal saldırıları sonrasında 22 Ekim’de Rusya’da Soçi mutabakatı imzalandı. Soçi mutabakatında üzerinde uzlaşıya varıldığı belirtilen maddeler ise şu şekilde açıklandı:

1- Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün ve Türkiye’nin milli güvenliğinin korunmasına olan bağlılığını teyit ederler.

2- Terörizmin tüm şekil ve tezahülleriyle mücadele etme ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı gündemleri boşa çıkarma yönündeki kararlılıklarını vurgularlar.

3- Bu çerçevede Tel Abyad ve Rasulayn’ı içine alan  32 kilometre derinlikteki mevcut Barış Pınarı Harekatı alanındaki statüko muhafaza edilecektir.

4- Her iki taraf Adana anlaşmasının önemini teyit eder. Rusya Federasyonu mevcut koşullarda Adana anlaşmasının uygulanmasını kolaylaştıracaktır.

5- 23 Ekim 2019 öğlen saat 12.00’den itibaren, Rus askeri polisi ve Suriye sınır muhafızları, Barış Pınarı Harekatı alanının dışında kalan Türkiye-Suriye sınırının, Suriye tarafına, YPG unsurları ve silahlarının Türkiye-Suriye sınırından itibaren 30 kilometrenin dışına çıkarılmasını temin etmek için çıkarılacaktır. Bu işlem 150 saat içinde tamamlanacaktır. Aynı saat itibariyle mevcut Barış Pınarı Harekatının alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 kilometre derinlikte, Kamışlı hariç, Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacaktır.

6- Münbiç ve Tel Rıfat’tan bütün YPG unsurları silahlarıyla birlikte çıkarılacaktır.

7- Her iki taraf, terörist unsurlarının sızmalarının önlenmesinin için gerekli tedbirleri alacaktır.

8- Mültecilerin güvenli ve gönüllü şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılacaktır.

9- Bu muhtıranın uygulanmasını gözetmek ve koordine etmek amacıyla müşterek bir denetim ve doğrulama mekanizması ihdas edilecektir.

10- Taraflar Astana Mekanizması çerçevesinde Suriye ihtilafına kalıcı bir siyasi çözüm bulunması amacıyla çalışmalarını sürdürecek ve Anayasa Komitesi’nin faaliyetlerini destekleyecektir.

Mutabakat işgale onay verdi

Rusya’nın rejim adına masaya oturduğu Soçi’de varılan mutabakat sonrasında, işgal saldırılarının durdurulacağı kaydedildi. Sınır hattında 10 km boyunca belirlenen bölgelerde Türk-Rus ortak devriyesinin haftada 2 gün yapılacağı, ancak Rusya’nın her gün devriye yapacağı kaydedildi. Mutabakat, Türk devletinin işgal ettiği topraklardan çıkmasına dair herhangi bir öneri içermeyerek, işgale verilen bir onay mutabakatı oldu. Rusya da, bu mutabakatı Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi’ne karşı beklediği bir fırsat olarak değerlendirdiğini söylemek abesle iştigal olmaz. Tam da bu ABD ve Rusya’nın Suriye konusunda ortak hareket ediyor olduğunu vurgulamak gerekebilir. ABD ve Rusya’nın Suriye’de anayasal bir çözümün nasıl olması gerektiği konusunda ortak bir taslakta anlaştığı ve bu taslağa göre hareket edildiği uzun bir süredir konuşuluyor. Son işgal saldırılarında ABD’nin Türk işgaline verdiği onay, Rusya’nın bu işgal saldırılarını bitirmek için Türk devletiyle masaya oturması ve varılan mutabakata ABD’nin sessiz desteği ve duyduğu memnuniyet, ortak planlama eşliğinde hareket ettiklerinin en net göstergesi olmaktadır.

Soçi, yeni yüzyılın inkar belgesi

Soçi mutabakatında en dikkat çeken detay ise şüphesiz Adana mutabakatına vurgu yapılan 4.maddesi oldu. 9 Ekim 1998 yılında gerçekleşen uluslararası komplonun 21. yılında başlatılan işgal saldırıları sonucunda Soçi mutabakatı imzalandı. Adana mutabakatından Soçi mutabakatına kadar geçen 21 yılda hem Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplo güncelleniyor, hem de Kürt halkına yönelik saldırılar yeni bir mutabakatla teyit ediliyor. Bu anlamda Soçi mutabakatı Kürt Özgürlük hareketini tasfiye etmek, Kürt halkını siyasal, kültürel ve sosyal haklardan mahrum bir şekilde bir yüzyıl daha egemenlerin boyunduruğu altında bırakma amacından başka bir anlam taşımıyor.

Soçi, rejimin önündeki mayın

DAİŞ başta olmak üzere cihadçı çeteleri Suriye’de besleyen, kendi ülkesinde barındıran Türk devletinin, 15 Mart 2011’den bu yana devam eden savaşın bu kadar uzamasının en büyük nedeni olduğunu Suriye rejimi göremez ise yeni bir Suriye’yi de inşa edemeyecektir. Suriye rejiminin elindeki belki de en büyük şans Türk devletinin taraf olduğu anlaşma ve mutabakatları reddederek, Soçi anlaşmasını reddetmesidir. Ancak şu an ne böyle bir gücü var, ne de Rusya ve İran dışında hareket edebilecek askeri ve siyasal kapasitesi mevcut. Mutabakata ilişkin açıklamalarda bulunan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Soçi mutabakatının geçici olduğunu dile getirerek, “Nihai ve stratejik hedeflerle taktik yaklaşımları birbirinden ayırmalıyız” dedi. Esad, aynı röportajda Suriye’nin kuzeyindeki yeni gerçekleri görmeleri gerektiğini de sözlerine ekledi. Rejim, yüzyıllık Kürt inkarının verdiği kibri bir kenara bırakabilirse, yeni bir Suriye’yi barışçıl şekilde ancak Kürt halkıyla ittifak yaparak inşa edebileceğini anlayacaktır.

Yazarın diğer yazıları

    None Found