Af Örgütü Kürt-Arap çatışmasına hizmet ediyor

Uluslararası Af Örgütü önceki gün Kürdistan Bölge Hükümeti hakkında bir rapor yayımladı. "Kovulmuş ve malına el konulmuş: Kuzey Irak’ta zoraki yerinden etme ve kasıtlı yıkım" başlıklı raporda başta Kürdistan Bölge Hükümeti’ne bağlı Pêşmerge güçleri olmak üzere, Başûr’daki Kürt silahlı güçleri Arap köylerini yakıp yıkmak ve sivil halkı yerinden etmekle suçlanıyor. Somut olarak Eylül 2014 ile Mart 2015 arasındaki dönemde Celewla, Kerkük ve Şengal’de DAİŞ’ten geri alınan bölgelerde Kürt güçlerinin bir nevi etnik temizlik yaptığı iddia ediliyor. Hatırlanırsa Uluslararası Af Örgütü geçtiğimiz Ekim ayında benzer suçlamaları içeren bir raporu da Rojava’daki YPG/YPJ güçlerine yönelik hazırlayıp yayımlamıştı. O raporda da YPG/YPJ güçleri Arap köylerinde "etnik temizlik" yaparak "savaş suçu" işlemekle itham edilmişti. Şimdi de Kürdistan Bölge Hükümeti’ne bağlı Pêşmerge güçlerinin yanı sıra HPG, YPG, YBŞ ve Êzîdî Pêşmergelere yönelik aynı iddiaları içeren bir rapor yayımlandı. 

20 Ocak’ta yayımlanan Af Örgütü raporundan bir hafta önce de İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) Tuz Xurmatu’daki çatışmalara ilişkin "Irak: Etnik çatışmalar sivilleri tehlikeye atıyor. Kürtler, Türkmenler ve Araplar kuzey bölgesinde çatışıyor" başlıklı bir rapor açıkladı. 

Art arda Batı’nın önde gelen iki insan hakları kuruluşunun Başûr’a ilişkin rapor hazırlaması dikkat çekici. Daha da dikkat çekici olan her iki raporda ele alınan bölgelerin, resmi olarak Kürdistan Bölgesi’ne bağlı olmayıp "tartışmalı" bölgeler olmasıdır. Irak Anayasası’nın 140. maddesi uygulanmadığı için Kerkük’ün statüsü 2007 yılından beri hala netliğe kavuşmuş değil. Şengal Ninova Eyaleti’nin parçası olarak resmi olarak Irak merkezi hükümetine bağlı, fiilen ise Kürt güçlerinin denetiminde. Resmiyette Diyala’ya bağlı olan Celewla her ne kadar günümüzde Arapların çoğunluğu oluşturduğu bir yerleşim yeri olsa da, tarihsel olarak Türkmen ve farklı azınlıkların da yaşadığı, nüfusu çoğunlukla Kürt bir şehir. 1970’li yıllarla 1990’lı yıllar arasında Baas rejimince yürütülen Araplaştırma politikaları sonucu Kürtler zorla göç ettirilirken, Araplar buraya yerleştirildi. Benzer bir durum söz konusu diğer bölgeler için de geçerlidir. 

Dikkat çekici bir diğer husus, bu raporların zamanlamasıdır. Başûr’da siyasi ve ekonomik kriz daha da derinleşirken, Ortadoğu’da Sünni-Şii cepheleşmesi giderek daha fazla vücut bulmaktadır. Bu cepheleşmenin en fazla somutlaştığı alan ise Irak olmaktadır. Böyle bir süreçte resmi Kürdistan Bölgesi ile Irak arasında kemer gibi duran "tartışmalı bölgeler"de Kürt-Arap çelişkisinin derinleştirilmesi en çok da Kürtlerin zararına olur. Böylesi bir çatışmanın kime yarayacağı sorusu ise önem arz etmektedir. Raporların içeriğinden ziyade üzerinde durulması gereken nokta budur. Zira özellikle de Af Örgütü’nün raporu gerçek dışı iddialar içererek taraf tutmakta, Kürtlerin aleyhine Kürt-Arap çelişkisini derinleştiren niteliğe sahip olmaktadır.

Rapordaki iddiaları reddeden Bölgesel Kürt Yönetimi yetkilileri, işin bu boyutunu iyi görüp ulusal birliğe hizmet etmeyen politikalardan acilen vazgeçmeli. Zira bir tek Kürt ulusal birlik politikası, Kürt halkının çıkarlarına hizmet etmeyecek Kürt-Arap çatışması önlenebilir. Bunca bölgesel ve uluslararası gücün Kürdistan merkezli Üçüncü Paylaşım Savaşı’nda doğrudan yer aldığı bir süreçte Kürt halkının çıkarlarını savunmak için ortak siyaset ve strateji her şeyden daha elzemdir. Bunun için günübirlik ve güdümlü politikaların terk edilip, stratejik pozisyonların belirlenmesi lazım. Kürt Özgürlük Hareketi bu konudaki tutumunu defalarca ortaya koydu.  

Yazarın diğer yazıları