Ahlaki bir çağrı olarak açlık grevi

Yıkımlara maruz kalmı bir çaın insanın yaama dair beklentilerinin, refahla dolu bir dünyaya dair umutların peinde koan bir çaın insanının beklentileri gibi olmayacaı açıktır. Hal böyle olunca özgürlüü; öldürmeye ve ölmeye fazlasıyla alıık olan insanın yaam karısında aldıı tutum balamında tartımaktan baka çare kalmaz. Bu nedenle yaamın anlamı konusunda fazlasıyla tereddütlü olan bu çaın insanının seçimleri önem kazanır. Yaamın anlamdan yoksun olması, yaamın bir ilkesinin olmaması demektir. Öyleyse ilk kesinlik, ikinci kesinlie ulatırır; yani yaamın anlamsızlaştırılması karısında özgürlük tutumuna…

Yaamın anlamsızlaştırılmasına bakaldırmak gerekir ama bu başkaldırı özgürlük seçimiyle anlam kazanır. Eldeki iki kesinlikten ayrılmadan yürürsek, özgürlükle karılaırız; çünkü bakaldırı deitirme, deitirme ise düünme, seçim yapma, karar verme ve eylem gerektirir. Karar ve eylem alanı, insanın söyleyecek sözünün olduu alandır. Ve söyleyecek bir eyleri olan, özgürlüün topraklarına ayak basar. nsanın özgürlük seçimi durumunda; gelecee dair beklentilerini, ereklerini, dünyaya katmak istediklerini, inancını engellemeyi olanaklı kılacak hiçbir set yoktur. Seçenei biliyoruz; ya özgür deiliz ve kötülükle bezenmiş her gücü elinde tutan iktidara teslimiz. Ya özgür ve sorumluyuz, iktidara teslim değiliz. Zira Özgürlük ve ondan doan sorumluluk, kiinin her türden dı etmene ramen, inandığı idealleri gerçekleştirme kapasitesinde olduunu gösterir. Salam bir özgürlük teorisi, varolmanın olanaklarının önünü açmayı hedefler. Sorumluluk yaratan özgürlük, kiinin gerektiinde bedel ödemek zorunda olduunu ortaya koyar. Bu aynı zamanda özgürlüğün kazandırdığı bir güçtür. Düşmanı susturan bir güç. Bu bakımdan Leyla Güven’in başlattığı açlık grevi bir sorumluluk çağrısıdır..

Adaleti kıble belleyen insan, uğrunda bedel ödeyebileceği bir eyleri olduuna inanır. Her amaç, her eylem bir anlam varsayar. Öyleki bu eylem ölümü, sınırsız acıları gerektirse bile. Özgürlük ölüme yataklık eden zamana karşı meydan okumaysa herşeyin hükmünü eline alanlara karşı bir ahlaki meydan okumadır açlık grevi… Bu bir ölüm seçimi değil anlamsızlaştırılan hayata karşı bir anlam büyütme seçimidir…  Sartre’ın diliyle ifade edilirse, kii seçtii hayata balanır. Kiilerin her türden eylem, edim ve etkinlii, olmasını istedii dünyanın, var kılmak istedii yaamın ve inandığı değerlerin gereklerince ekillenir. Erdemli bir yaam, maddi zenginliklerle dolu bir yaam, zalimliklerle dolu bir yaam… Ancak nasıl bir hayat yaayacaımız, nasıl bir yaam ve dünya istediimiz, neye inandığımıza balıdır. Bu bakımdan Leyla Güven’in başlattığı açlık grevi bir adalet seçimi ve adalet çağrısıdır…

Tarihin duraanla çok uzak yıllarında deil daha kısa bir zaman önce aynı seçimi yapanlar yaadılar, direndiler ve bize örettiler. Unutmaya meyilli insan belleine ‘direni’, ‘devrim’, ‘özgürlük’, ‘adalet’ gibi kavramların bedel gerektirdiğini, anlattılar ve anlatıyorlar hala… Onlar; bu ülkenin fedai çocukları, ölüm orucu direnişçileri sorumluluk bilinçlerini tüm yaamlarının içine taımışlardı. Attıkları her adımda bu yükün aırlıını sırtlarında hissetmişlerdi. Her insan seçtii yaşam çerçevesinde, seçtiin hayatın sınırları içinde, inandığı ideallerin gereklerini gerçekletirirdi. Yani açlık grevi bir unutmama, hatırlama çağrısıdır…

Her karar yaşama yön veren bir edimdir. Karar eylemin dışında değildir, eylemin tüm yönünü belirleyen bir öğesidir. Karar ya öldürür ya da yaşatır; ya canlandırır, ruh verir, ya da çürütür. Özgürlüğe sahip olmak isteyen acı çekebilir, ama değer kazanır. Onu yadsıyan mutlu olabilir, ama değerden düşer. Öyleyse önemsiz karar yoktur. Her karar, iyi ya da kötü, yaşamla bağımızı kurar. Her insan aldığı her kritik kararla, kendi varoluşunu, kendi vicdanını belirler. Bu nedenle Mersault “eğer mutluysan bu kötü vicdanının sayesindedir” diyerek, seçimin kriterlerinin değerini, vicdanın önemini ortaya koyar. Öyleyse açlık grevi bir vicdan çağrısıdır…

Anlamsızlığa karşı anlam, zulme karşı başkaldırı, teslimiyete karşı direniş ve özgürlükte ısrar tutumu dünyanın neresinde olursa olsun insanların vicdanlarını birbirine bağlıyor, kenetliyor. Bu sayede alternatif bir kamusallık ve hareketlilik oluşturuyor. İşte AKP faşizmi için en büyük tehdit insanları birbirine farklı biçimde bağlayan bu “başka” ahlak, bu “öteki” bağdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ısrarcı, inkarcı ve intikamcı egemenlik tutkusu karşısında Kürtlerin sebatla sürdürdüğü direnişin çoğulluğu artık iktidarın dilini boş cümlelere, güçsüzlükten doğan saldırganlığa kadar geriletti. İşte onların bu sınırsız vahşetinin karşısında bugün Leyla Güven’in kocaman yüreği duruyor. Erkekliğe, Türklüğe, tüm zulme inat bükülemeyen iradesi, kesilemeyen sesi duruyor. O halde her nerede olursak olalım her türlü zalimliğe karşı tutum almanın tamda zamanı olduğunu bilerek sesimizi zindanlardan yükselen sese katmak ahlaki, vicdani ve tarihi bir sorumluluk olarak karşımızda duruyor.

Yazarın diğer yazıları