Ahval ne yapmak istiyor?  ‘Ahval-i adiye’ olmak mı?

Yeni Yaşam Gazetesi’nde “gazeteciler merak edilmeyecek soruyu soruyor, merak edilecek soruyu sormuyor” diye özetlenecek bir yazı yazdım.

Bugün de Ahval’de yine meraka değer olmayan konuda akıl almaz yazılar okudum.

Yazıların ağırlık noktası “Demirtaş’la HDP arasında sorun var” saptaması etrafında dönüyor. Demirtaş ve HDP yönetimi her fırsatta “sorun yok” dese de bunlar konuşmaya devam ediyor.

Doç. Dr. Vahap Coşkun Ahval’de şöyle demiş:

“Benim gördüğüm iki yönlü bir problem var birincisi Demirtaş’tan sonra HDP’e içerisinde Demirtaş’ın popülaritesine denk veya ona yaklaşan bir yönetim katı oluşturulamamış. İkincisi, özellikle Demirtaş’ın etkisinin parti içerisinde azaltılmasına dönük bir çalışmanın veya bir gayretin olduğunu söylemek mümkün,”

„Popülarite” kavramı barışçıl ve parlamenter siyasi koşullarda hiç kuşkusuz işlevsel bir kavram. Diyelim ki HDP yönetimi Demirtaş’ın “popülaritesine” denk bir yönetim oluşturmadı. İyi de oluşturmak isteseydi, nasıl oluşturabilirdi? Seçim sürecinde Demirtaş’ı ekranlara çıkaran, sayfalarını açan, bu ekranlarda ve sayfalarda “Bir oyum CHP’ye bir oyum Demirtaş’ın partisine” diyen TV’ler, gazeteler ve gazeteciler-aydınlar bugün nerede? Demirtaş şimdi cezaevinden çıksa, tek bir TV’de ve Gazetede bir milimlik yer bulabilir mi? Bulamayınca “popülarite” olur mu?

Gelelim Demirtaş’ın “partideki etkisini azaltma” iddiasına. Demirtaş partide etkide bulunmak için ne yapıyor? Hiç bir şey. Şiir yazıyor, öykü yazıyor ve roman yazıyor. Bunlarla mı “etkide” bulunuyor? Bir an için Demirtaş’ın eleştirdiği konularda etkide bulunmaya kalktığını düşünelim. Yapabilir mi? Bu Saray’ın bir tek emrine bağlıdır. Eğer bu “etki” HDP’yi güçlendirecekse Demirtaş o gün tecrit edilir. İradi cezalara çarptırılır. Hücreye atılır, görüşme imkanları sıfıra indirilir.

Doç. Kardeşimiz için bu kadarı yeter.

Bir de Sıdkı Zilan Ahval’de “Demirtaş’ın samimiyetine kefilim” dedikten sonra şöyle konuşmuş:

„Biz Kürtlerde kıskançlık çoktur. Bence Selahattin’i kıskandılar ve iş tasfiyeye kadar gitti. Kürtlerin tarihten bu yana hem ittifak konusunda büyük eksiklikleri var hem de kıskançlık meselesinde ciddi eksiklikleri var. Kürtler birbirini yeterince sevmiyor, desteklemiyor. Demirtaş’ın Tokat’tan Gümüşhane’ye kadar tanınırlığı var. Hiçbir Kürt lider, siyasetçi anlamında söylüyorum bu kadar tanınmadı. Demirtaş Kürtler için bir şanstı. Millet, mevcut liderlerden bıkmıştı. Demirtaş şahsında Kürt siyaseti de genleşti, yenilendi.”

Siz bu satırları okuyunca ne düşündünüz? Demirtaş’la ilgili övgü dolu sözlerine benim hiç bir itirazım yok. Ama bu paragrafı okuyunca Demirtaş’ı Erdoğan değil de Temelli’nin hapse attığını sanabilirsiniz? Birileri onu kıskanmış ve… Hapse attırmış gibi.

Demirtaş “tasfiye” edilmiş değil. HDP PM üyesi. Ama ne toplantılara katılabiliyor, ne halkla temas edebiliyor. Bizzat kendisi tutsaklık şartlarında Eşbaşkanlık yapmasının mümkün olmadığını söylemedi mi?

Yapamazdı. Devlet yaptırmazdı. PKK Önderini bile tecrit eden rejim Demirtaş’ı da sustururdu.

Ve Demirtaş HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı olmadı mı? Bu nasıl bir “kıskançlık”?

Her iki kardeşimizi tenzih ederek, onların düşüncelerine katılmasam da saygı duyarak, Ahval’in bir süredir HDP’ye dönük yayınında bilinçi bir tercih olduğu dikkat çekiyor. Bu sitede Demirtaş ile HDP karşı karşıya ısrarla konuluyor.

Denebilir ki, Ahval editoryası Demirtaş’ı destekliyor, buna da hakkı var. Amenna. Ancak bu “desteğin” amacı ne? HDP yönetimini yıpratarak Demirtaş’ı HDP’nin başına geçirmek mi? Ahval bunu da isteyebilir. O halde Demirtaş’ı bir yolunu bulup zindandan kurtarın, hep birlikte “Demirtaş Eşbaşkan” diye bağıralım.

Eğer Ahval Demirtaş’ın Eşbaşkan olduğu bir HDP istiyorsa, bunun yolu mevcut HDP yönetimini sistematik bir şekilde yıpratmak değil, Demirtaş’ı Eşbaşkan iken tutuklayan Erdoğan rejimine karşı mücadele etmek, Demirtaş’ın ve HDP’li tüm tutsakların ve elbette PKK Önderi Öcalan’ın özgürlüğünü vurguyla talep etmektir.

Bunun tersi bir tutum, Yerel Seçimler eşiğinde HDP’yi iç sorunlarla uğraştırmak gibi bir sonuç doğurur ki, bu da yalnızca Saray’a hizmet eder.

Ahval eğer Taraf Gazetesi’nin bir zamanlar askeri vesayete karşı çıkarken “PKK iki halkın düşmanıdır” demesine benzer bir işleve soyunduysa, bilelim ki, sonunda “Ahval-i adiye” olur.

Not: Kürt legal hareketi birçok yönetici yarattı. Bunlardan biri HEP Genel Başkanı Hatip Dicle’dir. Defalarca hapse girdi. Girince yerine başkası seçildi. Tasfiye edilmiş mi oldu?

Yazarın diğer yazıları