Aile içi şiddet

ROJDA YILDIRIM

Yaygın kanının aksine her sınıftan, her gelir düzeyinden ya da her “eğitimli” ya da “eğitimsiz” kesimden kadınlar şiddete maruz kalmaktadır. Çünkü kadına dönük şiddet sorunu köklü bir sistem sorunudur ve her sosyal kategoriden erkek kendinde devrimsel bir dönüşüm yapmadığı müddetçe kadına cinsiyetçi ve mülkiyetçi yaklaşmaktadır.

Aile içinde kadınları kendi mülkü olarak gören ve kadın üzerinde her türlü kararı ve hakkı olduğuna inanan, bunun sonucunda kadına istediğini yapan, buna dayanarak kadına cinsel, fiziksel, psikolojik ve ekonomik olarak şiddet uygulayan tüm zihniyet ve davranış biçimlerini kapsar.

Aile içinde kadına yönelik şiddet, yaygın kanının aksine her kategoriden kadının sorunudur. Okumuş olsun ya da olmasın her kesimden ve her yaştan kadın şiddete maruz kalır. şiddet en yakın olandan gelir. Babalar, erkek kardeşler, geniş aile bireyleri, sevgililer tarafından uygulanır. Aile kurumsal olarak “özel alan” kapsamında görüldüğü için bütün geleneksel toplumlar ve birçok devlet bu şiddeti bir şekilde “meşru” ve “haklı” görür. Hatta bununla da sınırlı kalmaz, kadına dönük şiddetin sebebi yine kadın olarak görülür. Yani kısacası “kadın şiddeti haketmiştir” anlayışı hakim görüş olarak varlığını korur.

Şiddetin en yaygın yaşandığı alan ailedir. Buna rağmen en fazla görülmez kılınmak istenen alan konumundadır da. Aile içinde kadına yönelik şiddete dönük çeşitli kanılar vardır. Mesela şiddet uygulayan kişinin psikolojik sorunları olduğu ya da ekonomik sıkıntılardan dolayı şiddet uyguladığı düşünülür. Yani bir şekilde şiddet gerekçelendirilerek meşrulaştırılır. Bu görüş istisnai durumlar için geçerli olsa bile kadına dönük şiddetin yapısal karakterinin üstünü örtmek ve gizlemeye dönük geliştirilen bir argümandır.

Kadına yönelik şiddet, ataerkil sistemin aile içerisindeki yapılanmasıyla ilgilidir ve sistemsel bir sorundur.  Aile içi şiddet toplumsal cinsiyete, kadına ve erkeğe biçilen geleneksel rollerden kaynağını alır. Bu roller erkeğin uyguladığı şiddeti normal ve hak olarak görür.

Çocuğa yönelik şiddet

Gerek aile içinde gerekse de kamusal alanda ve tüm kurumsal yapılarda çocuk istismarını da kapsayan tüm olumsuz davranış ve söylem biçimlerini kapsar. Çocuğa fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik anlamda baskı oluşturan, zarar veren, çocuğun sağlıklı gelişimini engelleyen her trülü cinsiyetçi yaklaşım biçimidir. Aile içinde kadına dönük şiddetten en fazla etkilenen kesimlerin başında çocuklar gelir. Hakeza okullarda cinsiyete dayalı ayrımcılık temelinde öğretilen tüm eğitim sistemleri de çocuğun üzerinde sağlıksız bir etki bırakır ve şiddet sarmalının içine çocukken çekilir. Yine savaş ortamlarında kadınlarla birlikte en fazla şiddet uygulanan diğer kesimde çocuklar olmaktadır. Küçük yaşta zorla çalıştırılma, evlendirme, eğitim hakkını engelleme, fuhuşa zorlama, çocuk ticareti gibi daha da çoğaltacağımız geniş bir yelpazede şiddet uygulanır.

Yaşlılara dönük şiddet

Aile içinde uygulanan şiddet türlerinden biri de yaşlılara dönük uygulanan şiddettir. Yaşlıları her açıdan istismar etmek, dıştalamak, değersizleştirmek, üretim ve toplumsal hayatın dışına itmek, temel insani haklarından mahrum bırakmak, psikolojik olarak baskı uygulamak gibi daha da çoğaltacağımız bir çok yaklaşım biçimini kapsar.

Kamusal alanda şiddet

İşyerlerinde, hapishanelerde, eğitim kurumlarında, hastane gibi yerlerde psikolojik, ekonomik, cinsel ve fiziksel şiddet türlerini üreten bütün uygulamaları kapsar. Tecavüz, taciz, fuhuş, uyuşturucu, silahlı saldırı, tehdit, şantaj gibi birçok şiddet biçimini tanımlar. Çocuk kreşlerinde, “ıslah evlerinde” ve okullarda şiddetin birçok boyutuyla karşılaşılabilinir. Bu da çocuklarda özgüven kaybını doğururken birçok kişilik sorununa neden olmakta, çocukta şiddet eğiliminin gelişmesiyle derinleşmektedir. Yaşlılara bakım evlerinde uygulanan şiddet, tutsaklara cezaevlerinde uygulanan devlet şiddeti de sistematik olarak bir çeşit sindirme ve ıslah etme yöntemi olarak devam ettirilir.

Devlet şiddeti

Devletlerin kendilerine muhalif olarak gördüğü bütün kesimler, halklar ve gruplar üzerinde uyguladığı en örgütlü şiddet biçimidir. Devletin kendisi tarihsel süreç için oluşan en örgütlü şiddet mekanizmasıdır. Bu anlamda bütün şiddet biçimlerini kurumsal yapılarda başlamak üzere tüm topluma yayarak uygular ve toplumu devletin uygun gördüğü sınırlar çerçevesinde tutmak için sistematik olarak şiddet yöntemlerine başvurur.

Kadına yönelik şiddet ‘özel’ midir?

Şiddetin kendisini en yaygın uyguladığı alanların başında aile içi şiddet gelmesine rağmen gizlenen ya da üstü örtülerek en fazla meşrulaştırılan şiddet türü olmaktadır. Bunun temel nedeni ise ister eş ister sevgili olsun uygulanan şiddetin “özel alan” olarak nitelendirilen aile içinde olmasıdır. “özel alan” olarak sunulan ikili ilişkiler ya da aile ortamı üçüncü kişilerin ya da “dışardan” biri olarak netelendirdiği kesimlerin “alanı” dışında görüldüğünden “özelde” yapılana “karışamazsınız algısı hakimdir.

Yani kadınların aile içinde ya da partner ilişkilerinde maruz kaldıkları fiziksel saldırı, tecavüz, tehdit, dayatma, zorlama, baskı, hakaret ve her türlü aşağılanma bahs edilen “özel alan”da gerçekleştiği için kişisel sorun olarak nitelendirilmekte, toplumsal bir alan olarak görülmemektedir. Mesela bir erkeğin bir kadına tecavüzü birçok ülkede suç kabul edildiği halde evlilik içi tecavüz meşru görülebilmektedir. Neden? Çünkü “özel alan” koruması altına alınmıştır. Evlilik içi tecavüz; yani eşin kadının rızası dışında cinsel ilişkiye zorlanması son yıllarda yapılan mücadeleler sayesinde ceza hukukuna dahil edilmiştir. Aile dışında bir erkeğin tecavüzünü suç kapsamında görenler aile içinde bir erkeğin tecavüzünü normal görebilmektedir. Bunda yatan temel zihniyet kadının erkeğin mülkü olduğu ve istediği tasarruf hakkına sahip olduğu düşüncesidir.

Sokak ortasında yürürken birileri gelip size saldırsa bu toplum tarafından normal karşılanmaz. Ama aynı saldırı aile içinde olduğunda “özel alandır, kişisel sorunlarıdır” deyip normal karşılanır ve meşrulaştırılır. Dolayısıyla aile içi veye partner ilişkilerde uygulanan şiddet özel olamaz. Çünkü sistemin kendini iktidarsal olarak da örgütlediği ve ürettiği bir alandan bahsediyoruz. Kadınlar “özel alan” adı altında katledilmekte, şiddetin her biçimini yaşamaktadırlar. Feministlerin de haklı olarak dediği gibi “özel olan politiktir, ideolojik bir sorundur”. Ve “özel alan” da bir mücadele sahasıdır.

“Şiddeti abartıyorsunuz, o kadar da değil”

Kadına dönük şiddet meselesi konuşulduğu her ortamda bu refleksle karşılaşmak mümkündür. şiddeti abartıyorsunuz, o kadar da yoktur anlayışı şiddeti sıradanlaştırmakta hatta şiddetle mücadeleyi zayıflatan en kurnaz yaklaşım biçimi olmaktadır. Dünyada ve yaşadığımız kendi toplumumuzda var olan istatistikler, kadına dönük şiddetin yaygınlığını gösterdiği gibi gerçek rakamlar ise tam olarak bilinmemektedir. Kadınlar hayatlarının her evresinde şiddetin mutlaka bir veya birden fazla türünü yaşamaktadır.

“Şiddet eğitimsiz ve yoksulların sorunudur”

Yaygın kanının aksine her sınıftan, her gelir düzeyinden ya da her “eğitimli” ya da “eğitimsiz” kesimden kadınlar şiddete maruz kalmaktadır. Çünkü kadına dönük şiddet sorunu köklü bir sistem sorunudur ve her sosyal kategoriden erkek kendinde devrimsel bir dönüşüm yapmadığı müddetçe kadına cinsiyetçi ve mülkiyetçi yaklaşmaktadır.

“Kadın şiddeti hak eder”

Kadınların çoğu zaman yaşadığı şiddeti dile getirmemeleri veya paylaşmamaları farklı kanılara neden olur. İnsanlar kadının bu şiddeti hak ettiğine ya da şiddete alıştığına inanır. Hiçbir kadın şiddeti sevmez ve isteyerek şiddete koşmaz. Birçok kadın şiddet karşısında görece suskun ya da mücadelesiz kalıyorsa yaşadığı kaygılardan, çocuklara dönük taşıdığı endişelerden, toplumsal önyargılardan ve baskılara karşı taşıdığı korkulardan ileri gelmektedir. Hiçbir kadın şiddet gördüğü ortamda kalmak istemez. Sadece içinde bulunduğu koşullardan kaynaklı olarak buna mecbur kalır.

Kadına uygulanan şiddet, kişiliğinde derin izler bırakmakta, özgüven kaybı da dahil birçok tahribatı yaşamasına sebep olmaktadır. Kadınlar yaşadıkları şiddet karşısında edindikleri bilinç ya onları mücadele azmine götürmekte ya da tersinden daha fazla içe kapanmasına, sinmesine, korkmasına, bir şeylerin değişeceği inancının zayıflamasına, mücadele azminin azalmasına sebep olabilmektedir. Ayrıca kadınlar yaşadıkları şiddet karşısında refleks gösterdiklerinde ikinci bir şiddet dalgasıyla karşılaşmakta, şiddet dışa yansıdığında daha derin bir şiddet biçimiyle de cezalandırılmaktadır. Bu anlamda şiddet gören kadınları anlamak, hiçbir kadının şiddeti hak etmediğini, hoşlanmadığını unutmamak gerekir.

Şiddet, içki ve ekonomik sorunlar

Yaygın kanı, şiddet uygulayanların ya alkolden, ya kumardan, ya da ekonomik sıkıntılardan kaynaklanan nedenlerden dolayı şiddet uyguladığına inanır. Aksine bütün bu nedenler şiddetin gerekçeleridir. Alkol ve kumar gibi faktörler mevcut olan şiddet kültürünü daha da derinleştirir. Ama şiddet tek başına bunlarla açıklanamaz. Şiddet aile içinde ataerkil yapılanmanın sonucudur ve öğrenilmiş kültürel kodlarla uygulanır.

“Kadınlar da erkeklere şiddet uygular”

Erkekler kadını sürekli denetlenmesi gereken bir varlık olarak görür ve bundan yola çıkarak kadına dönük şiddetin haklı olduğuna inanır. şiddet tamamiyle erkekten kadına dönük uygulanır. şiddet konusu tartışıldığında hemen ortaya atılan “ama kadınlar da erkeklere şiddet uyguluyor” gibi söylemler, tamamen tarihsel bir sorunu muğlaklaştırmaya, kurnazca erkeğin uyguladığı vahşeti yumuşatmaya dönüktür. Bütün dünyada şiddetin en yaygın ve sistematik olarak uygulandığı cins kadınlar ve çocuklardır. Aksi ele alışlar ataerkil sistemin faşizan yapılanmasını gizlemeye dönüktür.

“Erkeklerin doğasında şiddet vardır, kontrol edemezler”

Birçok tartışma ve ele alışta şiddetin erkeğin genetiğinde ya da doğal yapısında olduğuna inanılır. Bu bakış açısına göre erkek şiddet yüklü doğmuştur ve uygulaması da normaldir. Erkeğin kendini kontrol edemeyeceği veya engelleyemeyeceği düşüncesi hakimdir. Oysa “erkek doğulmaz, erkek olunur”; hiçbir erkeğin doğasında şiddet yoktur. Şiddet öğrenilmiş davranışlar ve geleneksel cinsiyetçi roller üzerinden inşa edilir.

Şiddeti Gören Kadınların Yanılgıları

“Bir daha olmayacak”

Kadınlar şiddete uğradıklarında her açıdan etkilenirler, şok yaşarlar. Birçok kadın bunu bir kereye mahsus olarak ele alır. Bir çeşit kazara davranış olarak yorumlamaya meyillidir. Bu algı biçimi şiddeti yadsımaya ya da bir şekilde gizleme eğilimine dönüşür. Kendini bir daha olmayacağına ve tekrarlanmayacağına inandırmaya çalışır. Ancak kadın, aile içinde yaşadığı şiddete “hayır” demez ve mücadele etmezse şiddet artarak devam eder.

“Aslında eşim beni seviyor”

Eşinin onu sevdiği veya kıskandığı için şiddet uyguladığına inanan bir kadın kendini süreklileşen bir şiddet sarmalının içinde bulur ve çoğu zaman bunu hayatıyla öder.

Birçok kadın yaşadılarını gizler, kimseye anlatmamaya çalışır. Bunun nedeni aile içinde yaşanan şiddetin bireysel bir sorun olduğuna ve aile içinde çözülmesi gerektiğine inanılmasıdır.

Kadınlar yoğun şiddet gördükleri halde çocukları için buna katlanırlar. Bunun sayısız örnekleri vardır. Oysa sürekli şiddet üreten bir ortamda çocuklar daha fazla zarar görür ve direkt şiddetin travmatik etkisi altına girerler. Böylesi durumlarda çocukların sağlıklı bir ortamda büyümesi daha da önem kazanır.

“Ne yapabilirim ki?”

Şiddet karşısında kendini çaresiz görmek ve sineye çekmek de görülen yaygın davranışlardan biridir. şiddetin önlenmesinin hiçbir yolunun kalmadığına ve şiddetin bütün kadınların sorunu olduğu genellemesi pek çok kadının şiddet gördüğü ortamdan uzaklaşmasını engeller. Oysa paylaşarak ve mücadele edilerek değiştirilmeyecek hiçbir ortam yoktur.

“Ben bunu hak ettim”

Birçok kadın, erkeğin kendisine uyguladığı şiddetten yine kendisini sorumlu görür. “Acaba onu memnun edemedim mi, mutlu edemediğim için mi bana böyle davranıyor” tarzındaki düşünüş biçimiyle kendisini suçlar. Erkek de uyguladığı şiddetin temel sebebinin kadın olduğunu söyler. Yani şiddet gerekçelendirilir ve yine kadın suçlanır. Kadın da bir şekilde buna inandırılır. Şiddetin hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

Pazartesi: Avrupa’da şiddet sorunu

Yazarın diğer yazıları

    None Found