AK Saray’da Kürt barağı olsa…

Tarihi Dolmabahçe toplantısı Öcalan ve hükümetin demokratikleşme ve çözüm hususunda güçlü bir niyet mesajıydı. 

Bu toplantıdan hemen sonra İmralı’da 5 kişiden oluşan bir sekreterya oluşturuldu. Gözlemci heyet için son rötuşlar yapılıyor. Öcalan ile devlet heyeti sık sık bir araya geliyorlar. Bunlar tarihi adımlar. Ancak şu hususları vurgulamadan edemeyeceğim: Sekreterya işini 20 yılı aşkındır hapiste olan kişilerin ne kadar yürütebilecekleri tartışma konusu. Ve gözlemci heyetin etkisiz ve yaptırımsız bir “milli” ekip olması sürecin güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Başmüzakerecisi cezaevinde, sekreteryası hapiste ve gözlemci heyeti “milli” bir müzarekere hükümet dayatmasıdır ve başarı olasılığı azdır.

Gözlemci heyetin taraflara bir yaptırımı yok. Başmüzakereci ve sekreteryasının dünya ile bir bağlantısı yok; tek bağlantısı 5 kişiden oluşan HDP heyeti ve 7 TV kanalı. Heyet özgür şartlarda görüşmelerini yapamıyor; hükümetin denetimi ve izni ölçüsünde görüşmeler yapabiliyor. 

Ve bu şartlarda 2015 Newrozu’nda hükümet tarafı Öcalan’dan “PKK’yi silahlı mücadeleye son vermeye çağırıyorum” açıklaması yapmasını bekliyor. Öcalan böyle bir çağrı yapabilir, ki daha önce de yaptı. Ancak toplanması beklenen kongrede böyle bir kararın çıkması ve pratikleşme ihtimali zayıf görünüyor. 

Esas tartışma Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürdistan probleminin çözümü hususunda atılacak yasal ve anayasal adımlar olmalıdır. Silahların hangi esaslarda tartışılması değil; demokratikleşme ve çözümün hangi esaslarla sağlanacağı hususu daha hayatidir. Kürdistan’da yaşayan halkların (Arap, Kürt, Süryani, Ermeni ve diğerleri)  yasal, anayasal bir statüsü yok. Türkiye Cumhuriyetinin özgür ve eşit yurttaşları değiller. Yürütülecek tartışma bu eksende olursa çözüm sürecinin başarısı mümkündür.

Amed Newrozu’nda da öne çıkacak olan Kürdistan’ın özgür statüsü ve Türkiye’nin demokratikleşme talebi olacaktır. 

PKK iki yıldır Türkiye’de tek bir silah kullanmadı. Dolayısıyla bugünün özel tartışması hükümetin aksine silahsızlanma değil; demokratikleşme ve özgürlük esaslarıdır. Silahsızlanma tartışmasının amacı demokratikleşme ve özerklik taleplerini bertaraf etmektir. Oysa tartışmanın esasını burası oluşturuyor. Bunun için yasal ve idari önlemlerin alınması gerekiyor. Bunların başında da anadilde eğitim hakkını ihtiyacı karşılayacak şekilde düzenlemek geliyor. 

Bunun kolay olduğu düşünülmesin. 

Ne zaman ki çözüm tartışmaları yapıldı ve önemli bir eşiğe geldik işte o zaman Erdoğan ve ekibi devreye giriyor.

İşte Oslo, işte Paris suikasti… 

İşte 6-8 Ekim ve Cizre tertibi… Oslo sürecinin boşa çıkartılması, Paris suikastı, 6-8 ekim katliamı ve Cizre tertibi derin Erdoğan’ın işi… 

Çözüm sürecinde ne zaman kritik bir eşiğe gelsek yine devreye giriyor. Bilinen “Kürt sorunu yoktur, neyiniz eksik ya“ açıklaması bu provokasyonun bir parçası… 

Üçüncü bir göz gerekiyor. Ama bu göz “milli” olmamalı… “milli” bir gözün yaptırım güçü yok ve olmaz. Uluslararası bir göze ihtiyaç var. İstediğinde çözümden kaçan, oyalayan ve ayak direten tarafa yaptırımı olacak bir göz… 

DAİŞ bölgede Erdoğan’ın projelerini yürütüyor. Bir yandan suni bir Arap blok oluşturdu diğer yandan da Kürtleri kendine mecbur etmek istedi. Seküler ve demokratik bir PKK mezhep ve milli kapışmanın önünde tek kurtuluş gücü. Erdoğan çözüm süreci söylemi üzerinden PKK’yi tasfiye etmek istiyor. İşin esası bu… 

ABD-İngiltere veya başka bir batılı güçün gözlemci olmasının kime ne zararı var! Hem bu ülkeler Türkiye’nin stratejik müttefikleri. Ama Erdoğan hiç kimseyi istemiyor. Tutturmuş illa “milli göz olacak” diyor. 

KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık “Uluslararası bir heyet de olabilir. Aracılara, gözlemcilere ihtiyaç var” demişti. 

İmralı’daki mahkum değişimi, hasta mahkumların tahliyesi ve “milli” bir gözlemci heyet dışında hükümetin gündeminde bir şey yok!

Burada yapılan ortak açıklamaya dair bir anektotu sizinle paylaşmak istiyorum: Açıklamayı hükümet yapacak ardından da HDP Heyeti Öcalan’ın “silahlı mücadeleyi bırakma temelinde PKK’yi Nisan ayında olağanüstü kongreyi toplamaya çağırıyorum” açıklamasını okuyacaktı. 4 Şubat için uluslararası basın ve yabancı dillere çeviri için de hazırlıklar tamamlanmıştı. Hükümet bir oldu-bittiye getirmek istiyordu. Ancak Öcalan, HDP ve Kandil “Öncelikle müzakere taslağı için anlaşmamız lazım ancak öyle açıklamayı yaparız” dediler. Taslak üzerinde anlaşıldı ama bu kez hükümet istediğini almayınca açıklamanın uluslararası ayağını pas geçti ve yer olarak Dolmabahçe seçilmiş oldu. 

Şimdi iş hükümete düşüyor. Öncelikle Kürdistan cephesinde oluşturduğu algıyı yıkmak için güvenilir adımlar atma sırası devlet tarafında. Geçen gün görüştüğüm bir Diyarbakırlı “Eğer Erdoğan ve Davutoğlu barış için adım atarsa onları evimde ağırlamaya hazırım” dedi. 

Şimdi Kürdistanlılar bu Newroz’da Ankara’da da kendi renklerini görmek istiyorlar!

Ak Saray’da soluna Türk bayrağı, sağına Kürdistan renklerini alan bir Erdoğan bütün önyargıları yıkar ve halklarımızın özgür ve eşit birliğine kapı açar. 

Türk bayrağı nasıl ki Kürtlerin ortak bayrağı ise Kürdistan renkleri de Türklerin ortak rengi olabilmeli… 

Türk bayrağı ve Kürdistan renkleri birlikte dalgalanırsa işte o zaman eşit ve özgür yurttaşlık temelinde birlik olur!

Ayrıca bunun bir dayatma olmadığının özellikle altını çizmek istiyorum. 

Ankara’da sergilenecek olan Kürdistan renkleri emin olun Şırnak, Adıyaman ve Diyarbakır’da çözüm ve kardeşliğe olan güveni güçlendirir… 

Bundan güzel bir Türkiye görüntüsü olur mu? 

Neden olmasın?

Yazarın diğer yazıları