Akıl verme, yap!

Ulusal Birlik ve diğer yandan faşizme karşı birlik adına yapılan tüm girişimlerde yer almış herkesin yeniden birbiriyle iletişime girmesi bir umut yaratabilir mi? Belki…

Ulusal güçler parçalı

Devrimci güçler parçalı

Sol güçler parçalı

Demokratlar parçalı

Muhalefet parçalı

Bu parçalı durum cidden sorgulanmalıdır. Faşizme karşı direniş parçalı yürütülemez. “Faşizm var” diyenler anti-faşist cephede birleşmek zorundadır. Böyle temennilerde bulunmak güzeldir fakat hiçbir şeyi değiştirmiyor.

Değişim için emek vermek, kavga etmek gerekir. Herkesin kendi adasında kalmasına saldırmak lazım. İdeolojik-siyasi kavgalara girmek lazım. Kıran kırana fikir tartışması yürütmek lazım. Ne lazımsa onu yapmak lazım. Kavga etmeden barışmayı, birleşmeyi bilmiyoruz. Bu mudur geleneğe sahip çıkmak? Bu mudur faşizme karşı direnişi örgütlemek?

Cidden durum kritiktir. Faşizm çöküşe doğru giderken saldırganlığı sınır tanımıyor. Çökertelim, yeniden canlanmasına fırsat vermeyelim. Bunun için parçalı duruşları aşalım.

Genç nesillerin adını bile duymadığı o kadar çok örgüt kurulmuş ve o kadar çok parçalanma yaratılmış ki insanı bunaltıyor.

Kimse örgütünü feshetmesin, düşüncesini de terk etmesin ama birlikte hareket etmeyi öğrensin diye çırpınanlara da aldıran yok. Neyse ki “bu havalarda dövüşenler de var!”

Tüm Ortadoğu hatta tüm dünya çapında demokrasi güçlerinin birlik olmasını savunuyoruz. Bu bizim zayıflığımızdan ileri gelmiyor. Doğru anlayış budur da ondan savunuyoruz.

Küresel kapitalizm karşısında küresel demokrasi örgütlenmesini savunuyoruz. Bunu savunurken tüm dünyada devrim olmadan kurtulamayız diye panik içinde hareket etmiyoruz. Hayır Troçkist değiliz. O çizgiye göre tüm dünyada devrim olmadan kurtuluş yoktur. Dünya çapında devrimi de savunalım fakat ülkemizi işgal altından kurtaralım.

Ülkemizi sömürgeci-faşist işgalden kurtaracağız. Bunun mücadelesini nerden nereye getirdiğimizi herkes görüyor. Sonuca da götüreceğiz. Fakat bu mücadelede birlik anlayışını da savunuyoruz. Türkiye’de, Ortadoğu’da, Avrupa’da ve tüm dünyada mücadele birliği. Neye karşı? Küresel kapitalizme karşı. Sloganımız budur. Kapitalist-tekelci güçler dışında kalan tüm insanlık demokrasi mücadelesinde birleşebilir. Anti-kapitalist güçlerin birliği gereklidir.

Küresel kapitalizmin şimdiki hali küresel faşizme doğru gidiyor. Anti-faşist cepheyi de küresel düzeyde örgütlemeliyiz.

İçinde bulunduğumuz 3. Dünya Savaşını bitirecek güç de bu mücadele birliği olacaktır. Kimi güçler Suriye rejiminin devrilmesini bekliyor, kimisi ABD’nin İran’a saldırmasını, kimisi Trump’ın gitmesini, kimisi AB’nin çökmesini, kimisi ekonomik krizin derinleşmesini…

Beklemekle ömrünü geçirenler geleceklerini kapitalizme bağlamışlar. Halk düşmanlarıyla işbirliğini ihanet olarak görmeyenler de var. Onlar da geleceklerini paraya bağlamışlar. En son olarak Suriye-Rusya anlaşmasıyla İdlib operasyonu gündeme gelince her türlü gelişmeyi buna bağlayanlar da çıktı. Fırsatları değerlendirmek ayrı kaderini bu tür gelişmelere bağlamak ayrıdır. Tarihten ders çıkaranlar öz gücüne güvenmekten, bu çizgiyi esas almaktan vazgeçmezler. Gözünü dış gelişmelere dikmek yerine birlik olmaya bakmak daha hayırlı sonuçlar yaratacaktır.

Bu karamsar tabloya karşın umut yaratan, dahası faşizme korku salan ve onu çökertmek, yok etmek konusunda bir hayli iddialı olan devrimci mücadele gerçekliği var. İsteyen herkesin istediği kadar güç ve moral alabileceği bir gerçekliktir Kürdistan’da yükselen devrimci mücadele. “Ortadoğu’nun en dinamik gücüdür” deyip onunla ilişki kurmak ve birlikte mücadele etmek gereğini savunanlar vardır. Dünya çapında da buna rastlanıyor.

Fakat halen şovenizmin etkisinden kurtulamayanlar bir başına kalmakta ısrar ediyorlar. Halihazırdaki birleşik mücadele gücüne de uzak duranlar var. Kendimizi merkeze koymuyoruz. Bir realiteden bahsediyoruz. Fakat buyurun istediğiniz şekilde mücadele birliği oluşturalım dediğimizde yine şovenizm kokan gerekçelerle karşılaşıyoruz. Peki bu güçler faşizme karşı mücadele ediyorlar mı? Ya da bu şekilde “yalnız” kalarak bir sonuç elde ediyorlar mı? Bizimle uğraşmayı marifet sananlara “Siyah Bilinç” için öncülük yapan Güney Afrika’lı büyük devrimci Biko’nun dediği gibi “Yanımızda duran, dost olmak isteyen beyazlarsınız diye akıl vermekten vazgeçin. Beyaz ırkçılığına karşı ne yaptığınızı sorgulayın. Gidin onlarla uğraşın!” dememiz gerekmez mi?

Akıl verme hastalığını terk etmeyenler faşizme karşı nasıl bir mücadele verecekler? Aslında siyasette buna “oportünizm” deniliyor. Felsefik yorumuna girersek hayattan anladıklarının ne olduğunu sorgulamalıyız. Yoksa kestirmeden gidip kapitalist modernitenin lafazanlaştırdığı tipolojiden mi bahsetmek gerekir?

“Akıl verenlerin” kendilerini sorgulamaları, ne yaptıklarının farkına varıp bu yanlıştan dönmeleri belki birliğe hizmet edebilir.

Onlara çağrımız nettir: “Şöyle yapın-böyle yapın…” demeyi bırakın, gelin ne yapacaksak birlikte yapalım.

Yazarın diğer yazıları