‘AKP CHP’dir’

Cihan DENİZ

İdris Küçükömer’in meşhur “Türkiye’de sol sağdır, sağ soldur” şeklindeki tezini biraz değiştirerek mevcut iktidara uygulamak, ilginç ve ilginç olduğu kadar da Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu ideolojik atmosferi anlamak için faydalı olacaktır.

Hatırlanacağı gibi, AKP’nin kendi iktidarını başlarında yani kendi dışındaki herkesi statükocu ve kendini reformcu olarak topluma lanse ettiği günlerde, iktidara yakın çevrelerde pek bir revaçtaydı İdris Küçükömer’in bu tezi. Bu teze dayanarak AKP’nin ne kadar halkçı, değişimci ve hatta solcu olduğunu, tersine AKP’nin siyasetine muhalefet edenlerin ise aslında ne kadar sağcı olduğunu iddia ederlerdi. AKP’nin sadece diline doladığı ama asla köklü adımlar atmadığı demokratikleşme, Avrupa Birliği üyeliği gibi hedefler gündemden düşünce bu tez de bir kez daha unutulup gitti.

Bugün bir kez daha İdris Küçükömer’e dönüp, onu biraz değiştirerek şunu söyleyebiliriz:

“2019 Türkiye’sinde AKP CHP’dir.”

“AKP CHP’dir” dediğimizde tabii ki hali hazırda varlığını sürdüren bir siyasi partiyi kast etmiyoruz. Kast ettiğimiz, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri devletin genlerine işlemiş bir yönetim zihniyetidir. Muktedirlerin halklara ve onların taleplerine bakış tarzıdır.

Bu zihniyet, siyaset yapma tarzı olarak merkeziyetçidir; yani toplumu ilgilendiren konular yerellerde tartışılarak çözülmek yerine toplumun geniş kesimlerine kapalı iktidar merkezinde belirlenerek ele alınmaktadır.   

Bu zihniyet topluma bakışı açısından ise tekçidir, inkarcıdır. Gerçekte değil ama kendi zihinlerinde kurguladıkları bir Türklüğü esas alan bu anlayışın bir halklar ve inançlar bahçesi olan Mezopotamya ve Anadolu coğrafyalarında yaşayan halklara verdiği yegane şey tekçilik deli gömleğidir. Farklı halklar ve inançlara sahip olanlardan beklenen bu deli gömleği giymek ve kendi özlerini inkar ederek iktidarın dayattığı hayatı yaşayacaklardı. Kürdüyle, Alevisiyle, Sünni Müslümanıyla, Hıristiyanıyla bunu kabul etmeyenlerin başına nelere geldiği yirminci yüzyıl siyasi tarihinin kanlı sayfalarında yazılıdır. Ve bunların anıları hala ezilenlerin hafızasında ilk günkü gibi tazedir.

İktidarının 19. yılında AKP, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kurucu zihniyetin tüm olumsuz özelliklerini ve geleneğini devralmıştır. “CeHaPe zihniyeti”, “tek parti zihniyeti” sözlerini ağzından düşürmeyen mevcut iktidar, tüm bunların en büyük taşıyıcısı ve yeniden üreticisi olmuştur. Cemaat ile yolların ayrılmasının ardından Ergenekoncular ile kurulan ittifakın yani Beyaz Türk Faşizmi ile Yeşil Türk Faşizmi arasında kurulan ittifakın tek bir anlamı vardır o da merkeziyetçi ve tekçi anlayışın günün şartlarında güncellenerek yeniden hakim kılınmasıdır. Buna bağlı olarak da Kürt karşıtlığı ve ne pahasına olursa olsun Kürtlerin kazanımlarının ortadan kaldırılması hedefi, siyasetin en belirleyici unsuru haline gelmiştir.

Merkeziyetçiliğin ve tekçiliğin ezilen halklar için ne anlama geldiğine ilişkin bilinci ve hafızası güçlü olanlar için “AKP CHP’dir” tezine ilişkin siyasal veya bilimsel argümanlara ihtiyaç yoktur. Halklar kendi doğal ferasetleri ile iktidarın hangi yola girdiğini ve girilen bu yolun sonunda kendilerini neyin beklediğini görmektedir. Bizzat mağduru oldukları bir zihniyetin bugünkü taşıyıcısının kimler olduğunun bilincindedir. Ve bu bilinçle hareket etmektedir.

Zilan’ın, Dersim’in acıları hala kalbini sızlatan, “Vatandaş Türkçe Konuş”, “Türkçe Konuş Çok Konuş” sözleri hala kulağında çınlayan bir Kürt için bunları yaratan zihniyeti bugün kimlerin sürdürdüğünü anlamak zor değildir. Dün “Vatandaş Türkçe Konuş” diyenler bugün belediyelerde Kürtçe tabelaları indirmektedir; dün Kürtçe konuştuğu için insanlara para cezası kesenler bugün Meclis’te “Kürdistan” diyenlere para cezası verenlerdir.

Aynı şekilde dine ait olan her şeyin devlet tarafından belirlenmesinin en başta din için ne gibi sonuçlar doğuracağının bizzat yaşayarak görenler, bugün iktidarın politikalarından ve onun doğuracağı sonuçlardan endişe duymaktadır.

Aynı şey AKP seçmeni için bile söylenebilir. AKP saflarında yaşanan çözülmenin en temel nedenlerinden biri de sözde ne kadar devletçi olursa olsun içgüdüsel olarak devletin yaşamına, inancına, ekonomisine müdahale etmesinden hoşlanmayan ve bundan korkan ve aynı zamanda merkeziyetçi ve tekçi anlayışın önemli mağdurlarından AKP seçmeninde oy verdiği partinin iktidarı altında geride kaldığını düşünülen korkuların yeniden su yüzüne çıkmasıdır.

Sonuç olarak, geleneksel olarak asla CHP’ye oy vermeyecek kesimler, 31 Mart seçimlerinde CHP’ye oy verirken aslında “AKP CHP’dir” gerçeğinden hareket etmektedir. Yani CHP’ye oy verirken aslında CHP’nin temsil ettiği değerlere değil ama paradoksal olarak zihniyet olarak CHP’lileşmiş bir AKP’ye karşı oy kullanmaktadırlar. Yani bu seçimde oy verdikleri CHP’ye özel bir anlam atfetmeden, onunla ilgili özel bir beklentiye girmeden bir mesaj vermektedirler.

Bu coğrafyamıza barış ve demokrasinin tekrar gelmesi açısından önemli bir mesajdır. Bu mesaj tüm siyasi partiler tarafından ama en başta da demokratik siyaset kurumları tarafından dikkatlice okunmalı ve değerlendirilmelidir. Buna bağlı olarak, demokratik siyasete düşen ise halkların bu mesajına kulak verip yerele dayanan, katılımcı, farklı kimlikleri dışlamayan demokratik bir siyasetin mücadelesini vermektir.

Yazarın diğer yazıları