AKP-Ergenekon köprüsünün altındaki akıntılar

                    Ava NEŞE KALP

Kürtleri baskılamak için şekillendirilen ve işletilen sistem, sürekli olarak kanser üretiyor. Her on yılda bir operasyon geçiren bedenin, uzun sıkıyönetimler, olağanüstü haller, özel valilikler; şimdi de dışarıda savaş arayışları, başka ülkelerin toprağına sarkma vb. bir dizi müdahale biçimleri ile ömrü uzatılmaya çalışılıyor. Bu nedenle eskiden sevimli ‘Batılı/Seküler’ maskeleriyle gizledikleri vahşetlerini, artık gizleyemiyorlar. Bastırmaya çalıştıkları bu tümörler tekrar hareketleniyor.

Son zamanlarda Kürt düşmanlığı üzerinden iş birliği yapan Ergenekon ve AKP’liler arasında çatışma emarelerini izliyoruz. Başbuğ ve Erdoğan arasındaki polemik, Perinçek’in sahne alarak Erdoğan’ı tehdit edişi, MHP’nin ‘15 Temmuz’un siyasi ayağı’ talepleri, bu iç çatışmanın dışa yansıyan kısmı. Bu çatışmanın Suriye/İdlib konusu üzerinden ortaya saçılması da büyük bir olasılıkla AKP’nin cihatçılardan vazgeçmeme, Ergenekoncuların ise cihatçılardan çok Suriye/Rusya ile anlaşma zeminleri araması ile ilişkilendirilebilir.

Erdoğan’ın apar-topar Ukrayna gezisi, 200 milyon TL’lik ‘yardım paketi,’ her ne kadar İdlib konusunda Rusya ile kapışma olarak işlense de bunun içerideki Ergenekoncularla bir kapışma olduğunu söylemek gerekir. Erdoğan’ın Putin’e kafa tutmasının bu aşamada mümkün olmadığını hepimiz biliyoruz. Putin’in de çok öyle okumadığını verilen tepkilerden anlamak mümkün. Bu iç çatışmanın Putin’in oldukça işine geliyor olmasını da hesaba katarsak, Rusya’dan verilen yumuşak tepkiler daha da anlamlı hale gelmektedir. Rusya ve Putin’in tepkilerini, Erdoğan’ın biraz daha içeriden de sıkışmasını sağlayacak böyle bir sürecin daha ustalıkla yönetilmesi olarak okumak gerekir. Bu yolla hem Avrasyacılar hem de Erdoğan daha savunmasız olarak Putin’in avucundaki yerlerine yerleşeceklerdir.

İdlib’in düşmesi, ABD’nin de elbette işine gelmiyor. Rojava’dan çekilme, özellikle de Kasım Süleymani’nin vurulması sonrasında bölgede zayıflayan konumu, ABD’nin İdlib konusundaki tutumunu etkilemektedir. Bu sebeple, ABD’nin Kürtlerle müttefikliği daha da kıymete binse de yine de bölge koşulları gereği Türkiye’nin yandaşlığına ihtiyacı vardır. Bu nedenle Erdoğan’la olan ilişkiler özellikle de Ergenekoncular ve Rusya ilişkileri üzerinden okunduğundan daha da önem kazanmaktadır. AB’nin de bu konuda alarmda olduğu ve Erdoğan’a özellikle Merkel üzerinden destek sunulduğu açıktır. Dikkat edilirse Erdoğan’ın en kritik dönemlerinde, özellikle Merkel, Türkiye’ye gelir, birlikte basının karşısına geçer ve döner. Son dönemde buna bir de Davutoğlu’na yemek meselesini de eklemek lazım.

AB’li büyükelçiler neden Davutoğlu gibi aslında gelecek kredisi yüksek olmayan bir siyasetçiye yatırım yapsınlar? Ya da bu başka yere iletilen sembolik bir mesaj mıydı? Eğer böyle ise kimeydi ve ne demek istiyordu? gibi birtakım sorular bu yemek daveti etrafında dönmektedir. Bu konuyu, Başbuğ’un açıklamaları sonrasında Erdoğan’ın ‘Meclise hakaret ediyor’ biçiminde AKP’li milletvekillerine şikâyet edin emrini vermesi, akabinde Meclis’e hakaret suçlaması ile suç duyuruları bu iki suç örgütü arasındaki güç çatışmaları ve bundan doğan pazarlık olarak gibi görünmektedir.

Ergenekon ve uzantısı MHP’nın toplumsal karşılığının olmayışı, özellikle Baykal ile birlikte CHP içinde artık çok seri hareket edemeyişi de bu denkleme eklenince Erdoğan’a ihtiyaçları ortada. Ancak başta İdlib olmak üzere Erdoğan’ın güç kaybına uğrayacağı bir konumda Rusya ile farklı kulvarlara savrulması, Ergenekoncuları oldukça ürkütmektedir. Zira Rusya desteği olmaksızın Avrasyacıların ayakta kalması artık mümkün görünmemektedir. Bu arada bütün bu pazarlıkları gören AB ve ABD’nin hareketlenmesi de gözle görülür bir düzeydedir. İdlib’de Türk askerlerinin öldürülmesinin akabinde ABD’nin yaptığı açıklamayı buradan da okuyabiliriz.

AB’nin son girişimi olan büyükelçilerle Davutoğlu görüşmesini de bu çatışma aralığında okumak mümkündür. Ergenekon’un Avrasyacı pozisyonu nedeniyle AKP veya olmazsa o cenahtan kitleyi kontrol edebilecek başka alternatifleri yedekte tutmanın bir girişimi olarak düşünmek de gerekir. Bunun Ergenekon’a mesaj verme, yani ‘Erdoğan’ı halletseniz bile başka alternatifler vardır’ olacağı gibi Erdoğan’a Batı’ya yaklaşması için verilen bir uyarı olarak da okuyabiliriz.

Dolayısıyla önümüzdeki günlerde ya bu pazarlık ve kavga büyür ve çatışmaya döner ya da kendi aralarında belli bir uzlaşmaya varıp, konuyu kapatarak bir sonraki baharda çatışmak üzere tekrar bir araya gelir ve Kürtlere saldırmaya devam ederler.

Bu arada özellikle CHP’nin bu süreçte geçmişte hep yaptığı gibi ‘bunlar izin vermez sessizce bize destek olun’ çabalarının da bugüne kadar Kürtlere ve de özellikle Alevilere hiçbir hak vermeksizin politikalarına yedeklemek riski taşıdığını unutmamak gerekir. Açık ve yazılı konsensüsler olmaksızın, CHP’ye yedeklenmenin Kürt tarihi için yaşadığımız cehennemin tekrarı olacağı anlamına gelir. Bu, ucuz yoldan Kürtleri ve Alevileri aldatma ayaklarını Kürtlerin net olarak okuması gerekir. Zor duruma düştüklerinde yardım istedikleri Kürtleri, elleri rahatlayınca nasıl hunharca arkadan bıçakladıklarını sürekli olarak hatırlamakta yarar var. Kürtler olmaksızın kimsenin hayatta kalma şansı yoktur. O nedenle önce Kürtlerin hayatta kalacağı bir altyapının inşası şarttır ve bundan asla ve katta bir tek adım geri atılmamalıdır.

Yazarın diğer yazıları