AKP faşizmine karşı direniş her yerde

Kuşkusuz HDP ve DBP Eşbaşkanlarına, milletvekillerine ve belediye eşbaşkanlarına yönelik geliştirilen tutuklama operasyonları, AKP’nin 24 Temmuz 2015 tarihinden itibaren başlatmış olduğu topyekun faşist özel savaş saldırılarının son halkası olmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, “Parti kapatan iktidar” olmamak için AKP Hükümeti HDP ve DBP’yi resmi olarak kapatmamakta, ancak genel merkez, il ve ilçe yöneticilerini tutuklayarak bu iki partiyi fiilen kapatmış olup, işlemez ve çalışamaz kılmaktadır. Doğal olarak HDP ve DBP örgütleri ve taraftarları, tüm ezilenler ve demokratik güçler de AKP’nin söz konusu faşist-soykırımcı saldırılarına karşı her yerde direnmektedir.

Bilindiği gibi, AKP’nin topyekun faşist özel savaş saldırısı 24 Temmuz 2015 gecesi gerillaya yönelik hava saldırıları ve demokratik siyasete yönelik ise siyasal soykırım operasyonları biçiminde başlamıştır. Bu arada söz konusu faşist-soykırımcı saldırılara zemin yaratmak amacıyla DAİŞ katliamları da kullanılmıştır. Önce dağda gerilla bombalanarak, şehirde HDP ve DBP yöneticileri tutuklanarak, DAİŞ katliamları kullanılarak ve özellikle de HDP’nin genel merkez dahil il ve ilçe binaları yakılarak 1 Kasım seçim darbesinin başarısı için zemin oluşturulmuştur. 1 Kasım seçim darbesiyle iktidar gasp edilince de, başta Kürtler olmak üzere tüm ezilenlere ve demokratik güçlere yönelik topyekun saldırı içine girilmiştir. 

AKP iktidarı, tarihin en zalimce Kürt katliamı yapan iktidarlarından biri olmuştur. Cizre ve Sur’da başlayan şehir yakıp yıkmanın ve tüm Kürt değerlerine yönelik vahşice saldırmanın benzerleri tarihte az bulunur. Böyle bir vahşet etrafında geliştirilen topyekun faşist saldırıya karşı Kürtler ve demokratik güçler direnince ve bu temelde Ahmet Davutoğlu Hükümeti yıkılıp Tayyip Erdoğan Yönetimi yıkımın eşiğine gelince de, imdada 15 Temmuz askeri darbe girişimi ve 20 Temmuz OHAL darbesi yetişmiştir. “DAİŞ’e karşı” denilerek Kürtlere yönelik başlatılan topyekun faşist savaş, “Fetö’ye karşı” denilerek tam bir Kürt soykırımı haline getirilmiştir.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecride, Kürt halkı üzerindeki faşist-soykırımcı teröre ve Kürt özgürlük güçlerine yönelik topyekun özel savaş saldırısına demokratik siyasetin toptan yok edilmesi amaçlı saldırılar da eklenmiştir. Önce milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılmış, ardından kayyum atama yöntemiyle DBP’li belediyeler işgal edilmiş, özgür basın tümden yasaklanmış ve son halka olarak da HDP ve DBP yöneticilerine yönelik söz konusu tutuklama operasyonları geliştirilmiştir. İl ve ilçe yöneticilerinin tutuklanması biçiminde yürütülen siyasal soykırım operasyonları, son tutuklamalarla eşbaşkan ve merkez yöneticilerin tutuklanması düzeyine çıkarılmıştır.

Kuşkusuz son tutuklamalar için “Bardağı taşıran son damla” demek hafif kalır. Çünkü faşist katliam ve soykırım bardağı çoktan taşmış durumdadır. Burada olan, HDP ve DBP Eşbaşkanlarının tutuklanmasının halkta uyarıcı etki yapmasıdır. Bu etki nedeniyle Kürtler ve dostları, tüm demokratik güçler siyasal iradelerine sahip çıkmak üzere her alanda AKP faşizmine karşı direnişe geçmişlerdir. Son on gündür Kuzey Kürdistan şehirleri yaygın kitle eylemlerine sahne olmaktadır. AKP faşizmine karşı direniş eylemleri, Kuzey Kürdistan sınırlarını da aşarak Kürdistan’ın diğer parçalarına, Türkiye metropollerine, Avrupa kentlerine ve dünyanın dört bir yanına yayılmaktadır.

Son günlerde AKP faşizmine karşı direniş her yerdedir. Söz konusu direniş eylemlerine başta kadınlar ve gençler olmak üzere toplumun tüm kesimleri katılmaktadır. Yine söz konusu direnişlere Kürtler öncülük etmekle birlikte, hemen hemen tüm halklar katılım göstermektedir. Neredeyse “Dünya Kobanê Günü”ne benzer bir eylemlilik gündeme gelmektedir. Aslında söz konusu kitle eylemliliği Eylül ayı başında “İmralı tecridine ve İmralı’daki belirsizliğe” karşı gelişmişti. “Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşme” talebi temelinde başlatılan açlık görevleri etrafında giderek yayılan ve şiddetlenen bir demokratik kitle eylemliliği ortaya çıkmıştı.

Eylül başındaki söz konusu kitle eylemliliğinin AKP faşizmini nasıl korku ve telaş içine soktuğunu yaşayarak gördük. Bu nedenledir ki, 11 Eylül günü Kürt Halk Önderini kardeşi ile görüştürerek söz konusu kitle eylemliliğinin önünü kesmeye çalıştı. Bundan yararlanarak da, başta özgür basın ve demokratik siyaset olmak üzere halk üzerindeki baskılarını yoğunlaştırdı. Bu durumu bilince çıkaran halk kitleleri de, son eşbaşkanların tutuklanmasının yarattığı uyarıcı etkiyle de mevcut eylemlilik içine girdi. 

AKP faşizmine karşı her yerde gelişen demokratik halk direnişlerinin kuşkusuz birçok nedeni ve etkeni vardır. Fakat bunlar içinde iki tanesi bizce çok önemlidir. Birincisi, topyekun faşist saldırıya karşı topyekun demokratik direniş gereğinin halk tarafından artık anlaşılmış olmasıdır. Kürtler ve Türkiye’deki halklar bilinen şu gerçeği yaşayarak görmüşlerdir: Susma, sustukça sıra sana gelecek! Çok açık ki, faşist saldırganlık karşısında susulmaz, geri kaçılmaz ve mevzi terk edilmez. Her direniş mevzisinin son kurşuna kadar kullanılması gerekir. Faşizm karşısında direniş ve hep birlikte direniş gerekir.

Eğer AKP faşizmi şimdiye kadar ayakta kalabildiyse, bilinmeli ki yeterince, hep birlikte ve kararlıca direnilmediği içindir. Kuşkusuz faşist-soykırımcı AKP diktatörlüğüne karşı çok görkemli ve kahramanca direnişler gösterilmiştir. Bunları görmeme veya büyüklüğünü takdir etmeme gibi bir düşünce ve niyetimiz kesinlikle yoktur. Tersine söz konusu direnişlerin hepsini selamlıyor ve kahraman şehitlerini saygıyla anıyoruz. Fakat direnişlerin yeterince kararlılık içermediği, parçalı olduğu, suskun çevrelerin bulunduğu da bir gerçektir. İşte bu tutumların zafer getirmediği görülmeye ve AKP faşizmine karşı bütünlüklü bir direniş içine girilmeye başlandığı görülmektedir. 

İkinci etken ise, başta Kürtler olmak üzere tüm halkların ve demokratik güçlerin AKP’nin geleceğinin olmadığını ve sonunun yaklaştığını görür hale gelmesidir. Bu bilincin verdiği güç ve iradeyle, umut ve zafer aşkıyla kitleler AKP faşizmine karşı her yerde direniş içine girmektedir. Gerçekten de AKP’nin ideolojik ve stratejik açıdan gücü ve geleceği yoktur. Faşist katliamlar yapmak için taktik saldırı gücüne sahip olması hiç kimseyi yanıltmamalıdır. AKP’nin esas aldığı dinci-milliyetçi ideoloji ile faşist ulus-devlet statükocusu stratejinin ne yeniliği vardır, ne de yaşama gücü! Dolayısıyla AKP iktidarının sonu yakındır. Zaten bu kadar vahşice saldırması da bu nedenledir. Devlet terörü ve katliamla iktidarının ömrünü uzatmaya çalışmaktadır. 

Şunlar açık gerçeklerdir: Irkçı-şoven Türk milliyetçiliğini Kürtler ve Araplar kabul etmemekte, dinci bir iktidarı ise Türkiye’yi iki yüz yıldır laik temelde oluşturmaya çalışan kapitalist modernite sistemi kabul etmemektedir. Türk-İslam sentezciliğini esas alan AKP faşizminin mevcut güçleri yenmesi ve kendi ideolojisini uzun vadeli hakim kılması mümkün değildir. Dinciliğin ve ırkçı-milliyetçiliğin günümüz dünyasında da, Ortadoğu’sunda da geleceği yoktur. 

Diğer yandan, Ortadoğu’da Birinci Dünya Savaşı ardından oluşturulan faşist ulus-devlet statükosunu devam ettirmek de stratejik olarak artık günümüzde mümkün değildir. Söz konusu stratejiyi Kürtler ve Araplar hiç kabul etmemişlerdir ve doksan yıldır buna karşı çeşitli biçimlerde direniş geliştirmişlerdir. Ulus-devlet statükoculuğunu günümüzde küresel sermaye de kabul etmemekte ve azami kar yasası önünde engel olarak görmektedir. Zaten çeyrek asırdır Ortadoğu’ya yönelik müdahalesinin temel nedeni budur. Dolayısıyla Kürt ve Arap halklarının kabul etmediği ve küresel sermaye güçlerinin aşmak istediği bir stratejiyi AKP’nin yaşatması mümkün değildir.

Görülüyor ki, hem ideolojik ve hem de stratejik olarak AKP faşizminin geleceği yoktur ve sonu yakındır. Bu durumu Binali Yıldırım hükümetinin katliamlarının ve taktik saldırılarının değiştirmesi mümkün değildir. Mevcut Tayyip Erdoğan ve AKP yönetimi her an yıkılıp aşılabilir. İşte bu gerçeği halklar görmekte ve kitlelerin AKP faşizmine karşı son direnişleri bu temelde gelişmektedir. Dolayısıyla söz konusu demokratik halk direnişlerinin geleceği parlak ve zaferi yakındır.      

Yazarın diğer yazıları