AKP nasıl durdurulur ve CHP nasıl kurtulur?

Geçtiğimiz yıl AKP, aslında Gezi’den bu yana yaşadığı krizle temelinden sarsıldı.
Krizin doğal sonucu olarak, burada ayrıntıya giremeyeceğimiz pek çok nedenle (İran ambargosunu delme, İsrail’e karşı kampanya, Mısır macerası, Suriye’de Seleficilik, Güney petrolü v.s.) ABD tarafından üstü çizilen Erdoğan’a karşı 17 ve 25 aralık "operasyonları" AKP’nin krizini derinleştirdi. Hem en büyük müttefiki olan Cemaat’le karşı karşıya geldi, hem de, henüz etkisi oy tabanına yansımamış olmakla birlikte, AKP’nin içinde (Gül, Babacan v.s.) ilk ayrışmalar ortaya çıktı. Bütün bunların üstüne, adeta Türkiye’nin gerçeğini yansıtırcasına, bir yerde çöken ve yüzlerce insanı yutan maden ocakları, öte yanda ormanları tahrip ederek inşa edilen bir "israf sarayı" skandallarıyla sarsıldı.
AKP hem iç müttefiklerini kaybetti, hem dünya çapında izole oldu ve hem de bunların kaçınılmaz sonucu olarak içindeki ayrışma potansiyelinin harekete geçmesi için koşullar oluştu.
Havaya atılan taş çıkabileceği en yüksek noktada salisenin kimbilir kaçta kaçında bir an havada "asılı" durarak, çıkabileceği en büyük yüksekliğe çıkmış olur ve sonra düşüş hızlanarak başlar. AKP’nin şu andaki durumu böyledir.
MHP’nin "durumunu" saymaya gerek yok. Bu parti aslında barajın etrafında dolanıyor ve AKP’nin aşırı milliyetçi kampanyasıyla birlikte bir anda oylarını kaybedebilir ve baraj altında kalabilir.
CHP’ye gelince… Bu parti ne Gezi direnişinde, ne yolsuzlukların ortaya dökülmesinden sonra, ne AKP’nin Kobane’de "laikliğin en büyük düşmanı" DAİŞ’e silah sevkiyatı suç üstü yakalanınca, ne Soma katliamının arkasından ve ne de şu "Ak Saray" israfıyla ortaya çıkan tepkiden bir zırnık yararlanamadı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ı "ikinci tura" mecbur ederek, onu dikta yolundan döndürme fırsatını kaçırmakla kalmadı, kurduğu "İslamcı" ittifak yüzünden, tabanındaki alevi kitlelerde derin bir hoşnutsuzluk yarattı.  Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden hızla uzaklaşmasının ardından Avrupa Sosyal Demokrat Partileri’nin AKP’ye karşı tutumundaki büyük değişiklikten yararlanarak, AB perspektifine bile sahip çıkamadı.
CHP siyasetin yasalarını alt üst ediyor; 12 yıldır muhalefette, çoğunluğu sağlayamasa bile, bir türlü büyüyemiyor. Ve onun parlamentodaki zayıflığını tolere eden eski faktörler de artık yok. CHP Meclis’te AKP’yi, artık ne "orduyla", ne de "yargıyla" korkutarak durdurabilir. CHP Gezi’de de görüldüğü gibi "sokağa" çıkmaya kalksa bile, elindeki güçleri anında ya "sola" ya da "ulusalcılara" kaptıracağını bildiği için yerinden bile kıpırdayamaz.
CHP bırakalım seçim kazanıp hükümet olmayı, artık "muhalefe etme" yeteneğini ve potansiyelini kaybetmiştir.
CHP’nin "muhalefet" yeteneğini kaybetmesi ve artık bir "siyasi alternatif" olmaktan çıkması karşımıza büyük bir tehlike çıkarıyor: Ya hükümeti durdurmak mümkün olmayacak, o zaman Türkiye başkanlık rejimiyle birlikte diktaya yönelecek; ya da ekonomik ambargolarla, iç karışıklıklarla, yeni bir savaş ya da iç savaşla yıkıma uğrayacak ve bu kaosun yerini bir Amerikan destekli askeri dikta rejimi alacak. CHP’nin bu kalıcı zaafı, Türkiye’yi "ya Erdoğan diktası, ya da Türkiye’ye özgü Sisi diktası" ikilemiyle karşı karşıya getirdi.
Buradan çıkış açık: Geçen yıl boyunca, bir tek HDP büyüdü. Barajı aşacak duruma geldi. PKK’nin dünya ölçüsünde, Kobanê savunması süreci boyunca kazandığı muazzam prestij, HDP’nin önünü açtı. HDP her gün yeni bir bileşenle zenginleşiyor, Kürdistan’da eski AKP oyları hızla HDP’ye akıyor.
O halde, geçen yılın en büyük sonucu şudur: AKP’ye karşı CHP’yi desteklemek ne laikleri, ne Alevileri, ne de "sol ulusalcıları" AKP’yi durdurma hedefine götürür.
Barajı aşan HDP, AKP’yi durdurur. CHP’lileri, kendi partilerini tertetmeye çağırmıyorum elbette. Dediğim şu, CHP’ye "kerhen" oy veren büyük kitle bu defa aslına dönmeli… Oylar boşa gitmemeli…Bu hem AKP’yi durdurmanın ve hem de CHP’yi "muhalefet çukurunda çürümekten kurtarmanın" biricik yoludur…

Yazarın diğer yazıları