AKP neye nasıl muktedir?

Gerçek iktidar muktedirdir de. Ancak neye muktedirdir, nasıl muktedirdir sorularının cevabı hangi rejimin egemen olduğunu verir bize. AKP iktidarı döneminde olanlara bakıp bu sorulara cevap verildiğinde karşımıza çıkansa, totaliter bir rejimden başkası değil.
Dünyada Hitler ve Mussolini ile örneklenen totalitarizm, devletin gücü karşısında insan dahil hiçbir varlığın değerini kabul etmez. Halkın geleceğini düşündüğünü iddia eden devlet, amaçlarına ulaşmak için her yola başvurur. Bu nedenle siyasi despotizm hukukun, demokrasinin, hakların, özgürlüklerin üzerine çıkar, onları yok sayar. Totalitarizm yaşamın bütün yanlarını hedef alır. Çünkü toplumu ve insanı amacına uygun şekillendirme çabasındadır. Siyasi gücü yanında orduyu, ekonomiyi, medyayı ve bürokrasiyi de gerekirse zorla, tehditle ya da manipülasyonla yanına çeker. Düşünce özgürlüğü yoktur, özellikle iktidar aleyhine eleştirilerde bulunanlar devletin hışmını üzerlerine çekmeyi göze almak durumundadır. Eşitlik de yoktur, sistemi sunulan hali ile kabul etmeyenler “öteki” olarak damgalanır ve ötekine yaşama şansı tanınmaz. Bu düzende birey/insan da yoktur. Aile ve gruplar vardır ve onlar da sadece devlet için. Liderin ise özel bir üstünlüğü vardır ve hukuk bile onun tekelindedir… Bu totalitarizmin genel tanımı, ama ne çok biziz değil mi?
Totalitarizmin ruhuna uygun olarak, hayatımızın her alanına ideolojisini dayatan AKP icraatlarına verilecek pek çok yeni örnek var. Örneğin; Şehir Tiyatroları yönetmeliğinde yapılan değişiklik üzerinden başlayan tartışmalarda, sanatçıların haklı karşı çıkışları karşısında başbakan “kimsiniz siz! hem devletten maaş alacaksınız hem bildiğinizi okuyacaksınız. olmaz böyle şey“ dedi, ardından tiyatroları özelleştirdiğini ilan etti. Şimdi, bir anda Şehir ya da Devlet Tiyatroları çıkacak yaşamımızdan. Parası olan sanat yapacak, parası olan izleyecek. Buradan çıkarılacak ise bildik bir ders; Devlete karşı çıkarsan, sana çakar!
Örneğin; Eğitim sisteminde yapılan dört dörtlük düzenleme ve liselilere evlilik yolunun açılması tartışması. Bu konuda iktidarın tek yakınması, meselenin kamuoyuna taşınmış olması. Henüz düzenleme tamamlanmamışken ne tartışmasıymış bu diyor Milli Eğitim Bakanı. Öyle ya, iş bittikten sonra koyacaklardı önümüze, ister ye ister yeme diyeceklerdi.
 Ne kız çocuklarının okula gitmeleri, ne çocuk gelinler sorunu iktidarı ilgilendirmiyor. Bu arada İmam Hatip Liselerinin parlatılması da ne inanç özgürlüğü ile ne devletin tarafsızlığı ile örtüşmüyor elbet ama iktidarın dinci nesil ideali ile gayet iyi örtüşüyor.
Medyanın 1 Mayıs yalakalığı ve 3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü olmasına rağmen bu basın/medyanın özgürlüğünden söz edilememesi de başka bir örnek. AKP iktidarının, emekçilerin inadı ve mücadelesi karşısında geri adım atarak resmi tatil ilan ettiği 1 Mayıs, bu yıl canlı yayınlarla verildi televizyon ekranlarından. AKP halka kendisini kabul ettirmenin bir yolu olarak kullanmayı aklına koyunca, günler öncesinden başladı kutlama mesajları. Bu güne kadar 1 Mayıs’ı bir terör olayı gibi sunan, boy boy kara propaganda yapan aynı medyanın, iktidarın gücü karşısında yalakalığını, acizliğini anlamak için başka bir örnek vermeye gerek var mı?
AKP’nin yaptığı hiçbir şeyin tesadüfi olmadığını anlamak için müneccim olmaya da gerek yok. Planlı, programlı ve gayet profesyonel bir tarzla, devletin mutlak otoritesini de mümkün kılacak yeni bir toplum inşa ediliyor. Erdoğan ömrü yeterse öncülleri olan Hitler ve Mussolini’yi aratmayacak hale gelecek. Bu yüzden, geç olmadan durdurulması gerekiyor. Bunun için; dün Newroz’da Kürtlerin yanında, 1 Mayıs’ta işçi ve emekçilerin yanında isek tiyatrocuların, öğrencilerin, kadınların da yanında ve kısaca tüm mücadele alanlarında omuz omuza olmakta tereddüt etmemeliyiz. Çünkü totalitarizm savunucusu AKP’ye attıracağımız her geri adımda, insanlığımıza bir değerimizi geri kazanacağız.

Yazarın diğer yazıları