AKP seçim savaşını kaybetti, sırada açlık grevi var!

AKP’nin “beka sorunu” ilan ederek adeta bir savaşa gider gibi hazırlandığı 31 Mart seçimleri de bitti.

Sonuç ne?

AKP kaybetti. Bunu hazmetmesi kolay olmayacak ve savaş politikasından da vazgeçmeyecek. O halde direnişe devam.

AKP-MHP faşist ittifakı devletin askeri, siyasi, ekonomik tüm olanaklarını kullanarak seçime hazırlandı. Bunun yanı sıra, özellikle HDP üzerindeki baskısını her geçen gün artırdı. Saray medyası eliyle de HDP’li adaylar her gün yalan haberlerle hedef gösterildi. İstanbul’da seçimden bir gün önce 30 Mart günü, aralarında HDP müşahitlerinin ve belediye meclis üyesi adaylarının da olduğu 80 kişi gözaltına alındı. Seçim geçti, 80 kişi 2 Nisan’da serbest bırakıldı.

Sürecin bir başka parçası da, iktidarın seçim hileleriydi. Özellikle Kürt kentlerine binlerce oy taşındı. 31 Mart günü de bu taşınan oyların polis ve asker oldukları sandık başlarında görüldü. HDP’nin Şırnak merkez gibi bazı il ve ilçelerde seçimleri kazanamasında, başkaca nedenlerin yanı sıra, bu taşınan oylar ile kentten göç etmek zorunda kalan binlerce insanın etkili olduğunu söylemek yanlış olmaz.

AKP-MHP faşizminin kaybetmekten ne kadar çok korktuğunu, seçim sonuçları açıklanınca da gördük. Kaybettikleri her yerde sonuçlara itiraz ettiler. Her zaman olduğu gibi yine “mağdur edebiyatı”na sığındılar. Hala sonuçları değiştirme niyetindeler. Muş’ta sokağa çıkma yasağı ilan edildi. AKP’nin seçim bürosu gibi çalışan il seçim kuruları ise HDP’nin itirazını ise kabul etmedi. Kars’ta seçimleri kazanan Ayhan Bilgen’in de görüntülerini paylaştığı gibi plakası belirsiz araçlarla halk üzerinde baskı kurmayı amaçladılar. Daha bir dizi baskı ve hile ile sonuçları değiştirmek istiyorlar.

Ne yaparlarla yapsınlar, Kürt kentlerinde Saray rejiminin kayyum politikası çöktü. Leyla Güven öncülüğünde devam eden açlık grevi direnişi ile Newroz alanlarından yükselen halk iradesi sandıkta birleşerek, bir sömürgecilik politikası olan kayyumlara son verdi. Gasp edilen belediyelerin büyük bölümü yeniden halkın eline geçti. Sonuçlar bir kez daha HDP’nin umut olduğunu gösterdi.

Seçimin bir diğer sonucu da şu: AKP’nin şiddet, yalan ve dolanla halkın iradesini teslim alma politikasına rağmen AKP Saray rejimi karşıtlığının siyasi, kırılganlık noktalarından biri olarak gücünü koruduğu görüldü. Nüfusun büyük bir kısmı, iktidar ne yaparsa yapsın biat etmiyor. Ayrıca biat edenler ile AKP arasındaki ilişki pamuk ipliğine dönüşmüş durumda. Ezilenlerin sokak ve siyasetteki etkisi arttıkça, ideolojik hegemonya alanı genişledikçe bu bağ da daha hızlı çözülecektir.

Sonuç olarak halklar, savaş politikası ve tekçi rejimde ısrar eden iktidara önemli bir ders verdi.

Peki bu dersi iktidar anladı mı?

Erdoğan ve iktidarının seçimin ardından yaptıkları açıklamalara bakılırsa, savaş politikasından bir milim bile sapmayacaklar. Faşist saldırganlık siyasetine devam ederken, ezilenlerin demokrasi ve özgürlük talebini görmezden gelecekler.

Ancak AKP iktidarının işi kolay değil. Çünkü 31 Mart sonuçları gösterdi ki, halkların direniş zemini daha da güçlenmiştir. İktidarın ekonomi politikalarının sonuçları önümüzdeki dönemde de daha net görülecek. Seçim öncesinde kurulan tanzim satış noktaları, kaldırılmaya başlandı. Ekonomik krize karşı alındığı açıklanan hiçbir politika, krizin sonuçları ile mücadele edecek türden zaten değildi. Bu durum, mücadele bakımından da yeni olanakları açığa çıkartıyor. Bu olanakları da kapsayacak tarzda antifaşist mücadele çizgisi önümüzdeki dönem bakımından belirleyici olacak.

Bu mücadelenin en temel dinamiklerinden biri  elbette Kürt halkının açlık grevinde somutlaşan İmralı tecridine karşı mücadelesi olacak. Komünist ve devrimci tutsaklar da bu direnişin bir parçası durumunda.

Hatırlatalım; Leyla Güven’in 8 Kasım’da başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi 6. ayında devam ediyor. Strasbourg, Galler ve Hewlêr başta olmak üzere bir çok yerde süresiz dönüşüm eylemler sürerken, hapishanelerde 1 Mart’ta 7 bin tutsak açlık grevine başlamış durumda. Açlık grevleriyle birlikte tutsaklar feda eylemleri de gerçekleştiriyorlar. 17 Mart’ta Zülküf Gezen Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde, 23 Mart’ta Ayten Beçet Gebze Cezaevi’nde, Zehra Sağlam 24 Mart’ta Oltu T Tipi Kapalı Cezaevin’de, Medya Çınar 25 Mart’ta Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde, Yonca Akıcı 1 Nisan’da Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde ve Siraç Yüksek 2 Nisan’da Osmaniye T Tipi Cezaevi’nde eylem gerçekleştirdi. Yazının hazırlandığı 3 Nisan saat 11.00 itibariyle cezaevlerinde yaşanan ölümler böyleydi. Avrupa’da da Ümit Acar ile Uğur Şakar, kendilerini yakarak tecridi protesto ettiler.

Kürt tutsakların cenazelerinin aileleri tarafından defnedilmesi de engellendi. Bu konudaki talimatın bizzat İçişleri Bakanı Soylu tarafından verildiği de biliniyor. Soylu’nun “Teröristler ölüyor, öldürüyoruz teröristleri. Cenazelerine gitmeye çalışıyor milletvekilleri, hadi gitsinler de görelim bakalım, hadi gitsinler” açıklaması da, açlık grevleri karşısında iktidarının tutumunu gösteriyor.

Tüm bu gelişmeler halklara, iktidara karşı direnişi büyütmekten başka yol bırakmıyor. Ezilenlerin önünde hala zor ve zorlu zamanlar var. Ancak DAİŞ, Ortadoğu’da yenildi, hamisi AKP/Saray rejimi de 31 Mart’ta siyasi bir yenilgi aldı. Demek ki, tüm diktatörlükler gibi AKP de kadr-i mutlak değilmiş. O zaman biraz daha cesaret ve kararlılık!

Yazarın diğer yazıları