AKP’den kurtulmak için

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı ülkede sağlıklı bir seçim yapılabilmesi amacıyla 10 Ekim günü eylemsizlik ilanında bulundu. Zaten 7 Ekim tarihinden itibaren PKK’nin yeni bir eylemsizlik ilanında bulunacağı basında tartışılıyordu. Çünkü içte ve dışta çok sayıda siyasal ve toplumsal güç, savaşan taraflara “Ateşkes yapma ve sorunları masada tartışarak çözme” çağrısında bulunmuştu. Yaklaşan genel seçim süreci de taraflar açısından gerginliği azaltma sorumluluğu yüklüyordu. PKK yönetiminin 10 Ekim eylemsizlik açıklaması işte bütün bunlara bir cevap oldu.

PKK yönetimi seçim süreci nedeniyle de olsa yeni bir eylemsizlik ilanında bulundu, fakat bir haftayı aşkın bir zaman geçmiş olmasına rağmen, bu süre zarfında değil çatışmalı durumun azalması, tersine yaşanan çatışmalı durumun daha da arttığı ve şiddetlendiği gözlendi. Çünkü daha eylemsizlik ilanı tartışılırken AKP’nin Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan tarafından “Karnımız tok” denerek reddedildi. Çünkü basına verilen PKK açıklaması henüz kamuoyuna duyurulmamışken, AKP güdümlü Ankara Katliamı yaşandı. PKK’nin eylemsizlik ilanına AKP katliam ile karşılık veriyordu.

Yakın Türkiye tarihinin en vahşi ve en ağır katliamı olan 10 Ekim Ankara Katliamı, tahmin edilebileceği gibi Türkiye demokratik toplumunu derinden sarstı. Çünkü katliamın bilançosu çok ağırdı. Çünkü katliam Ankara’daki “Barış Mitingi”ne karşı gerçekleşmişti. Kısaca Türkiye’nin barışına ve demokrasisine saldırılmış, Türkiye barışsız ve demokrasisiz kılınmak istenmişti. Bu temelde aslında Türkiye’nin geleceği karartılmak istenmişti.

PKK’nin eylemsizlik ilanının Ankara Katliamı’yla karşılanması, aslında çatışmalı durumda ciddi bir değişiklik olmayacağını da ortaya koydu. Zira son çatışmalı durumu PKK değil, AKP hükümeti 24 Temmuz saldırısıyla başlatmıştı. AKP 7 Haziran genel seçiminde kaybettiği iktidarı savaşa dayanarak yeniden kazanacağına inanıyordu ve 24 Temmuz saldırısını da bu amaçla gündeme getirmişti. Dolayısıyla eylemsizlik kararını reddederek çatışmalı durumu tırmandırmaya devam etti. 

Şimdi AKP hükümeti, eylemsizlik tutumundan da yararlanarak PKK’ye ağır darbeler vurabileceğine inanıyor. Bu nedenle son hafta içinde gerillaya ve Kürt halkına yönelik saldırılarını daha da artırmış görünüyor. Zagros, Botan, Serhat, Amed ve diğer alanlarda hava saldırıları yanında gerillaya yönelik on binlerce askerin katıldığı kara operasyonlarını da geliştiriyor. Gerilla Şehitlikleri gibi kutsal alanlara yönelik saldırılarını ve siyasi soykırım operasyonlarını devam ettiriyor. Tutuklama ve görevden alma yöntemleriyle neredeyse Kürdistan’da seçilmiş belediye eşbaşkanı bırakmamış bulunuyor.

DAİŞ’i örgütleyen AKP’dir 

AKP ve özellikle de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, varlığını ve geleceğini tamamen PKK’ye ve Kürt halkına yönelik topyekün özel savaşa bağlamış görünüyor. PKK’yi tüm dünyada “Terör örgütü” ilan ettirebilmek için adeta yırtınıyor. AKP hükümeti DAİŞ ile yan yana görünerek kaybettiği için, şimdi PKK’yi DAİŞ ile yan yana gösterebilmek için her türlü yalana ve hileye başvuruyor. Tayyip Erdoğan, uygulamaya koyduğu baskı, terör, şantaj, tehdit ve katliam yöntemleriyle Türkiye toplumunu sindirmeye ve dış kamuoyunu da aldatmaya çalışıyor. Özellikle DAİŞ’e karşı savaşıyor görünerek ABD yönetiminin desteğini alabilmek için adeta kırk takla atıyor.

Bu durumda artık bazı gerçekleri çok daha açık ve somut olarak görmek ve aynı açıklıkla da ifade etmek gerekiyor. Amed, Suruç, Cizre, Varto ve Silvan katliamlarının bir devamı olan vahşi Ankara Katliamı çok açık bir biçimde göstermiştir ki, Kürdistan’daki mevcut savaşı başlatan da, sürdüren de AKP’dir. DAİŞ denen faşist çeteyi örgütleyen de, ayakta tutan da yine AKP’dir. AKP DAİŞ, DAİŞ AKP’dir. Ankara Katliamı’yla DAİŞ’in AKP olduğu açığa çıkmış ve AKP adeta suçüstü yakalanmıştır.

Birincisi, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın milletvekili olmasını Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın neden engellediği ve ısrarla MİT’in başına gönderdiği şimdi çok daha iyi açığa çıkmıştır. Söz konusu kişi bir zamanlar her gün TV ekranlarında arzı endam ederken, şimdi nerededir? Adeta kayıplara ya da karanlıklara karışmış gibidir. Deniyor ki, bütün bu katliamları yapanlar DAİŞ militanıdır! Evet ama başka kimin militanıdır? Bir de Hakan Fidan’ın başında olduğu MİT’in militanı olmasın? Türkiye’deki DAİŞ tümüyle MİT tarafından örgütlenmiş bulunmasın?

İkincisi, Kürdistan’da AKP savaşını yürüten katliam güçleri uzun sakallı DAİŞ çeteleridir. Kuşkusuz AKP hükümeti tüm devlet güçlerini harekete geçirmeye ve Kürt halkına yönelik saldırılara katmaya çalışıyor. Fakat Kürdistan’da söz konusu sivil katliamları yapanlar çoğunlukla gizli katliam güçleri oluyor. Bunlar eski JİTEM ve yeni DAİŞ yöntemlerini uyguluyor. Giyim-kuşamları DAİŞ gibidir, saldırı yöntemleri ve tekbir getirişleri DAİŞ’varidir.

Ankara Katliamı 

AKP güdümlü 

Üçüncüsü, Ankara Katliamı üzerine Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun skandal sözleri aslında açık bir suç itirafı niteliğindedir. Örneğin, “DAİŞ ile aramızda üç yüz atmış derece fark var” demek, aslında aynı noktadayız demektir. “Elimizde intihar eylemcilerinin listeleri var, izliyoruz ama eylem yapmadıkları için tutuklayamıyoruz” demek, söz konusu katliamların polis denetiminde yapıldığını itiraf etmek demektir. Ne demek intihar eylemcisi şüphelisini tutuklayamamak? Eylemi yaptıktan sonra zaten tutuklanamayacağına göre, o halde Türkiye’de intihar eylemi yapmak serbest midir? Oysa pratik gerçek durumun böyle olmadığını gösteriyor. Bu ülkede DBP’li seçilmiş belediye eşbaşkanları bile hiçbir şey yapmadıkları halde rahatlıkla tutuklanabiliyor. 

Bu nedenlerle, önceki katliamlar gibi Ankara Katliamı’nın da AKP güdümlü olduğundan asla kuşku duymamak gerekir. Kuşkusuz katliamı yapanlar DAİŞ içine girmiş ve onlara üye olmuş olabilir. Fakat bu durum, aynı kişilerin MİT ve kontrgerilla elemanı olmadıkları anlamına gelmez. Dolayısıyla söz konusu katliamcıların DAİŞ içine sızdırılmış MİT’çiler olduğu tartışmasızdır. Tıpkı 9 Ocak 2013 Paris Katliamı’nı gerçekleştiren Ömer Güney gibi! 

Aslında katliam sonrası Başbakan Ahmet Davutoğlu ile AKP yöneticilerinin yaşadıkları telaşlı durum da bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Ahmet Davutoğlu’nun abuk subuk sözleriyle HDP’yi hedefleyen tutumu bunu açıkça ifade etmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, PKK yönetiminin ilan ettiği eylemsizlik tutumu AKP oyunlarını bozmuştur. Eğer PKK eylemsizlik ilanında bulunmasaymış, ki hesapları böyleymiş, o zaman olayı PKK’ye yüklemeye çalışacaklarmış! Ama eylemsizlik ilanıyla PKK bu zemini yok edince, bu sefer HDP ve Selahattin Demirtaş’a saldırarak gerçeği örtbas etmeye ve kendi katliamcı yüzlerini gizlemeye çalıştılar. 

Burada özellikle dış çevrelerden katliama yönelik gelen mesajlara da biraz değinmek gerekiyor. Söz konusu katliam Barış Mitingi’nde olmasına ve HDP kortejine yönelik saldırı yapılmış bulunulmasına rağmen, baş sağlığı mesajlarının HDP yönetimine değil de AKP hükümetine yönelik verilmesi anlaşılmazdır. Bu biçimde neredeyse katiller veya en azından suç ortakları temize çıkarılmaktadır. Dolayısıyla bu hususlara dikkat edilmesi gerekli ve önemlidir. 

AKP’den kurtulmak için...

Kürt halkına yönelttiği özel savaş saldırıları ve en son Ankara Katliamı göstermiştir ki, artık AKP’den kurtulmak yaşanabilir bir Türkiye oluşturmak için şarttır. Bu tutum Ankara Katliamı’na karşı gelişen tepkilerin ortak tutumu olmuştur. Barış Mitingi’ne yöneltilen vahşi katliam ile görülmüştür ki, AKP’den kurtulmadıkça Türkiye’de barış ve demokrasi olmaz. Çünkü artık AKP demek karanlık demek, faşizm demek, katliam demek ve savaş demektir. AKP demek diktatörlük ve çözümsüzlük demektir. Bu nedenle barış, demokrasi ve çözüm için AKP’den kurtulmak şarttır.

PKK yönetimi yeni bir eylemsizlik ilanında bulunarak bunun önünü açmış ve zeminini oluşturmuştur. Bu nedenle söz konusu eylemsizliği de doğru anlamak ve değerlendirmek gerekir. Eylemsizlik ilanı geri çekilmek ve mücadelesiz pasif kalmak değil, tersine AKP’den kurtulmak için demokrasi mücadelesini daha da güçlendirmek ve geliştirmek demektir. Bu nedenle hiçbir demokratik güç kazandığı mevziden çekilmemeli, rehavete kapılmamalı ve demokratik mücadeleyi geliştirmekten geri durmamalıdır.

AKP’den kurtuluşu getirecek söz konusu mücadelenin önemli bir parçası da 1 Kasım genel seçimidir. Zaten PKK de söz konusu eylemsizlik kararını seçimin sağlıklı yapılması ve bu temelde demokratik siyasetin seçimde başarılı olması için ilan etmiştir. Bu nedenle tüm demokratik güçlerin 1 Kasım’da HDP’nin seçimi kazanması için çalışması ve 7 Haziran seçim başarısını büyüten bir seçim sonucunu ortaya çıkarması gerekir. AKP’den kurtulmak için herkes mücadele etmeli ve oylarını HDP’ye vermelidir.

Yazarın diğer yazıları