AKP’nin çözümsüzlüğünü örtme basının yeni zanaatıdır

AKP’nin Kürt sorunundaki çözümsüzlüğünü örtbas etmek için bin bir kılıf bulunuyor. AKP’nin çözümsüz politikalarına bulunan en büyük kılıf ya da gerekçe ise, PKK’nin çözüm istemediğidir. Çözüm olursa yöneticileri işsiz kalacaklarmış; güçlerini yitireceklermiş! Bu nedenle çözüm önünde engellermiş! 40 yıllık ömürlerini sadece bu mücadeleye hasreden insanların çözüm önünde engel olacağına kendileri dışında inanan olmasa da, bu sakızı çiğnemeyi bırakmıyorlar. Böylece AKP’yi temize çıkaracaklarını ve kurtaracaklarını sanıyorlar.
30 yıldır dağda zor koşullarda yaşayan ve en yakın arkadaşlarını kaybedenler kadar demokratik çözüm ve barışı isteyecek başka kişiler bulunamaz. Bir lokma bir hırka ile derviş gibi yaşayanların çözüm ve barış istemediğini söylemek çok büyük yalan olduğu gibi, en başta da Kürt halkının aklına hakaret etmektir. Utanmasalar PKK yöneticilerini kendilerine eziyet etmekten hoşlanan mazoşistler gibi gösterecekler.
Eğer Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı kirli bir özel savaş, Kürt halkına karşı psikolojik savaş yürütülüyorsa, bunun nedeni çözüm politikasının olmamasıdır. Daha doğrusu Kürtleri birkaç kırıntıya razı edecek bir politika sahibi oldukları için gerçek çözüm isteyenleri ezmek ve susturmak istiyorlar. Kürt halkının Demokratik Özerklik talebinin kabul edilmeyecek bir talep olarak ilan edenler, hatta bedelini öderler diye tehdit edenler tabii ki sorunu çözmezler. Bu çözümsüzlük politikalarını gözden kaçırmak için her yola başvururlar.
PKK 2004 1 Haziran’ına kadar 5 yıllık ateşkes ilan etti. Bunun bir buçuk yılı da AKP Hükümeti dönemiydi. 2006 Ekim’inden bugüne ilki bir yıl, diğerleri aylarca süren birçok ateşkesler oldu. Ama bunların hiçbirini AKP çözüm fırsatı olarak kullanmadı. Aksine bu zamanı kendi iktidarını güçlendirmek ve PKK’yi tasfiye etme fırsatı olarak değerlendirdi.
Bırakalım askeri operasyonları ve diğer tasfiye harekatlarını, binlerce demokratik siyasetçiyi tutuklayanların demokratik çözüm niyeti ve iradesi olduğundan söz edilebilir mi? Bu binlerce siyasetçinin önemli bir bölümü 29 Mart yerel seçimlerinden sonra tutuklanmıştır. Seçime ve demokratik siyasete böyle yaklaşan bir devlet ve hükümet Kürt sorununu çözebilir mi? Demokratik siyaset alanı daraltılarak, demokratik siyaset alanı üzerinde baskı kurularak sadece demokratik çözüm sabote edilebilir. Binlerce demokratik siyasetçi ve yöneticinin tutuklu olduğu bir yerde demokratik çözümden söz edilemez. Ancak o ülkede demokrasinin olmadığından söz edilebilir. Köklü demokratik zihniyetle çözülebilecek Kürt sorunu da böyle bir ülkede ve ortamda çözülemez.
Kürt Özgürlük Hareketi ve BDP’ye yönelik eleştirilerin tümüne yakını AKP Hükümeti’nin çözümsüzlüğünü örtmeye yöneliktir. Kürt sorununu PKK yaratmamıştır. Kürt sorununu yaratan devlettir. Bu sorunu yaratan etkenleri ortadan kaldırma sorumluluğu da devlete aittir. Devlet çözmek istemiştir de birileri engellemiş değildir. Aksine Kürt Özgürlük Hareketi tarafından çözüm için ne kadar kolaylık sağlanmış olsa da, devlet çözüm için adım atmamıştır. Bazı özel savaş tedbirleriyle bu sorundan kurtulacağını sanmıştır.
Devlet bu sorunu köklü çözme niyeti ve iradesi ortaya koymazsa tabii ki çözemez. Kürtlerin ulusal varlığını gerçek anlamda tanımayan, demokratik iradesini ve özgür yaşamını kabul etmeyen bir yaklaşım tabii ki Kürtler tarafından reddedilir. İlk önce silah bıraksınlar diyen devletin çözüm politikası olduğuna yeminli PKK ve Apo düşmanları dışında kimse inanmaz.
Şimdi yeni bir demagojik söylem bulmuşlar. Türkiye askeri vesayeti ortadan kaldırmış, şimdi sıra Kürtlerin askeri vesayeti ortadan kaldırmasındaymış! Dünyada böyle bir demagoji, saptırma ve pişkinlik olsa olsa Türkiye’de bulunur. Kıbrıs’ı barış harekatı diyerek işgal edenler, Suriye’ye daha bugünden işgal tehdidinde bulunanlar, Kürdistan’daki yüz binlerce ordusu, yine yüz binden fazla polisi, özel harekatçısı ve istihbarat gücüyle siyasi sömürgecilik ve kültürel soykırım politikası izleyenler yüzleri kızarmadan gerillanın askeri vesayetinden söz ediyorlar.
Türkiye hala güçlü ordusuyla Ortadoğu’da güç olmak isteyen bir devlettir. Yeni yükselen burjuvazinin temsilcisi AKP, ekonomik olarak etkinliğini de bu askeri güçle sağlayacağını düşünmektedir. AKP Hükümeti’nin bütçesinin ağırlıklı bir bölümünün hala asker ve polis için ayrıldığını herkes bilmektedir.
Dünyada gerilla gücünü askeri vesayet olarak ilan eden ilk zihniyet herhalde Türkiye’ye aittir. Türkiye Kürtler söz konusu olduğunda siyaset biliminin, sosyal bilimin, askeri kavramlardan farklı algılandığı ve uygulandığı bir ülke olmaktadır.
Vesayet, bir toplumun özgürlük ve demokrasi iradesini kırmaktır. Kürdistan’da özgürlük ve demokrasi iradesinin nasıl geliştiğini herkes bilmektedir. Kürdistan’da demokratik siyaset alanının 1990’lı yıllardaki serhildanlardan sonra açıldığını ve güçlendiğini herkes bilmektedir. Bu serhildanların da hangi dinamikler temelinde ortaya çıktığını Kürdistan’da sokaktaki bir çocuk bile bilmektedir.
Türk devletinin ya da yandaş basının mantığına eskiden Aristo mantığı ya da formel mantık denirdi. Bu yandaş basına göre Türk ordusu Türkiye’de her şeyin üstüne çöreklenmiş ve vesayet altına almışsa dünyada her elinde silah olan aynı konumdadır. Aslında böylece kendi ülkesindeki askeri vesayetin her yerde olduğunu ispatlamaya çalışıyorlar.
Gerilla için Türk basınında iyi şeyler söylemek zaten suçtur. Bu nedenle kendini savunamayanlar Türk basınında istediği gibi yerden yere vuruluyor. Bırakalım gerillanın savunulmasını, PKK’nin ya da KCK’nin ideolojik açıklamaları suç olarak görülüyor. Bunları yayınlayan basın kapatılıyor. Ondan sonra da bazıları PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin neyi savunduğu belli değil diyor. PKK’nin esas belgeleri ve dokümanları okunmuyor, kulaktan dolma bilgilerle değerlendirmeler yapılıyor.
Türkiye’de askeri vesayet kalkmış mı, yoksa yerine orduyu, polisi yeniden dizayn eden bunu içeride ve dışarıda muhaliflerine karşı kullanan yeni bir güç mü ortaya çıkmış bu ayrı bir tartışma konusudur.
Eğer askerin etkisi kırılmış, eski itibarı kalmamış diyorlarsa, bunun sağlanmasında AKP’nin payı yok gibidir. PKK ya da gerilla karşısında bu ordu başarısız kılınmasaydı, ABD ve NATO bu orduya yaklaşımında tutum değiştirmeseydi ordu tak dediğinde Erdoğan şak diye yerine getirirdi.
12 Eylül cuntası Türkiye’yi 50 yıllık dizayna tabii tutmuştu. Anayasayla bu düzen sağlanacaktı. Ancak 15 Ağustos 1984 yılında başlayan gerilla hareketi ve Kürt halkının serhildanları bu planları altüst etmiştir. 12 Eylül başta Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesi olmak üzere demokrasi güçlerinin mücadelesiyle başarısız kılınmıştır. Eğer Türkiye ve Kürdistan’da demokrasi mücadelesi geliştirilebildiyse, bu 12 Eylül’e karşı geliştirilen direnişle mümkün olmuştur. Bu açıdan eğer demokrasi mücadelesinden ve kazanımlardan söz edilecekse, bunu en başta da sağlatan Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Askeri vesayette gedikler açılmışsa, son 30 yılda orduda görev alanlar itibarsızlaşmışsa bunda en az payı olan AKP Hükümeti’dir.
Bir süre önce Ahmet Altan bir yazı yazmış. Türk ordusu nasıl kaybetmişse, PKK’ye de kaybettireceklerini vaaz etmiş. PKK’yi askeri vesayeti güçlendirmekle suçlamış. PKK’nin eylemleri askeri vesayeti korumak için yapılıyormuş. Sanki Ahmet Altan son 30 yılını Türkiye’de yaşamamış! Fethullahçıların ve AKP yandaşlarının uydurma teorisine o da inanmış! Öyle ya o mahallede geçerli olan teori odur. Neredeyse ordu gücünü korumak için gerilla savaşını başlatmış diyecekler. Zaten bazıları hızını alamayarak bunu da söylüyorlar.
Sayın Altan, 12 Eylül zindanlarında en büyük eziyeti kimlerin ve neden gördüğünü bilmiyorsan araştır, öğren! Askerin pabucu nasıl dama atılmış, Ergenekon davası neden ortaya çıkmış bunu anla! Türkiye’de askerin gücünü yıprattığı, demokratikleşmenin önünü açtığı için Kürt Özgürlük Hareketi’ne şükredeceğine, teşekkür edeceğine eleştirmek hangi vicdana sığar? PKK’nin askeri vesayeti güçlendirdiğine dair sözler bir suçlamadır. Bir küçük burjuva uydurmasıdır. AKP’nin özel savaşının, psikolojik savaşının PKK’yi yıpratma argümanıdır. Bu da özel savaş merkezinde üretilmektedir. Yani bu yönlü değerlendirme şahsına ait değildir.
PKK’yi tasfiye etmek için hangi özel savaş karargahının ve psikolojik savaş merkezinin uğraştığını iyi biliyoruz. Bunların içinde Taraf gazetesine üslenenler de vardır. Taraf’ta cemaatin etkisini kimse yok sayamaz. Hüseyin Gülerce’nin PKK konusundaki fetvası da bilinmektedir.
Bu PKK düşmanlarına bir de Ahmet Altan eklensin. Ne yapalım istemeyiz ama yaparsa iradesini engelleyecek ve bu uğraşına ambargo koyacak değiliz. Bazı Kürtlerle söylediklerini yapacağınızı sanıyorsanız 40 yıldır PKK’nin tasfiyesi konusunda hayal kırıklığı yaşayanlara bir de siz eklenmiş olursunuz.

Yazarın diğer yazıları