AKP’nin derdi özgür ruhlar

T.C’nin pek sapsayın başbakanı RTE, öğrenci evleri ile ilgili olarak, "meşru hayat var, gayri meşru hayat var" ve "muhafazakar demokrat bir iktidar olarak üzerimize düşen görevler var, valilerimiz gereğini yapar" buyurunca, yardımcıları, bakanlar ve hatta ortaya fırlayan kimi valiler, bu pek sapsayın başbakanın açıklamalarını desteklediler birbirleri peşi sıra.                                                                                                                                                                  

İçişleri bakanı; "…öğrenci evleri terör ve fuhuş yatağı" dedi. Yapılacak müdahaleyi milli değerler, Türk aile yapısı ve devletin güvenliği ile gerekçelendirdi.
Bekir Bozdağ; "yapacağımız şey müdahale değil tedbir, ben oğlumun ya da kızımın karşı cinsle aynı evde kalmasını istemem. Halk da istemez, gereğini yapacağız" dedi.  Adana valisi; "talimatı aldık gereği yapılacak, genel ahlakın korunması devletin görevidir, şikayetleri değerlendireceğiz" dedi.  Velhasıl gerisi gelmeye devam ediyor. Hatta, başbakan’ın bu konuşması hatırlatılarak sorulan bir soruya verdiği ilk cevabında, “ben öyle düşünmüyorum, Başbakan da böyle şey söylemez, bu asparagas, böyle bir düşüncemiz yok”, deyiveren Bülent Arınç da toparlandı ve ceketinin düğmelerini ilikleyerek başbakana biatini açıkladı. "Ayrı düşmüş değiliz" diye bağladı sözünü.
Finlandiya ziyareti sırasında yaptığı basın açıklamasına katılan bir yabancı gazetecinin öğrenci evleri ile ilgili sorusu üzerine başbakan’ın "bu arkadaşı yönlendiren birileri var herhalde" yanıtını vermesi de, nasıl bir pervasızlık ve riya içinde olduğuna, otoritesine eleştirel yaklaşıma bile tahammülü olmayan bir tiran ruh haline saplandığına başkaca açıklama gereği bırakmıyor.
Ancak, biraz geriden olaya baktığımızda gördüğümüz manzara, tüm bunlara bir delinin saçmaları yahut seçim yatırımı denilip geçilmesinin mümkün olmadığını gösteriyor bize. Zira, adım adım gerçekleştirilen, tahakkümü ve cinsiyet ayrımcılığını da esas alan bir toplum projesi duruyor önümüzde.  
Kadının dekoltesini, hava karardıktan sonra dışarıda olmasını tecavüz nedeni sayan, on iki yaşındaki çocuğun küçücük bedenine onlarca kişinin tecavüzüne rızası olabileceğine hükmederek tecavüzü meşrulaştıran, kadına karşı şiddete ağır tahrik indirimleri ile teşvik uygulayan AKP iktidarı yatak odalarımıza girip, kaç çocuk yapacağımıza, nasıl doğuracağımıza da karar vermişti. Kız, erkek diyerek öğrencilerin yurtlarını, sıralarını, sınıflarını, kantinlerini, hatta bahçelerini ayırma gayretindeydi. Bu uygulamanın en rahat uygulanacağı İmam Hatip okullarının yaygınlaştırılmış olmasının tek anlamı din bazlı eğitim miydi? Yoksa hedeflenen, muhafazakar dinci ve itaatkar bir toplum projesinin ağacı yaşken eğerek hayata geçirilmesi çabası mıydı?
Şimdi muhalif her kesimden, hukukçulardan, siyasetçilerden itirazlar var öğrenci evleri tartışmasına. Zinayı kaldıran bu iktidarın cinsel hayata müdahalesini çelişki olarak görenler, bu tartışmayı suni bir gündem sayanlar, bu tartışmanın işsizliği, yoksulluğu, PKK meselesini perdelemek için kullanıldığını söyleyenler, baskıda "Kenan Evren’e tur bindirdin" diyenler, 18 yaşındakilere milletvekilliği yolunu açıp ülkeyi yönet derken kendi hayatını yönetmesine müdahale edilmesini çelişki olarak görenler, iktidarın Anayasanın özel hayatı düzenleyen maddelerini ihlal ettiğini, suç işlediğini, anayasanın 157. maddesine göre suç olan emrin yerine getirilmesinin de suç olduğunu vs. vs…
Oysa atı alan Üsküdar’a vardı bile. Başbakan “kızlar erkekler aynı apartmana giriyorlar, sonra bundan kızlar zararlı çıkıyor” dedi. Bir sağlık bakanlığı müşaviri “üniversite öğrencilerinden kürtaj başvurusu tavan yaptı” dedi. Aynı akşam İstanbul Üsküdar’da bir kız öğrencinin de oturduğu bir apartmanın girişine, öğrenci evine kızlı erkekli giriş olursa şikayet edileceğini içeren bir yazı asıldı.
İşin esası, başbakan ve tayfası ağız birliği ile gençliği hedef tahtasına oturtmuş durumda yeniden. Dertleri özellikle özgür düşünen ve sistemin manipüle edemediği gençleri denetim altına almak. Böylece toplumun isyan potansiyelini ele geçirmek ve kah yönlendirerek kah sindirerek yönetmek. Bunun için,  İslam toplumlarının en zayıf karnına, namus meselesine oynayarak toplum desteğini yanına almak istiyor.
İktidar daha neremize kadar sokacak burnunu bilemiyorum. Gördüğüm şu, pek sapsayın başbakan duracağı yeri bilmiyor, bu yüzden olmadık yerlere soktuğu o burnu bir yerde kıstırmak şart oldu.

Yazarın diğer yazıları