AKP’nin parti devleti ve Kürt soykırımı

AKP-MHP faşist diktatörlüğü Türkiye’yi açık şekilde bölüyor.

Zor ve şiddetle, ülke parti devletine dönüştürülüyor, karşı çıkan susturuluyor, tutuklanıyor, sürgün ediliyor.

Sistem içinde kalarak dahi muhalefet etmeye icazet yok. Artık sistem içileşme yetmiyor. İlla parti içi olacaksın. Parti içileşmek ise diktatörün emir ve talimatlarına sorgusuz sualsiz boyun eğmek anlamına geliyor.

Türkiye sathında parti devleti kurumlaşması dayatılırken, Kürdistan’da Türkleştirilerek devletin yüz yıllık soykırım uygulamaları nihayete erdirilmek isteniyor. Tabi bu aynı zamanda AKP’nin 17 yıllık faşist soykırım siyasetinin de sonuç alacak bir döneme sokulmak istenmesidir. Dolayısıyla bu, ülke genelinde darbe yapan AKP’nin parti devleti Kürtlere karşı da açıktan savaş ilan etmiştir.

Bu savaş sadece Kuzey Kürdistan’la da sınırlı değil, Güney Kürdistan’da yerel işbirlikçiliğe dayalı olarak devletin fiziki işgal ve katliamıyla tamamlanmak isteniyor.

O halde şunu sormak gerekiyor; bir zamanlar AKP’nin şehirleri yakıp yıkmasını, insanların bodrumlarda diri diri yakılmasını adeta meşrulaştırmak için, “hendek savaşları” deyip Kürtlere saldıranlar acaba bugün kendilerine yer açmak için AKP’yi nasıl aklayacaklar?

Bu kesimlere sormak gerekir, 31 Mart seçimlerinde halk iradesiyle alınmış belediyelere kayyım atanmasını, halkın iradesinin gasp edilmesini neyle izah edeceksiniz?

Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğü size dokunmadan üç maymunları oynamaya devam mı edeceksiniz? Yoksa bu faşizme karşı sokaklarda özgürlüğü haykıran, bedenlerini AKP polislerinin her türlü saldırısına canlı kalkan yapan annelerin saflarında mı yer alacaksınız?

AKP’nin Suriye siyaseti çöktü…

AKP-MHP faşist yönetimi sadece Türkiye içinde faşizm uygulamıyor. Bölge siyasetleri de her yeri kana bulayarak mutlak iktidarını tahkim etme üzerine kurulu. Bunun için de Suriye’de işgali kendine hak görüyor. Küresel çapta terörist örgüt olarak ilan edilmiş Heyet Tahrir El Şam (El Nusra) çetelerine her türlü desteği vermekte bir sakınca görmüyor.

Ancak bu siyaset de artık çöküyor. Türkiye’nin uzun süredir Rusya-ABD çelişkilerinin yarattığı boşlukta kendisine bulduğu alan artık ortadan kalkıyor. İdlib’de yaşanan şiddetli çatışmalar ve Han Şeyhun gibi önemli bir kasabanın Türk çetelerinden alınması, Suriye rejiminin çetelere yardıma giden Türk askeri konvoyuna açıktan saldırı gerçekleştirmesi, sahanın giderek işgale ve çetelere kapanacağını gösteriyor.

Suriye rejiminin İdlib’e girmesi olasılığına karşın hem askerlerini hem de çetelerini Efrîn, Cerablus gibi işgal alanlarından İdlib’e kaydırması “büyük tehlikeyi” sezdiğinin göstergesidir. Artık çember daralıyor. Bu çember de sadece İdlib yok, tüm işgal alanları var. İş çemberin daralmasıyla da kalacak gibi değil, giderek Türk devletinin Suriye’deki işgali dünya gündemine girecek. Batı ve ABD karşısında eksen değiştirme şantajının tamamen suya düşmesi, TC ile Rusya arasında da kaçınılmaz olarak gerilim fitilini ateşleyecektir. ABD karşısında geçersiz akçe durumuna düşmesi, Rusya ve İran’ın açıktan tepkisini de çekebilir. Bu durum sadece Suriye sahasında da değil, tüm bölgede hareket sahasını daraltabilir.

Büyük olasılıkla TC bunların hesabını yapıyordur. Kürtlere karşı bu kadar saldırgan olmasının temelinde bu da yatıyor olabilir. Kuzey, Güney, Rojava demeden her yerde elinden geldiğince güçten düşürmeye, teslim almaya, işbirlikçi durumuna getirmeye çalışıyor.

İşin doğrusu bu Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün yalnızlaşma ve çökme korkusudur. Çünkü artık politikaları hiçbir dikiş tutmuyor. Aksine çürümüş bu siyaset çorap söküğü gibi dağılıyor. Ancak yine de yapabildiği kadar ipin ucunu elinde tutmaya çalışıyorlar. Ülke dışında olmazsa da içinde mutlak diktatörlüğe dayalı iktidarlarını sürdürmek istiyorlar. Düşme olasılıklarını gördükleri anda pervasızca saldırıyorlar.

Aslında Erdoğan ve Bahçeli’nin korkudan dizleri titriyor. Bahçeli’nin Süleyman Soysuz’u Amed, Wan ve Mardin belediyelerine kayyım atamasından dolayı tebrik etmesinin nedeni budur. Yine Doğu Perinçek’in aktif bir şekilde devreye girmesinin nedeni de budur. “Ne kadar çok faşizm o kadar çok iktidar” tek şiarları. Çünkü tek günlük iktidar olmama durumumun hepsinin sonu olacağını çok iyi biliyorlar. Onun için korkuyorlar, korktukça saldırganlaşıyorlar, azgınlaşıyorlar. Ama nafile Erdoğan Mursi’nin akıbetinden kurtulamayacaktır ve o gün artık çok daha yakındır.

Yazarın diğer yazıları