AKP’yi demokratik temelde aşmak

17 Aralık müdahalesi ile AKP’nin iktidar döneminin bittiği konusundaki genel kanaat gittikçe yaygınlaşıyor. Mevcut politikalarla ABD karşısında ciddi bir şansının olması zaten mümkün değil. Hele hele AKP gibi ABD desteği ile iktidara gelmiş bir güç açısından bu çok daha böyle. Kısaca AKP iktidarı artık gidici. Bunun tersini zaten fazla kimse tartışmıyor.

Şimdi tartışılan konu bu gidişin ne zaman ve nasıl olacağı üzerine. Zamanlama bakımından da genel kanaat kısa vadede bunun gerçekleşeceği noktasında. AKP’nin iktidar ömrünü orta vadeli kılmasına bile pek ihtimal verilmiyor. Dolayısıyla esas tartışma gidişin nasıl olacağı veya olması gerektiği üzerinde yoğunlaşıyor.
Bu noktada da AKP’yi aşmada güç ve iddia sahibi olan iki güç var. Bunlardan birisi, baştan beri AKP gericiliğine karşı mücadele eden demokratik güçler. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere emekçiler ve ezilen halklar bunun içinde yer alıyor. Kürt direnişi bu mücadelenin motor gücü olarak rol oynuyor. Mücadele çok değişik yöntemlerle sürüp bugüne kadar gelmiş bulunuyor.
Diğer güç ise özellikle son iki yıldır AKP ile politik karşıtlığa düşmüş olan ABD oluyor. Politik farklılıkların esas olarak Suriye, İsrail, Mısır, İran, Rusya gibi alanlar üzerinde odaklandığı biliniyor. Bu farklılıklar giderilemez noktaya geldikten sonra da ABD tarafından AKP iktidarına yönelik müdahale yapılmış bulunuyor. 17 Aralık müdahalesi bunu oluşturuyor. Söz konusu müdahalenin pratik yöneticisi olan Fethullah Gülen, bu durumu “Son iki yıldır reform çizgisinden saptılar” diyerek ifade ediyor. Ortaya böyle bir sapma durumu çıkınca da, kuşkusuz buna ABD yönetimi seyirci kalamaz. Zaten seyirci kalmamış ve göz yummamış bulunuyor. 17 Aralık müdahalesi bunu ifade ediyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse, yaşanan gelişmelerin pek de müdahale eden güçlerin hesap ve planlarına göre olmadığı anlaşılıyor. Müdahalecilerin kısa sürede ve kolayca sonuç alacaklarını sandıkları ortaya çıkıyor. AKP’nin mevcut direnişi gösterebileceğini, dahası BDP-HDP’nin demokratik çıkış yapmak üzere bundan yararlanabileceğini pek hesap etmedikleri belli oluyor. Kısaca evdeki hesap çarşıya uymamış görünüyor.
Olayların müdahalecilerin hesapları dışında gelişmesi, AKP-Fethullahçı çatışmasını hem uzatmış ve hem de şiddetlendirmiş bulunuyor. Bu o kadar derinleşmiş durumda ki, tuhaf şeyler denebilecek olaylar yaşanıyor. Örneğin beş-altı yıl boyunca zorla tutuklanıp toplanan Ergenekoncular neredeyse bir günde serbest bırakılmış bulunuyor.
Fakat aynı biçimde serbest bırakılmayanlar da var. Örneğin KCK Davalarından tutuklu bulunan BDP’liler. Herkes benzer tarzda KCK tutukluları da serbest kalacak diye beklerken, ilginç bir gelişme bu alanda yaşandı. KCK tutuklularına bakan mahkeme, “Yaşları genç, bırakırsak dağa çıkarlar” diyerek tahliye talebine “Ret” karşılığı verdi.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına verilen bu karar ne kadar anlamlı değil mi? Peki birileri buna bakarak “Kanunlar Kürtlere farklı uygulanıyor” derse ne olacak? Bu kararın Dersim’de katliam, hatta soykırım uygulayanların yaklaşımından ne farkı var? Onlar da “Büyüdüğünde Kürtçülük emeli gütme ihtimali olanları da öldürün” diyerek çocukları bile katletmediler mi?
Bir de seçim çalışması yürüten HDP ve BDP’lilere yönelik artan saldırılar var. Bunlara faşist saldırılar da deniyor. Derin devlet saldırıları diyenler de var. Fakat saldırıların ayyuka çıktığı Fethiye’nin Emniyet Müdürü, saldırganlara yönelik olarak “Dün size her şeyi yaptırdım, haydi bugün dağılın” diyerek söz konusu saldırıların kimler tarafından örgütlenip yönetildiğini daha açık ve net bir biçimde herkese göstermiş bulunuyor.
Belli ki mücadele keskinleştikçe bu tür ilginç olaylar daha fazla yaşanmaya devam edecek. Bu tür sapkınlıkların ortadan kalkması da söz konusu mücadelenin sonuçlanmasına bağlı. Fakat bu mücadele nasıl sonuçlanacak? Dönüp dolaşıp baştaki sorduğumuz soruya geliyoruz: AKP nasıl, yani hangi yönde aşılacak? Yani AKP’den boşalacak yeri kim dolduracak?
Kuşkusuz bu sorunun cevabı halklarımız açısından, tüm ezilenler açısından hayati önem taşıyor. Dolayısıyla rastgele ve iyice hesaplamadan cevap verilemez. Ama böyle yaklaşanlar da var. Örneğin, AKP gitsin de yerine kim gelirse gelsin diyen yaklaşımlar söz konusu. Tabi herkes bunu böyle açıkça ifade etmiyor. Ancak AKP gitsin deyip de yerine neyin konacağını belirtmemek de bu anlama geliyor.
Bu düşüncede olanlar ülkemize yönelik ABD müdahalesini de göremiyorlar. Dolayısıyla süreci ve yaşanan olayları doğru ve tam olarak değerlendiremiyorlar. ABD müdahalesini gören ve geçmişte ABD destekli darbelere karşı direnildiği gibi bu müdahaleye karşı da direnmeyi öngören yaklaşımları “AKP yanlısı” olarak suçluyorlar.
Peki bu anlayış demokrasi çizgisi olabilir mi? Demokratik güçler AKP’nin iktidardan düşürülmesine böyle yaklaşabilir mi? Bizce yaklaşamaz ve yaklaşmamalıdır. Böyle amaçsız bir demokrasi çizgisi olamaz. Demokratik güçler, “AKP gitsin de kim gelirse gelsin” diyemez. Bu durum çizgisiz ve sorumsuz bir yaklaşım olur. Peki AKP gittiğinde yerine CHP gelirse ne olacak? MHP gelirse ne olacak? Devrimci-demokratlar CHP veya MHP’nin iktidar olmasını isteyebilir mi? İsteyemeyecekleri açıktır. Al birisini vur ötekine! Devrimci-demokratlar bir oligarşik iktidarın yıkılıp yerine yeni bir oligarşik iktidarın gelmesinden yana olamazlar, buna açık kapı bırakamazlar. Böyle bir yaklaşım CHP ve MHP kuyrukçuluğu olur. Bu biçimde ancak ABD değirmenine su taşınır.
Bu nedenle AKP iktidarını aşmak için mücadele etmek gerekir. Ancak AKP aşılırsa yerine nasıl bir demokratik yönetimin konacağının da netleştirilmesi ve hazırlanması gerekir. AKP iktidarını aşmak için mücadele edilirken, bu mücadeleyi ülkemize müdahalede bulunan ve yeni bir oligarşik yönetim yaratmaya çalışan ABD politikalarına ve işbirlikçilerine karşı mücadeleyle de birleştirmek gerekir.
Böyle yapılmazsa ne olur? Çok açık ki, AKP iktidarı sağdan aşılır. Yani iç ve dış çıkar odaklarının müdahalesi sonuç alır ve AKP’yi aratan yeni bir faşist despotik iktidar iş başına gelir. Yine ABD’nin, yani küresel kapitalizmin Türkiye’de ve Ortadoğu’da çıkarlarını savunan yeni bir iktidar doğar. Bunun da devrimci-demokratik güçlerin istemi ve amacı olamayacağı açıktır.
Demek ki AKP iktidarını aşma mücadelesini bir demokratik yönetim yaratma mücadelesiyle birleştirmek gerekir. AKP iktidarının ABD müdahalesiyle aşılmasına fırsat vermemek, AKP iktidarının demokratik güçlerin müdahalesiyle ve mücadelesiyle aşılmasını öngörmek ve başarmak gerekir. Doğru ve tek devrimci-demokratik çizgi budur.
KCK Yürütme Konseyi adına yayınlanan bir deklarasyon da buna dikkat çekmekte ve tüm demokratik güçleri bu temelde birlik olmaya ve mücadeleye çağırmaktadır. Kürt Hareketinin de böyle bir çizgide olması Türkiye demokrasisi açısından büyük bir fırsattır. Bu fırsatı ve onun yarattığı imkanı demokratik hareketin başarısı için değerlendirmeyi bilmek gerekir.

Yazarın diğer yazıları

    None Found