Alevi doğmak ama Alevi ölememek…

Bugüne kadar pek çok Alevi cenazesi “devlet temsilcileri katılabilsin" diye zorla ve hatta kaçırılarak camilerden kaldırıldı. Bunun en önemli örneklerinden biri Neşet Ertaş’ın cenazesi iken son örnek Diyarbakır’daki patlamada hayatını kaybeden polis memuru Şenali Ocak oldu. 

Neşet Ertaş’ı Neşet Ertaş yapan hiç kuşkusuz onun Alevi ve Abdal kimliği idi. Neşet Ertaş, inanç ve inancın kültürünün, yoksul bir çalgıcıdan dev bir ozan dönüştürme hikayesidir. Yoksullukla savaşırken ona bir dirhem katkıda bulunmayan devlete inat, yoksullar kendi dilleri olan bu ozanı yirmi birinci yüzyılın yaşayan ozanı haline getirmişlerdir. Bütün yaşamı boyunca “acısını çığırdığı" yoksulların Alevi ozanı, onun gücünü kendi çıkarlarına ve inançlarına devşirmek isteyen egemen ve faşizan etno-dinsel ideoloji tarafından “bedeni gasp edilerek" camide kaldırıldı. Ayni şeyi “şehit" olarak ilan ettikleri bir polise de yapmakta hiç bir sakınca görmediler. Cenazeleri gaspa kadar vardırılmış bir utanmazlık ve ahlaksızlıkla, dünyada bir insana ve bir inanca yapılabilecek en büyük hakareti, özellikle kendisini savunamayacak bir durumda iken yapmakta hiçbir sakınca görmeyen bir anlayış bu.

Alevi olmak için Alevi doğmak gerektiği kadar, Alevi olmak için Alevi ölmek de bu inancın bireylerinin hakkıdır. İşte bu hak, bu tür resmi, faşizan, etno-dinsel ideoloji ile elinden alınmaktadır. Hatırlanırsa Özgecan Aslan’a da yapılmıştı. Ailelerin o zayıf dönemlerinden faydalanarak, yoğun duygusal, gerektiğinde fiziki baskı ile hayatları boyunca gitmedikleri ve gitmedikleri için de bin bir ayrımcılık yaşadıkları camilere bedenleri zorla sokulmaktadır. Tam IŞİD’in de mantalitesi. Onlar da başka inançlara yönelik saygısız ve saldırgan bir tutum izlerken, kendi dinlerinde ise ürettikleri dinsel yorumlarının zor kullanarak uygulamakta hiçbir sakınca görmeyen bir anlayışı temsil etmektedirler. Bu anlamıyla aynı anlayış Türk-İslam sentezi kapsamında Türkiye Cumhuriyetinde Alevilere yapılmaktadır. Gayri resmi, resmi bir haydutlukla… 

Bunu yapmanın ardındaki anlayış ise Aleviliği sapkın ve aşağı bir inanç olarak görme yatmaktadır. Bu nedenle devlet görevlileri Cemevlerine gitmemektedirler. IŞİD mantığının gündelik hayatta devletin reflekslerinde nasıl yer bulduğunu en açık kanıtıdır aslında. Cenazesi gasp edilenlere bakıldığında, yaratılan mevcut resmi paradigmanın denetiminde olan büyük kitlede yarattıkları imajın bozulmasını etkileyebilecek bir potansiyele sahip oldukları görülecektir. Bu nedenle de Alevi inancının derin felsefesinin izinde olan ve katkıda bulunan bütün büyük ozanlar, filozofların bedenleri, eserleri, imajları alenen gasp edilerek Türk–İslam bir imajla yeniden tanımlanmaktadır. Mevlana bunlardan en önemlisidir. Bunun yanında Karacaoğlanlar, Yunus Emreler, Fuzuliler, Hacı Bektaşlar, Aşık Veyseller Anadolu’nun Alevi kimliğinin, kültürünün, inancının yetiştirdiği dünya çapında büyük insanlardır.

Bugüne kadar bu resmi etno-dinsel yapılanma tarafından, bir yandan el altından görünürlükleri engellenirken, öte yandan da engelleyemediği kısmını Türk–İslam imajıyla sıvanarak Alevilikleri örtülmektedir. Mevlana’nın turistik gösteriye döndürülmesinin nedeni de budur. Her yıl o inanca hakaret eden devlet şürekası, orada gösteride tam kadro yerini almaktadır. 

Dolayısıyla cenaze gaspı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk-İslam sentezci politikalarının en tipik reflekslerinden biri olarak, basta bedenleri olmak üzere Alevilerin tüm değerlerini gasp etme davranışının en suçüstü halidir. Aleviliği ortadan kaldırma hedefi ve kararlılığı bütün cephelerde son hızla sürdürülmeye devam edilirken, sanırım en vahşi halini ise AKP iktidarının gerçek yüzünü gösterdiği son yıllarında görüyoruz. 

Toplumda olumlu imajı olan tüm bu cenazeleri camiden kaldırmaya zorlayarak Alevilik bağlantısı ile toplumda oluşabilecek pozitif etki önlenmeye çalışılmaktadır. Bu esas olarak Alevilerin asimilasyonunu en sinsi cephelerinden biridir. Alevilere karşı ayrımcı pratiğinin en uç hali olarak, resmi nefret suçudur. TC kendisinin de imza koyduğu başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere din ve vidan hürriyetini bağlayan maddelerini alenen ihlal ederek, bu nefret suçlarını işlemeye devam etmektedir. Alevilerin yapması gereken ise bu durumu önleyici bir mekanizma geliştirmek ve özellikle uluslararası alanda mahkum ettirecek çabalar içinde olmaktır. Aleviler sert bir reaksiyon göstermezse bu daha da yoğun bir biçimde yürütülmeye devam edilecektir. 

Yazarın diğer yazıları