Allah kime, neden ve nasıl yardım etmeyi kabul eder?

Cihan EREN

Geleneksel din anlayışında Allah, göklerde bir yerde koltuğunda oturmuş dünyayı gözetleyen ve istediği zaman yeryüzündeki durumlara müdahale eden bir ‘kişi’ gibi tasavvur edilmiştir. O ‘kişi’ yüklenilmiş özellikleriyle anlatıldığında, O’nun bir ‘kral, sultan, halife’ olabileceği düşüncesi oluşturulmuştur. Sıradan, ortalama her müminin aklındaki Allah algısı aşağı yukarı böyledir. Allah’a dair bu anlatımı doğru kabul edersek, o zaman Allah’ın müdahalesi meselesinde bir ölçüsüzlüğü bir keyfiliği de kabul etmemiz gerekecek. İşte Erdoğan’ın ‘onların dolarları varsa bizimde Allah’ımız var’ sözündeki Allah böyle bir Allah’tır. Oysaki dinler, beşeri olan hiç bir özellik Allah’ta yok demiş ya da evreni harekete geçiren, muazzam bir denge içinde tutacak kadar güçlü bir düzenin sahibi olarak tanıtmıştır. Hiç bir dinde Allah’ın varlık alemine keyfi, gelişi güzel müdahalesi var denilmemiştir. Tek bir kereye mahsus istisna dahi kabul edilmemiştir.

Erdoğan sıkışınca iktidar aklının mana sınırları ile topluma anlatılmış, ‘gökteki kral, sultan’ Allah’ı çağırdı. İktidar İslam’ı aklı, bir kavrama aynı anda tezat olan iki anlamı yükleyip sunmada çok gelişkin bir dile sahiptir. Bu aklın, üzerinde kelam ettiğimiz son örneğinde de, çok inceden Allah farklı iki manada kullanılmıştır. Birincisi ‘onların dolarları varsa bizimde Allah’ımız var’ denilerek adil ve yardımsever olan Allah’a çağrı yapılmıştır. Allah dolar zenginlerinin yanında değil, dolarları olmayanların yanındadır denilmek istenmiştir. Bu ifadeye kaynak göstereceğimiz ayetleri de dikkate alarak yorumumuzu, Allah’ın mal ve mülk biriktirmeye karşı olduğu, Allah inancının ihtiyaçtan fazlasını biriktirmeyi haram kıldığı noktasına kadar rahatlıkla götürebiliriz.

Fakat ‘onların dolarları varsa bizimde Allah’ımız var’ sözünü kullanan adama baktığımızda, Allah adının kullanılmış olması çok ciddi bir ahlaki soruna yol açmıştır. Sözün sahibinin de ihtiyaçtan fazla dolarları, euroları ve liraları vardır. Erdoğan kişi olarak Trump kadar zengin biri değildir. Türkiye devlet olarak da toplum olarak da ABD’den fakirdir. Bu eşitsizlik var diye Erdoğan’ın çağrısıyla Allah kesinlikle Türkiye’yi tutar diye düşüne bilir miyiz?  Bu soruya evet dersek burada da iktidarın İslamik aklının ‘Allah ‘kafir’ Hristiyanlara karşı her şart altında Müslümanların yanındadır’ söylemini kabul etmiş oluruz. Bu söylem doğruysa bu defa da şu önemli problemle karşı karşıya kalırız; Allah her şart ve durumda Müslüman olmayanlar karşısında Müslümanları destekler mi? Buna evet dersek bu defa da Allah’ın adalet sorunu doğmaz mı? Allah Türkiye’nin ‘Ayşe teyzeleri’ ve ‘Ahmet amcalar’ ile mukayese edildiğinde bir Trump olan Erdoğan’ın çağrısını kabul edip yardıma gider mi dersiniz?

Türkiye şartlarında oldukça zengin sayılan Erdoğan, ABD’ye karşı Allah’tan yardım dileyebilir mi sorusunu tartıştırmak, Müslümanların mevcut zihniyet durumlarını anlamaya epey bir katkı sunacaktır. Bu soruyu tüm İslam kimlikli devlet ve liderlerini dikkate alarak düşünmek çok daha yararlı olacaktır. Soru çok basit ve sade, İslam devletlerinde liderlik koltuğunda oturanlar bir müminin inandığı mana ve güçteki Allah’ı sıkıştıklarında yardıma çağırabilirler mi? Allah bu adamlara ne der? Bu soru üzerinde tüm Müslümanları tefekküre davet ediyorum.

Erdoğan’ı kullandığı sözden ötürü sorduğumuz soruların muhatabı gösteriyorum. Yoksa Muaviye’den bu yana, bu tayfanın tümü üç aşağı beş yukarı aynıdır. O kullandığı ‘Allah’ımız var’ sözüyle teorik olarak ‘Allah’ım zordayım, bana yardım et’ diyerek, zengin biri olduğu halde yoksul Müslümanların inancına göre dua etti. Burada ciddi bir aldatma ve müminin inancını istismar etme vardır. İşte burada Allah ismini kullanması bir hiledir. Çünkü zengin olduğu halde kendisini yoksul gösterdi. Kendindeki Allah kavramını müminin Allah’ının içinde gizledi. Böylece ‘Allah’ımız var’ diyerek bir cümlede iki ayrı insan sınıfının, ayrı mana ile inandıkları ve kabullendikleri Allah’ı birleştirmiş oldu. Ve müminlerin Allah’ına göre günaha girdi.

Onun söz konusu konuşmasında kendisini mümin kültürü içinde gizlediğinin açık bir göstergesi daha vardı. Dikkat edildiyse o sözü kullandığı konuşmasında, bankası yastık altı olan yoksullara seslendi. Nasip ve rızıklarını istedi. Faiz karşıtı biri olduğunu her fırsata dillendiren zat, faizden kazananlara seslenemedi. Mesela yüzbinlerce doları olan oğluna ‘git dolarlarını boz’ dediğini duydunuz mu? Erdoğan ve onun gibileri ‘biz Müslümanız zenginliğimiz Allah’ın bize nasibi, rızkı’ derlerse pekala ehli kitaptan dolar sahipleri bizimkisi de nasip ve rızık diyebilirler. Yok eğer dolar ya da başka para birimleri zenginliği haksız kazancın eseriyse, Müslüman Hristiyan frak etmez ikisi de büyük günahtır.

Biri yönetici mertebesinde olduğu halde haksız kazanç sağlayanlardan değil de, yoksulun rızkını evinden çıkarıp alıyorsa bu İslam’a göre büyük bir günahtır. İşte İslam dininin düşünce ve kültüründe tartışılması gereken ama bir türlü istenen muhteva ve yoğunlukta tartışılamayan bu ve benzer adamların Allah, Kur’an, peygamber deyip yoksulların malına el koymanın Allah tarafından nasıl karşılandığı meselesidir. Bunlar ‘tövbe etmeden ölürlerse sonsuza kadar cehennemde kalırlar’ denilen fasıklardan mıdır? Peki bu fasıklara oy verip kanun gücünü ellerine veren Müslümanlar?

Yazarın diğer yazıları

    None Found