Allah’ın mı Erdoğan kanunlarının mı Kürtçeyle sorunu var?

Cihan EREN

AKP-MHP rejiminin Kürtçe düşmanlığı sürüyor. Kürtçeye düşmanlığı, Kürtçe eğitimi yasaklayarak yapıyorlar. Kürtçe konuşmaya ‘bilinmeyen bir dil’ diyerek yapıyorlar. Kürtçe gazete, dergi ve kitapları yasaklayarak, okunmaması için her türlü engelle baş vurarak yapıyorlar. Bu faşist rejimin sürüleştirdiği aptalların Kürtçe konuşanları katletmesi biçiminde sokaklara taşırarak sürdürüyorlar. Devletin Kürtlere hakaret etmek için kurduğu TV kanalında Kürtçeyi bozarak Kürtçe düşmanlığını tırmandırmak suretiyle devam ediyorlar.

Kürtçeye düşmanlıklarını camiler ve dini vecibeler alanın da sürdürüyorlar. Diyanete bağlı camilerde Kürtçe konuşmak, Kürt gençlerinin zorla götürüldükleri, her türlü baskı ve şiddeti göze alarak zaman zaman Kürtçe konuştukları askeri birliklerden çok daha zor ve tehlikelidir. Türk devletine göre din anacak Türkçe ile olur. Sadece İslam değil, Türk diyanetiyle çalışmaya hevesli Aleviler bile daha önce böyle bir karar almaya yeltenmişti. Yani Türk devletine göre Anadolu topraklarında dini vecibelerde tanrının duymak istediği dil Türkçe. Bu topraklardan semaya yükselen sesi tanrı Türkçe olunca anlayabiliyor. Yapılanların anlamı budur.

Basına yansıdığı kadarıyla yurtsever Kürt seydalarından Abdulkadir Kanar, Sivil Cumada Kürtçe hutbe okudu diye altı buçuk yıllık bir cezaya mahkum edilmiş. Türk mahkemesi Kürtçe hutbe okuyamazsın demiş.

Malum, hutbe dini bir vecibe. Dini olduğu içinde kaidesini, şeklini fıkhı belirlemiştir. Fıkhının kaynağı da belidir. Cami adabı gibi daha birçok ritüelin ifası da bu çerçevededir. İslam’ın hiç bir mezhebinde hutbelerin okunacağı dil belirlenmemiştir. Bir dil de yasaklanmamıştır. Çünkü Kur’an’da başta Hucurat suresinin 13. Ayetinde olmak üzere daha birçok ayette Müslümanların bir birilerini kabul etme zorunluluğu, farklılık denilen çeşitliliğin Allah tarafından yaratıldığı ilkesi belirtilmiştir. Ayetlerde ‘ümmetlere ayrı ayrı şeriat (yol) var’, insan toplumu ‘kadın-erkek, aile, kabile ve kavim’ halinde farklı kimliklerle yaratılmış denildiğinden iman ve vicdan sahibi alim ve fâkih, tarikat ve mezhep şeyhleri ve hatta iktidarlar dil yasağının ayet ve inanç inkarı olacağını bildikleri için dilleri yasaklamayı akıllarının ucundan bile geçirmemiştir.

Bildiğimiz kadarıyla kendisine İslam diyen fakat İslami vecibeleri diğer Müslümanların dilinde yapılmasını yasaklayan tek ülke TC devletidir. İslami vecibelerde kullanılan diller içinde yasaklanmış tek dil ise Kürtçedir. Bunun anlamı, ya Allah’ın ya da ‘ümmetin’ Kürtlerle sorunu olduğudur. Yoksa dört tarafı Müslümanlarla çevrili bir halkın kimliği ve dili neden yasaklansın ki!

İran İslam cumhuriyetidir. Suriye ve Irak devletleri anayasaları için Kur’an’ı temel referans almıştır. Türkiye 1980’den bu yana ılımlı İslam denilen bir mecrada ilerliyor. Gülen Cemaati din propagandası yaparak devletin önemli bir bölümüne yerleşmişti. Ama Kürt ve Kürtçe düşmanıydı. Gülen Cemaatini tasfiye ederek devletin önemli kurumlarını ele geçirmiş, AKP MHP rejimi Türk ve İslamcı bir rejimdir. Yani işin içinde yine İslam var. Bunlar Kemalist laik milliyetçilerden çok daha fazla Kürt ve Kürtçe düşmanı olduklarını, Kürtçe hutbe okudu diye Kürt yurtseverini altı buçuk yılla cezalandırarak bir kez daha göstermiş oldular.

Suriye’de ve kısmen İran’da da Kürtçe yasaktır. İran’da Kürtçe önünde ciddi engeller ve asimilasyon tuzakları da vardır. Irak’ta ise 1958’den bu yana görece bir serbestlik ve olanak yaratılmıştır. Kürtçenin dil olarak yasaklı ve ‘bilinmez bir dil’ olduğu tek yer Türk devleti sınırlarının içidir. Kürtleri Kürt oldukları için bölücü gören tek devlet Türk devleti ve bu devletin aptallaştırdığı Türkiyelilerdir. Böyle bir algı Arap devletlerinde de, İran’da da yoktur. Dünyanın neresinde olursa olsun ister Japonya’daki bir üniversitenin Kürtçe dil dersleri başlatması olsun ister Arjantin’deki her hangi bir konuda Kürtlere dönük gelişmiş bir duyarlılık olsun cümlesine düşman tek devlet ve aptallar topluluğunun olduğu memleket Türkiye’dir. Kürt Özgürlük Hareketinin ısrarla Başur’daki Kürtlere ‘TC tüm Kürtlere, Kürtlüğün her şeyine düşman, PKK bahane’ demesinin nedeni de budur.

Bu düşmanlık devletin İslami referansları ile yönetilmeye başlanmasıyla daha da artmıştır. Erdoğan kendisini ‘ümmetin başı’, partisine oy verenleri ‘ümmet’, olarak tanımlıyor. Onun ümmet bakışı, Kur’an’a, peygambere uyup uymamayı değil oy verip vermemeye bakıyor. Kur’an’daki ümmet, bir tek kişi olabileceği gibi temiz duygularla inanan topluluk-gurup, farklı şeriatlara yani yol ve uygulamalara sahip topluluklar diyerek birden çok ümmet yanında tüm varlık alemini kapsamına alıyor. Ümmetten birinin bu tanımlara göre ayrımcı olması ümmetten çıkması anlamına gelir. Çünkü ümmet ile imam, imam ile mümin yakın duygu ve akılla inanan insanlar topluluğunu ifade ediyor. Mümin tam inanandır. Tam inanmak en başta yaratılışın fıtratındaki hikmete inanmakla başlar. İnanıyorum diyen biri farklılıkları kabul etmek zorundadır. Kürtler de yaratılış içindeki farklılıklardan biri olduğuna göre, Kürt kimliğini kabullenmek de iman içine giriyor demektir.

Bir kişi partisine oy verenlere ümmet diyorsa, İslam onun yaşamında büyük bir yer tutuyor demektir. Fakat bu adam farklılıklara düşmanlık yapıyorsa münafığın tekidir. Erdoğan’ın söyledikleri ve yaptıklarını yan yana koyduğumuzda inanç biçiminin münafıkça olduğu, bunu söylemenin de iman gereği olduğu ortaya çıkar.

Hem Müslüman olmak hem de Kürt kimliğini ve Kürtçeyi yasaklamak İslam’a göre münafıklıktır. Münafık İslam’ın en tehlikeli bulduğu insan tipi olup affı da olmayandır. Bu nedenle Bakûr Kürtlerinin Kürtçe konuşmaları dinen münafıklara karşı mücadele anlamına da geliyor. Erdoğan ve tayfası da bunu biliyor olmalı ki Kürtçe hutbe veren Kürt alimine mahkemede ceza veriyor. Erdoğan’ın mahkemesi Allah’ın yarattığını inkar ederek inkarcılardan oluyor. İnkarcılarında sonu cehennem oluyor. Demek ki Kürtler Kürtçe konuştukça Erdoğan ve tayfası cehennemlik oluyor.

Yazarın diğer yazıları