Allahtan Rojavamız var

Türkçe konuşma yetisine sahip Kürtler de dahil olmak üzere, Türkiye’de yaşayan herkes Dünya Barış Gününü 1 Eylül tarihinde kutluyor.

Birleşmiş Milletler’e (BM) üye ülkelerin tümü de 1 Eylül’ü uzun bir süre “Barış Günü” olarak kutluyordu. 2. Dünya Savaşı’na sebep olan Nazi Almanyası’nın Polonyayı işgal ettiği 1 Eylül tarihi “barış”ı yad etmek için anlamlı bir tarih olarak kabul edilse de 30 Kasım 1981 tarihinde yapılan BM genel kurulu toplantısında 21 Eylül gününün “Dünya Barış Günü” olarak kutlanması kararı alındı.

Bu kararın sebebi ve o dönemde yürütülen tartışmalar bir kenara, Türkiye’nin bu konuda bile dünyayla çelişiyor olabilmesi önemli bir veri.

74. toplantısı yine bir 21 Eylül günü başlayan BM’nin üye tanımı da kurumun içeriği de geçen tüm süreçler içinde yoğunca tartışıldı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan müttefik devletler 1942’de kendilerini “birleşmiş milletler savaş güçleri” olarak adlandırdı. 1945’te 50 ülkenin katılımıyla resmi olarak kurulan örgütün görevleri silahsızlanma ve silah denetimi konusunda önerilerde bulunmak, barış ve güvenliği etkileyecek görüşmeler yapmak, her konuda önerilerde bulunmak ve ülkeler arasındaki iyi ilişkileri bozucu sorunların, barışçıl yollarla çözümü için önerilerde bulunmak şeklinde sıralanıyor.

ABD, Çin, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın daimi, 10 üye ülkenin ise geçici üyesi olduğu BM Güvenlik Konseyi diğer organlara nazaran daha aktif ve şu amaçları güdüyor; ‘BM’nin amaç ve ilkelerine uygun bir biçimde’ barış ve güvenliği korumak, uluslararası bir anlaşmazlığa yol açabilecek her türlü çekişmeli durumu soruşturmak, uluslararasında çekişmeli konularda anlaşma koşullarını önermek, silahlanmayı denetleyecek planlar hazırlamak, barışa karşı bir tehlike veya saldırı olup olmadığını araştırarak, izlenecek yolu önermek, saldırganlara karşı askeri birlikler kurularak önlemler almak.

Ama pek tabii ki kurumun özü savaşın galibi ülkelerin, diğer ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları denetlemesi ve “kendi güvenliklerini” tehdit edebilecek bir savaşın önüne geçebilmesi olduğunu defalarca ilan ettiğini unutmayalım.

Birleşmiş Milletler’i (BM) oluşturan 193 ülkeden 143’ünün devlet başkanı veya başbakan düzeyinde temsil edileceği bu yılki toplantının temel konuları ise ‘İklim Değişikliği’, ‘Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, Kalkınma İçin Finansman, Evrensel Sağlık ve Küçük Ada Devletlerin Geliştirilmesi. Dünya Barış Gününde toplantısını açan BM’nin Barış gibi bir derdi yok gibi görünüyor.

Gerçi Suriye ve Rojava’daki savaş başta olmak üzere dünya üzerindeki hiçbir savaş bölgesinde karar alma ve bunu uygulama yetki ve gücüne sahip olmadığından böyle bir derdinin olmaması bir nevi normal de.

Yine kurumun kuruluşunda da görüldüğü üzere bu örgüt ‘Savaşı Kazananlar’ın örgütü. Yani gücü, orduyu, silahı ve bunlarla ilintili tüm alanları denetim altında tutan Devletlerin örgütü. Kürdistan’ın bir ülke olarak kabul edilmesi, bu coğrafyada yaşayan insanların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmelerine uygun bir yaşama kavuşturulması 193 devletin derdi olamaz zaten. Ulus olma hakkını, devlet sahibi olmakla eş tutan bu sistemin hiçbir azınlık ve topluluk sorununa adil çözüm üretebilmesi de mümkün değil.

Şu anda dünya genelinde 40’ın üzerinde bölgede savaş sürerken, savaşları durdurmak veya savaşların nedenlerine ilişkin köklü çözümler bulmak yerine kapitalizmin parasal krizlerini aşmaya odaklı politikalar üretmek, tartışmak, BM’nin dünya halklarından kopukluğunun göstergesidir.

Savaşı başlatanların barışı kutlaması ne kadar aptalcaysa, devletleri millet adıyla tanımlayıp sistemini buna göre oluşturmak da bir o kadar art niyettir.

Allahtan Rojavamız var da devlet dışı sistemlerin ilk adımının atıldığı coğrafyada geleceğe bakıp ümitlenebiliyoruz.

Yazarın diğer yazıları