Alman İslamı…

‘Alman İslamı’ son dönemlerde en çok tartışılan temalar arasında. Zira İslam Konferansı öncesi bu konu tekrar gündeme getirildi, geçmişe nazaran daha farklı argümanlarla tartışıldı/tartışılmaya devam ediyor. Aslında 2006 yılından dönemin İçişleri Bakanı Wolfgang Schäuble’nin seferberliği ile başlatılan İslam Konferansı’ndaki temel prensipler değişmedi. Fakat bu yıl farklı yapıların da katılımı ile bu proje daha da zenginleştirilmek isteniyor.

Almanya istihbaratta yaptığı radikal değişimi, İslam tartışmalarına da yansıtmak hedefinde.

Birçok kesim İslam’ın Almanlaştırılmasına karşı çıkıyor, daha doğrusu kurumsal düzeyde Almanya’ya bağlı, Almanya’ya özgü bir İslam anlayışını eleştiriyor.

Almanya’nın özellikle mülteci sorunu ile birlikte bu konuya daha fazla eğilmesi tesadüf değil. İslami kurumların dış ülkelerin etkisi altından kurtarılarak Alman yasalarına uyumlu kurumsallaşma önemseniyor. Almanya’da hizmet verecek imamların ise Almanya’da yetiştirilmesi de planlamalar arasında. Dolayısıyla kurumların da maddi boyutta Almanya’dan desteklenmesi planlanıyor.

Varlığı ve geleceği tartışılan bu kurumların başında bünyesinde 900’e yakın cami bulunan DİTİB geliyor. Fakat DİTİB bildiğiniz üzere sadece Diyanet merkezli çalışma yürütmesi nedeniyle tartışılmıyor, aynı zamanda istihbarat elemanı gibi çalışan imamları ile de uzun süredir tartışma konusu.

DİTİB’in direk Ankara merkezli faaliyetlerde bulunması Alman istihbaratını da harekete geçirmişti. Hatırlayacağınız üzere, imamlarının casusluk yaptığı belgelenen DİTİB’in faaliyetleri sınırlanırken, ödeneklerinde de sınırlamalara gidildi. İslam Konferansı’nda da altı çizildiği üzere DİTİB’in Ankara ile bağını koparması isteniyor. Fakat diğer taraftan casusluk yaptıkları belgelenen imamlar hakkında açılan soruşturmalar kapatılıyor. Soruşturma açılan imamların sırra kadem basmasına izin veriliyor. Yine DİTİB’e bağlı imamların ülkücülerin camilerinde hizmet verdiği de çok kez basına yansıdı. Öyle ki ülkücülerin örgütlenmeleri de yine Almanya’da gözlem altında.

İslam Konferansı’na yönelik en çok tepki Türkiye’den. Zira Bahçeli grup toplantısında yaptığı konuşmadaki, “Almanya için İslam projesini sergilemek camiyi kiliseye hapsetme izansızlığıdır. Almanya içişleri bakanlığı İslam konferansı düzenleme yetkisini nereden almıştır“ yorumu, tahammülsüzlüğü ifade ediyor. Genel kanıya göre Almanya’ya ait bir İslam tanımlanması yanlış. Bu tanımlamanın bizzat Alman devleti eliyle yapıldığı belirtiliyor. Oysa Türkiye’de inançlara yönelik algı Almanya’nın yürüttüğü İslam çalışmalarının çok altında bir seyir izliyor. Örneğin hala Alevilerin ibadet merkezi olan cemevlerinin statüsü yok, din dersleri zorunlu, Alevilik devlet eliyle tanımlanmaya çalışıyor, erkanlarına yine devlet eliyle müdahale ediliyor. Dolayısıyla Türkiye kendi uyguladığı kuralları Almanya topraklarında eleştiriyor.

Almanya’da bu yıl yenilenmiş projelerle gerçekleştirilen İslam Konferansı’nın tartışmaları daha uzun süre devam edecek. Alman İslam’ı tartışmalarının hangi yönde nasıl ilerleyeceğini, başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek. Türkiye boyutuyla yürütülen tartışmalara gelince; Almanya’nın Türkiye ile ekonomik ve askeri ortaklıkları münasebeti ile belli davalar, özellikle MİT davaları, hızla Türkiye lehinde karara bağlandı. Fakat Almanya DİTİB’e karşı belli yaptırımlara gitse de tavırlarında hala netleşmedi. DİTİB gibi Almanya’da ajanlık faaliyetleri gösterdiği sabit olan kurumlara karşı yaptırımı çok daha güçlendirmeli. Yoksa sağlıklı bir İslam tartışması yürümesi mümkün değil.

Yazarın diğer yazıları