Almanya – Türkiye krizi derinleşiyor

24 Eylül’de Almanya’da genel seçimler yapılacak. Geçtiğimiz pazar günü Başbakan Angele Merkel ve SPD lideri Martin Schulz arasında Alman televizyonlarında yapılan tartışmaya bakılırsa, bu tartışmaya Türkiye ile yaşanan kriz damgasını vurmuş durumda. Kaçınılmaz olarak Almanya’daki seçimler bu krizin gölgesinde gerçekleştirilecek. 

Ankara’dan bu durumu gözlemleyince, kimi söylemler Ankara’da öfke yaratsada, bu krizin 24 Eylül sonrası dineceği ve ilişkilerin yeniden normalleşeceği yönünde bir düşünce hakim. Nihayetinde devletler arası bu tür krizler olabilir, kimi zaman iç politikaya malzeme de edilebilir ama nihayetinde çok fazla tahribata meydan verilmeden, yinede çözüm yolları aranabilir. Dolayısı ile Ankara’da, Berlin’den ne kadar sert mesajlar verilirse verilsin, bu durumun 24 Eylül sonrası değişeceğine yönelik bir hava var. O nedenle Ankara’da aynı tondan ve fakat daha provokatif yanıtlarla 24 Eylül seçimlerine deyim yerinde ise müdahil olma çabasında. İşte, Berlin’de infiala ve rahatsızlığa yol açan Türkiye’nin bu tutumu.

Başbakan Merkel’in son açıklamalarına bakılırsa, Ankara derin bir yanılgı içinde olabilir. Çünkü Merkel, sadece Türkiye’ye ekonomik baskıyı artırmaktan söz etmiyor, Türkiye’nin AB ile yürüttüğü üyelik müzakerelerinin de durdurulacağını, ilk kez bu kadar net ifadelerle söyledi. Dahada ilginci Başbakan adayı ve SPD Genel Başkanı Martin Schulz, “ben başbakan olursam AB’ye Türkiye ile olan üyelik müzakerelerini kesmesi” yönünde tasviyede bulunacağını kesin bir ifade ile dile getirdi. Schulz, “Ben başbakan olursam Türkiye ile AB üyelik müzakerelerini sona erdiririm” diyerek son derece önemli yeni bir tutumu kamuoyu önünde dile getirmiş oldu. Oysa aynı Martin Schulz uzun süre Türkiye’nin AB üyeliğini savunmuştu. Kişisel olarak Sayın Schulz’un bu konuda gösterdiği samimi çabaya ve harcadığı emeğe yıllarca tanıklık ettim. Ankara yanılıyor derken, Schulz gibi önemli bir dostun kaybının telafisinin olmayacağı gerçeğinin bilmesi gerektiğini ifade etmek istedim. Almanya’nın alacağı ekonomik ve siyasal yaptırımları 24 Eylül seçimlerine bağlamak siyasal körlük olur. Bu körü körüne siyasetin kaybedenide kuşkusuz, milliyetçi politikalar yada kötü pragmatist yaklaşımlar ve öngörüler sergileyen AKP-MHP iktidarı olacaktır.

Almanya’nın ciddi biçimde ekonomik yaptırımları devreye koyması, AB ile üyelik müzakerelerinin kesilmesi yönünde harekete geçmesi, AB aracılığı ile Türkiye’ye sağlanan mali yardımların durdurulması gibi kimi önlemleri sadece 24 Eylül seçimlerine dönük kimi popülist söylemler olarak görmemek gerekir. Aksine Almanya’daki seçimlerden sonra bu politikaların ve yaptırımları ciddiyetle yürürlüğe konulacağını öngörmek gerekir. Bu yaptırımların ekonomik ve siyasal sonuçları mutlaka olacaktır ve bu yaptırımların etkilerinin ortadan kaldırılması uzun zaman alacaktır.

AB üyeliği için Türkiye ile yürütülen müzakerelerin ve gümrük birliği gibi meselelerin ancak AB üyelerinin onayı ile durdurabileceği elbette biliniyor. Ancak Almanya’nın da AB içindeki lider rolünü de yabana atmamak gerekir. Almanya’nın Türkiye ile ilişkiler konusunda alacağı kararlar, tutum ve çekinceleri AB tarafından ciddiyetle ele alanıcağı elbette biliniyor. Almanya’da AB içindeki konumu nedeni ile, Türkiye ile yaşadığı krizi kendisi içinde bir tutarlılık ve kararlılık sınavı olarak görüyor. Merkel’in konuşmasına bakarsak yukarıda sıraladığımız yaptırımlar dışında Almanya’nın Türkiye ile diplomatik ilişkilerin kesilmesi dahil başka önlemlerinde konuşulduğunun ip uçlarını görebiliriz. Nitekim bunun kanıtını Merkel’in “Türkiye’de AB’yi umut olarak gören yüzde 50’lik bir kesim var… Bu yüzden ben yalnızca seçim kampanyasında kimin daha sert olduğunu göstermek için Türkiye’yle diplomatik ilişkilerin kesilmemesi gerektiği görüşündeyim” ifadesinde bulabiliriz. Başbakan Merkel ince bir şekilde gerekirse diplomatik ilişkilerinde gözden geçirebileceğini açıkça belirtti. Benzer görüşleri SPD lideri Schulz’un dile getirmesi bu krizin derinleşerek süreceği anlamına geliyor. Schulz konuşmasında, “Erdoğan’ın anlayacağı dilden konuşmak gerektiğini, Erdoğan’ın tutarlı bir tutumdan anlayacağını belirterek, Ankara’ya “artık bitti” demenin etkili olacağına inandığını söylemesi krizin boyutlarını ortaya koyuyor. 

Almanya 24 Eylül’de seçime giderken Türkiye ile yaşanan krizi seçime endeksli yapay bir kriz olarak görmek yanıltıcı olur. 

Türkiye’yi AB sürecinden koparmak AKP-MHP ikilisinin temel politikasıdır.  Türkiye halkları ve demokratik toplum elbette bu politikalara karşı demokrasi mücadelesini yükseltecektir.

Yazarın diğer yazıları