Almanya’da yıl yıl PKK yasağı

YEKKOM’un hazırladığı raporlara göre Almanya’da 40 bin kişi fişlendi, 10 bin kişi para ve hapis cezası aldı.

FİRAZ BARAN

1993

PKK hareketinin milyonlarca insan tarafından desteklenmesi, gerillanın birçok alanda hakim duruma gelmesi, şehirlerde serhildanların olması Avrupa’da Kürt sorununa yakınlaşmak isteyen bir çok devlet yarattı. Almanya bunun önüne geçmek için yeniden harekete geçti. Haziran ve Kasım 1993’teki gösterileri de sıcak bahaneler olarak görüp Fransa’dan sonra 22 Kasım 1993 günü PKK’yi resmen yasakladı. Ama ilginç olan bir durum vardı. Alman hükümeti yasaktan önceki günlerde, ”PKK Almanya’da iç güvenliği ihlal ediyor. PKK tehlikeli ve suç potansiyeli durumuna geldi. Kontrol etmede zorlanıyoruz” diyordu. Kürtler, Alman siyasetçileriyle yaptıkları ikili görüşmelerde “Ülkemiz sizin tanklarınızla, toplarınızla yerle bir ediliyor. Biz bunu eleştiriyoruz” derken, Alman yöneticiler ”İnsan hakları ihlali olmayacak şekilde kullanılmasına izin verildi” diyorlardı. Tankların insan haklarını ihlal ettiğini gösteren köy bombalayan ve sivillere kurşun yağdıran tank fotoğrafları ve görüntüleri de bir işe yaramıyordu.

Sonuçta PKK yasaklandı. Almanya’yı Fransa’dan ayıran bir özellik vardı. Fransa, yasaktan sonra fiili uygulamaları durdurdu. Ama Almanya aralıksız olarak sürdürdü. 1993’ün son günlerinde şu uygulamalara imza attı:

22 Kasım: PKK, Federal Anayasa Mahkemesi tarafından yasaklandı. Anayasa Mahkemesi, yasağın nedenini 53 sayfalık gerekçeyle anlattı. Özet olarak bu gerekçeler şöyle sıralandı: ”PKK müttefiklerimizi zarara uğratmaktadır. Türk işyerlerine saldırılar yapılmıştır. Zorla para toplamaktadır. Alman iç güvenliğini ihlal etmiştir. 1986’da otoban işgal etmiştir. Kontrol edilememektedir. Bu nedenle yasaklanmasına karar verilmiştir.”

26 Kasım: Yasak kararı uygulanamadı. Çünkü, resmi olarak Almanya’da PKK yoktu. Bu nedenle karara şu cümleler eklendi: “PKK adına her türlü aktivite yasaklandı.” Kararda PKK, ”Terörist, kriminal örgüt” olarak tanımlandı. PKK’ye yakın kurum ve kişiler de direk bu kategoriye girdi. Bu nedenle Alman yasalarına göre kurulmuş olsalar bile, onlara göre bu kurumlar yasaklanmış veya kriminal ilan edilmiş oldu. Bunlardan FEYKA KURDİSTAN adlı federasyon ile ona bağlı 29 dernek, Kürdistan Komitesi ve Haber Ajansı KURD-HA yasaklandı. Bilgisayar, fax ve belgelere el konuldu ve götürüldü.

18 Aralık: Kassel kentinde Kürtlerin yapmak istediği bir gösteri yasaklandı. 10 bin insanın katılması bekleniyordu. Ama polislerin kara ve tren yolunu kapatmasıyla yasakların protesto edileceği gösteri engellendi.

4 Aralık: Hannover’de bir gösteri yapıldı. 2 bin kişi katıldı. Gösteride Kürtleri destekleyen bir Alman’a karşı dava açıldı. Sebep olarak PKK yasağı gösterildi.

Mehmet Demir, 26 Kasım gününü şöyle anlatıyor:

”26 Kasım sabahı (o dönem Diusburg dernek başkanıydı) saat 3.5 – 4 gibi derneğin kapılarını kırıp içeriye girmişlerdi. Bez, tabak, kaşık, peynir her şey toparlanmış, kamyonlara yüklenmiş, her şeye el konulmuştu. Biz partinin yıldönümünü kutlamaya hazırlanıyoruz, onlar her şeye el koymuş. Yazılı görsel tüm basın hep o görüntüleri veriyordu. Güya terörist örgütün yuvalarına baskın yapılmıştı. Her şeylerine el konulmuştu. Medya da Alman devletinin ne kadar haklı bir iş yaptığını izah ediyordu. 27 Kasım PKK’nin kuruluş yıldönümüdür. Yasağı 26 Kasım’a denk getirerek hem kutlamaları sabote etmek hem de halkın moralini bozmak da amaçlandı. Ve aynı şekilde şu mesaj da verildi: ”Demek ki sizin kuruluş gününüz ha! Biz kuruluş gününüzde işte böyle yaparız.”

Mehmet Demir, yasak gerekçelerinden birinin otoban işgali olmasını ise şu sözlerle eleştiriyor: ”Yüzlerce kömür işçisinin tırlarla otobanlara kömür döktüğünü ve protestolarını biliyorum. Kendi başbakanlarını yumurtayla taşladıklarını biliyoruz. Bu yasaklamayı sadece bize karşı yaptılar.”

1994

Almanya’daki Kürtlerin ilk hedefi yeniden dernek kurmaktı. Yasaktan 2 ay sonra yeniden dernekler kurulmaya başlandı. Yeni isim ve yeni tüzükler dikkat çekiyordu. 27 Mart 1994’te de Duisburg kentinde Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEKKOM) kuruldu. YEKKOM’un kuruluşu Mannheim şehrinde kitlesel bir mitingle kutlandı ve kongresi de Duisburg derneğinde yapıldı.

Ama PKK artık resmi olarak yasaktı. Bu nedenle PKK taraftarlarının yapacağı her eylem yasak kapsamına alındı ve baskılar alabildiğine arttı. 1994 yılında Newroz kutlamaları yasaklandı. Yapılan protestolar ise yüzlerce cezayı beraberinde getirdi.

Örneğin 19 Mart 1994 günü Augsburg’ta 6 bin Kürdistanlının yapmak istediği Newroz kutlaması polisler tarafından şiddet uygulanarak engellendi.

21 Mart: Mannheim kentinde tüm Almanya’da uygulanan yasakları protesto etmek için iki Kürt kadın devrimci Nilgün Yıldırım (Bêrîvan) ve Bedriye Taş (Ronahî) bedenlerini ateşe verdiler. Berivan ve Ronahi eylem yaptıkları yerde yaşamlarını yitirdi. Yapılmak istenen anma ve taziye polisler tarafından yasaklandı ve şehir polislerle dolduruldu. Tazyikli su ve şiddet uygulamalarına rağmen 30 bin kişinin üzerinde insan Mannheim’da Nilgün Yıldırım ve Bedriye Taş için toplandı ve onlara kadir kıymetini gösterdi.

Hannover’de Newroz kutlaması yasaklandı. Yasak kutlamadan bir saat önce bildirildi. Çok sayıda kişi elleri kelepçelenerek tutuklandı.

Nisan: Bir Kürdün Münih’te mahkemesi vardı. Şehirde sanki olağanüstü hal ilan  edilmişti. Güvenlik tedbiri için 4 bin polis görevlendirildi. Şehirde tamamiyle gösteri ve protesto yasağı uygulandı.

Mayıs: GSG-9 timleri Saarbrücken’deki Kürt derneğini bastı. Derneğin eşyalarını dağıttı ve dernekte bulunan 60 kişiyi gözaltına aldı.

1 Temmuz: 1994’te 16 yaşındaki Halim Dener, Hannover’de ERNK afişi asarken Alman polisi tarafında öldürüldü.

Eylül: Mannheim’dan Strasbourg’a yürüyüş yapmak isteyen Kürdistanlı kadınlara polis saldırdı ve yüzlerce kadın gözaltına alındı. Ertesi gün kadınlar yine yürümek için hareketlendi. Fakat yeniden aynı şiddet uygulamalarıyla karşılaştılar. Fakat 3 gün sonra yürüyüş izni alındı.

24 Eylül: 1995’teki 3. Uluslararası Kürdistan Festivali Hannover’de yapılmak isteniyordu. Bunun için Eylül 1994’te yetkili merciilere başvuru yapıldı. Ancak Halim Dener’in anısına yapılacağı için ”Olaylar olur” gerekçesiyle yasaklandı. (Oysa Kürdistanlılar bir yıl sonra Eylül 1995’te Hollanda’da olaysız bir şekilde kutladılar.)

2 Ekim: Hannover’de 250 kişi Lice’nin bombalanmasını protesto etti. Gösteriden önce insanların üzeri arandı. Göstericiler ERNK bayrağı açınca Braunschweig şehrinden gelen özel timlerin coplu saldırısına uğradılar. Eylemciler gösteriyi bitireceklerini polise bildirmelerine rağmen göstericiler dağılmak üzereyken polisler 100 kişiyi çembere alıp fotoğraflarını çekti. Ve bir çoğu polisin saldırısı esnasında yaralandı. Sonra polis karakoluna götürüldüler. Ve akşama doğru serbest bırakıldılar. Tutuklanan birçok kişiye karşı dava açıldı.

8 Aralık: Baden Wüttemberg, Hessen ve Bayern’de aynı anda 76 Kürt ailesinin evleri ve dernekler arandı.

YEKKOM, o yılın Kasım ayında yayınladığı bir bildiride şöyle diyordu: ”Almanya’da 500 bin Kürt yaşıyor. Almanya, bu yasak ve uygulamalarıyla Türk rejiminin yaptıklarını kabulleniyor, onaylıyor ve yasallaştırmış oluyor. Böylelikle sorunun siyasi çözümü engellemiş oluyor ve kamuoyuna Almanların Kürdistan’daki savaşta yer aldığını gösteriyor. Ama soruyoruz: Özgürlüğü için her şeyi vermeye hazır olan bir halkı kim yasaklayabilir?”

1994 yılındaki önemli bir gelişme de Bayern Eyaleti İçişleri Bakanı Beckstein’ın, 13-14 Kasım 1994’te Türkiye’ye gitmesiydi. O yıl ‘Ya bitecek ya bitecek” diyen Tansu Çiller’in sınırsız olanaklar verdiği Türk güvenlik güçleri İnsan Hakları İzleme Komitesi (Human Rights Watch) raporuna göre Van, Bitlis, Siirt, Batman, Hakkari, Şırnak, Mardin, Diyarbakır gibi illerde 1994 yılına kadar 3 bin civarında köyü yakmış, yıkmış ve boşaltmıştı. Kürtler hemen her gün baskı, işkence, kaybedilme ve açık infazlar yaşıyordu.

Böyle bir dönemde Türkiye’ye giden Becstein, Ankara ve İstanbul’da Türk içişleri bakanı Nahit Menteşe ve insan hakları temsilcileriyle görüştü. 15 Kasım 1994’te Süddeutsche Zeitung gazetesinde Alman bakanın bir demeci yayınlandı. Bakan, ”Türkiye’de Kürtler ve farklı dinlere inanan kişiler baskı görmüyor” dedi. Bu açıklama tepkilerle karşılandı. Tepki gösterenlerden biri de Yeşiller Partisi Milletvekili Elisabeth Köhler’di. Köhler, 28 Kasım 1994’te parlamentoya verdiği soru önergesinde Beckstein’a şu soruları yöneltti:

  • Kimlerle ve hangi organizasyonlarla görüştünüz?
  • Hangi insan hakları organlarının sözcüleriyle görüştünüz?
  • İnsan hakları organizasyonu sözcüleri size ne anlattı?
  • İçişleri bakanı Kürt parti ve organizasyonlarının sözcüleriyle görüştü mü? Görüştüyse kimlerle?
  • İçişleri Bakanı, baskı gören Hristiyan kiliseleriyle görüştü mü? Görüştüyse hangileriyle? Görüşmediyse neden görüşmedi?
  • Türk devletinin asker ve emniyet temsilcilerinden kimlerle görüşüldü?
  • Bu görüşmede hangi ricalarda bulunuldu?
  • Kiminle ve hangi pozisyonla İçişleri Bakanlığı Kürt ve Hristiyan azınlıklarına yapılan baskıları tartıştı?
  • Demokratik bir şekilde seçilmiş Kürt parlamenterlerin tutuklanmaları, onların davaları ve onlara yapılan ölüm tehditleri hakkında konuşuldu mu? Konuşulmuşsa Türk tarafının reaksiyonu neydi? Hayırsa neden bu konu tartışılmadı?
  • Bu ziyaretin amacı neydi? Ne tür anlaşmalar yapıldı veya ne tür hazırlıklar yapıldı?

40 bin kişi fişlendi

Yasak ve sonuçları üç günlük bir yazı dizisiyle anlatılacak gibi değil. Ancak birkaç ciltlik bir kitapla anlatılabilir. Ancak yasak ve sonuçlarına ilişkin özetle şu söylenebilir: Baskılar 2000’li yılların başlarına kadar yoğun bir şekilde sürdü. YEKKOM’un hazırladığı raporlara göre Almanya’da 40 bin kişi fişlendi, 10 bin kişi para ve hapis cezası aldı. Para cezaları 100 Mark’tan 720 bin Mark’a kadar değişiyor. Hapis cezaları ise 2 aydan 15 yıla kadar… Örneğin Hasan Hayri Güler Almanya’da 15 yıl hapis yattı. Yani Kürdistanlılar yasaktan dolayı ekonomik mağduriyet de yaşadılar. ”Bijî Serok Apo” sloganı atmanın cezası 1500 Mark’tı ve yüzlerce kişi böyle cezalar ödedi. Öyle ki bir dönem ülkesine karşı sorumluluklarını yerine getiren Kürtler adeta cezalara çalışır

Fransa PKK’yi yasaklıyor

4 Kasım 1993 günü yapılan eylemlerin ardından, Fransa PKK’nin ülkede faaliyet yürütmesini yasakladı. Yasak, Bakanlar Kurulu toplantısında alındı ve İçişleri Bakanlığı’nın talimatı ile 17 Kasım günü sabahı uygulamaya geçildi.

O gün saat 06:00’da Fransa genelinde 190 Kürt ailenin evi basıldı, 12 dernek ve başkent Paris’teki Kürdistan Komitesi kapatıldı.

Fransa’da Kürdistanlıları örgütleme çalışması yapan Sebahattin Tün de o gün oradaydı. Yaşananları şöyle dile getirdi: ”17 Kasım 1993 günü Alman Konsolosluğu önünde bir gösteri yapacaktık. 1988 tutuklamaları kınanacaktı. Çünkü, Düsseldorf davasının yıldönümüydü. Yasak başlayınca baskınlar oldu. 86 yurtsever ve aktivist gözaltına alındı. İki çalışan tesadüf eseri kurtulmuştuk. 10 yıl hapiste kalan Zînet arkadaşla ben. Paris başta olmak üzere baskın yapılan tüm şehirleri arayıp bir rapor hazırladık. 190 evin bir çoğunda ailelere ait para ve altınlara el konulmuştu. Derneklerde de tüm dökümanlara ve maddi değerlere el konuldu. Dernekteki kitap, kaset ve dergileri de götürmüşlerdi.”

Cumhurbaşkanı eşinden protesto

Yasaktan bir gün sonra yani 18 Kasım günü Paris’te Fransız sivil toplum örgütleri ve sendikalar bu olayı protesto etti. Yasağı protesto edenlerden biri de Cumhurbaşkanı François Mitterand’ın eşi Danielle Mitterand’tı. Gösteriye katılan kurumlar ve şahsiyetler ortak bir yazılı açıklama okudular. Açıklamadaki şu sözler dikkat çekiciydi: ”Fransa’daki en büyük kitlesel örgütlerden biri PKK’dir. PKK tasfiye edildiğinde ses çıkarmazsak biz daha rahat tasfiye ediliriz.”

Kürdistanlılar da 12 gün üst üste gösteriler düzenledi. Fransa’da nerede Kürt yaşıyorsa orada gösteriler gerçekleşti. Özellikle Paris’te yapılan gösteriler etkili oldu. Ünlü Republipue Meydanı‘nın çevresinde 11 sokak vardır. O soğuk Kasım günlerinde Kürdistanlılar 11 sokağı da doldurup taleplerini dile getirdiler. Fransız gazeteleri ve televizyonları da iyi sınav verdi. 12 gün boyunca yasağı, baskınları ve Kürtlerin yaptığı eylemleri duyurdular, kamuoyunun Kürtlerden yana olmalarını sağladılar. Öyle ki bazı gazetelerin neredeyse yarısı bu konu üzerindeki haber ve yorumlara ayrılıyordu.

Tüm bunlar büyük yankı yarattı ve Dışişleri Bakanı iki müfettiş göndererek Kürt tarafıyla görüştü. Müfettişler Paris’teki dernek yönetimiyle görüşerek, ”Kürdistan İşçiler Derneği ismini değiştirin. Bugün tekrar açabilirsiniz” dediler. Dernek ismi değiştirildi, 11 kişilik yeni bir yönetim seçildi ve dernek yeniden açıldı. Resmi yetkililer diğer şehirlerdeki Kürt dernek yöneticileriyle de aynı içerikte görüşmeler gerçekleştirdi. O şehirlerde de dernekler yeniden açıldı ve devlet götürdüğü eşyaları iade etti.

Gözaltına alınan 81 kişi iki gün sonra serbest bırakılırken; 5 kişi de 1.5 ay ile 6 ay arasında değişen sürelerle hapiste kaldı. Fransa’da Kürdistanlıların gösterdiği direniş yanında, Madam Mitterand, basın ve sivil toplum örgütlerinin desteği hükümete geri adım attırdı.

Yazarın diğer yazıları

    None Found