Almanya’daki Kürt toplumu: Nazizme karşı güvence

Almanya’da seçim sonuçları Türkiye açısından da Almanya açısından da, Avrupa ve Dünya açısından da endişe verici…

Türkiye açısından endişeye neden olan husus, muhtemel “Hıristiyan, Liberal ve Yeşil” koalisyonunun, Erdoğan rejimine kök söktürme ihtimali. Bu da bizim bu konuda “endişe” duymamıza neden olmuyor. “Kök söktürmemesi” endişeye neden olurdu.

Ama Almanya ve tüm dünya için endişe verici olgu, Nazizmin “eski ana vatınında” yeni Nazilerin meclise “üçüncü” parti olarak girmeleridir. Tarihi hatırlayanlar Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nin 14 Eylül 1930 seçiminde şimdiki AfP’den sadece yüzde 5 daha fazla oyla, yani yüzde 18.3 oyla “ikinci parti” olduktan sonra iktidara yürüdüğünü bilirler.

Geçmişte AB ile Ortadoğu arasında “güvenilir bir tampon bölge” rolü oynayan Türkiye, Erdoğan rejiminin Kürt düşmanı Suriye politikasının sonucunda, “tampon” olmaktan çıktı. AB, artık fundamentalist İslamcı faşist rejimin hakim olduğu bir Ortadoğu ülkesiyle sınırdaş hale geldi. Ve bu da tüm Ortadoğu’nun göç potansiyelinin Batıyı “tehdit” etmesi sonucunu doğurdu. Erdoğan, göçmen insan kitlelerini bir “silah” gibi kullanıyor ve Almanya’yı tehdit ediyor. Bu tehdit Alman Nazizminin tırmanışında büyük rol oynuyor.

Sözkonusu yeni Nazi Partisi, diğerlerinin yanı sıra, Avrupa karşıtı Erdoğan liderliğinin Almanya’da yaşayan 3 milyonluk kitleyi kışkırtmasından da yararlanarak büyük bir seçim zaferi kazandı. Özellikle Türk devletinin Almanya topraklarında yürüttüğü faşist propaganda, Diyanet örgütlenmesine dayanarak yaptığı MİT operasyonları, Alman yurttaşlarının Türkiye’de tutuklanması, İslamcı Türkçü çevrelerde kendine sığınak bulan DAİŞ’çi terörizm ve benzer olgular, Naziliğin tehlikeli şekilde hortlamasında önemli rol oynadı.

Özellikle “İslamo fobi”nin Almanya’daki ırkçı-Nazi tırmanışında oynadığı rol çok açık.

Alman halkının daha büyük bir savrulma yaşamasını önlemekte, Kürt toplumuna büyük bir sorumluluk düşüyor.

Kürt Özgürlük Hareketinin siyasi çizgisi, gerek İslam’ın, gerekse Türkiyeli göçmenliğin Alman halkıyla ahenkli bir şekilde ortak yaşamasına yardım edecek en önemli etken olarak karşımıza çıkıyor. Türk faşizminin ve İslami fundamentalizminin biricik alternatifi, “Müslüman” Türkiyeliliği temsil eden Kürt toplumudur. Bu toplum, kendi bağrında Aleviliği, Asuriliği, Êzîdîliği birleştiriyor ve bunların arasında “özgürlükçü laik” bir barışı sağlıyor. Türklerin bütün demokratik, sol eğilimleri ile birleşiyor. Bununla da kalmıyor: Müslüman Kürt toplumu tüm göçmen Ortadoğulu halklar arasında, Apocu “demokratik uluslaşma sürecini” inşa ederek, her türlü ırkçılığa ve aşırı milliyetçiliğe karşı muazzam bir savunma mevzii kurmuş oluyor.

Bunlar Almanya gerçeğidir. Ve bu gerçekliğe rağmen, Türk faşizminin ve dinciliğinin politik ve sosyal temeli bizzat Alman devleti tarafından güçlendiriliyor. Türk devletiyle kurulan ilişkiler ve Türk faşizminin her türlü örgütlenmesinin bu topraklarda özgür olmasına karşı Alman devletinin PKK yasağı “Türkiyeli göçmenliği” Türk ırkçılarının “temsil” etmesine ve bunun da Almanya’daki ırkçı-Nazi tırmanışı kışkırtmasına sebeb oluyor.

“Göçmen düşmanlığı” ile yeniden Nazizmin kanalına akıtılmak istenen Alman milleti, PKK’nin özgür olduğu Almanya’da “demokratik göçmen hareketinin” en demokratik modern temsilcisini yakından tanıdıkça, “göçmen düşmanlığı” propagandasına karşı kendilerini daha iyi savunacaktır.

Kürt toplumu ve onun müttefikleri, Almanya toplumunda Nazizme karşı olan herkesin en güvenilir dostlarıdır. Dostunuzu tanıyın.

Yazarın diğer yazıları