Almanya’nın mülteci yükü!

ELİF SONZAMANCI [email protected]

2011’de Suriye’deki savaşın ardından, başta Türkiye olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde, hala çözüme kavuşamayan mülteci sorunu patlak verdi.

Mültecileri barındırma, istihdam etme sadece ekonomi açısından bir sorun teşkil etmedi, aynı zamanda politik düzlemde ciddi bir sağa kayışı da beraberinde getirdi, daha doğrusu vesile oldu.

Bu ülkelerin en başında Almanya geliyor, zira Almanya Avrupa’da en çok mülteci kabul eden, mültecilerin de en çok gelmeyi arzuladıkları ülke.

2011 yılından itibaren giderek artan başvuru sayısında zirve 2016 yılında yaşandı. Verilere göre , 2015 yılında 476.649 olan başvuru sayısı, 2016 yılında 745.545’e yükseldi. 2017’de bu rakam 222.683 oldu. 2018 Mayıs ayına kadar olan rakam ise 78.000 olarak belirtiliyor. Tabii resmi rakamlar ülkede bulunan mülteci sayısı hakkında net bilgiler vermiyor. Nitekim sayının çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Mültecilerin yüzde 80’ine yakını ise Suriye’den geliyor.

Federal İstatistik Merkezi’nin verilerine göre 2017 yılına itibarıyla Almanya’da yabancı pasaporta sahip toplam 10.6 milyon kişi bulunuyor.

Rakamların böyle yüksek olması dolayısıyla, mülteci sorunu da Almanya’nın en önemli sorunu haline gelmiş durumda. Öyle ki kurulması yılan hikayesine dönen hükümette derin çatlaklar oluşturdu. Sadece hükümette değil, aynı zamanda Hıristiyan Birlik Partileri CDU ve CSU arasında da tansiyonlar oldukça gerildi. İki partinin lideri Merkel ve Seehofer arasında yaşanan kriz, Seehofer’in istifa talebine kadar gitti.

Daha sonra yapılan görüşmeler çerçevesinde insan hakları konusunda ciddi sorunlar getireceği tahmin edilen bir uzlaşma sağlandı. Buna göre Almanya, Avusturya sınırında, başka ülkelerde kayıt altına alınmış mültecilerin girişini engellemek maksadıyla, hiçbir ülkenin sınırlarına ait olmayan bir alan yaratarak oluşturulan merkezlerde, mültecileri çevreden izole edilerek bekletmeyi amaçlıyor. Ülkelerle yapılan anlaşmalar çerçevesinde, burada bekletilen mülteciler geldikleri ülkelere geri gönderilecek.

Nitekim mültecilerin en çok geldiği ülke İtalya, Yunanistan ve Avusturya.
Seehofer’in gayet memnun bir şekilde ifade ettiği uzlaşma, koalisyonun diğer partisi SPD’de henüz kabul görmüş değil.

SPD ile yapılan uzlaşma toplantılarında mesafe alınsa da, SPD mültecilerin Almanya-Avusturya sınırına kurulacak kapalı bir alana yerleştirilmesine karşı çıkıyor. Fakat görüşmelerin nasıl sonuçlanacağı ise hala muamma. Zira Merkel ve Seehofer SPD’yi ikna için yoğun çaba harcıyor.
Diğer taraftan, aşırı sağın ilerde olduğu Avusturya’nın nasıl bir tavır takınacağı da henüz netleşmiş değil.

***

Bildiğiniz üzere 2015 yılı itibarı ile mülteci sorununa çözüm aramak amacıyla Merkel ile Erdoğan arasında ciddi bir trafik yaşanmış, kamuoyu tepkisini çeken mülteci anlaşması imzalanmıştı. Bu anlaşma gereği AB tarafından Türkiye’ye yapılan yardım da ayrı bir tartışma konusunu teşkil ediyor. Geçtiğimiz günlerde ikinci 3 milyar euroluk yardım da AB tarafından onaylanmıştı. Buna göre 2 milyar AB bütçesinden, 1 milyar ise üye ülkelerin bütçesinden karşılanacak.

Tabii AB Zirvesi’nde yapılan görüşmelerde mültecileri Avrupa sınırından uzak tutmak için tek yatırım yapılan ülke Türkiye olmayacak. Avrupa sınır koruma teşkilatı Frontex’e daha fazla fon ayrılacak. Yine Afrika ülkeleri için de bir yatırım planlar arasında. Zira bu bölgelere yapılacak yatırım ile mültecileri burada tutarak akışın önüne geçmek tasarlanıyor.
Koalisyonu kırılma noktasına getiren mülteci sorunu, Almanya için bir yük ve Almanya şimdi bu yükten peyder pey nasıl kurtulacağının planlarını yapıyor.

Çözüm önerileri ise insanca yaşama hakkını biraz daha kısıtlıyor. Zira mültecilerin en çok akın ettiği ülkelerde savaş koşulları hala devam ediyor. Türkiye’de ise son seçimlerin ardından demokrasinin aldığı yara çok daha fazla derinleşti.

Almanya mülteci sorununa geçici bir çare bulmuş görünüyor, fakat insanları yerinden yurdundan eden etkenler kaldırılmadığı müddetçe sorunun gerçek bir çözümü olmayacaktır. Zira hala savaşlar yaşanıyor, silah satışları giderek artıyor, açlık doruğa ulaşmış durumda, gelir dağılımı en adaletsiz şekilde devam ediyor, çevre tahribatı artık çok daha kritik bir noktada.

Dolayısıyla mülteci yükü bu sorunlar giderilmediği müddetçe ağır bir yük olmaya devam edecek.

Yazarın diğer yazıları