Almanya’nın sessizlik hali…

Leyla Güven’in ve Avrupa dahil birçok yerde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit koşullarının kaldırılması talebiyle başlatılan açlık grevleri devam ediyor. Avrupa’da merkezi olarak Strasbourg’ta başlatılan açlık grevleri 74. gününe girerken, Almanya’nın Kassel kentinde Ömer Bağdur ile Cemal Kobanê 31’inci, Duisburg kentinde Mustafa Tuzak ise 46’inci gününde.

Sağlık durumu açısından kritik eşikte olan eylemcileri dünya devletleri görmemezlikten gelmeye devam ediyor.

Strasbourg’ta açlık grevi eylemcilerinin CPT (Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi) ile gerçekleştirdikleri görüşmeler de sonuçsuz kalıyor. Nitekim son görüşme talebi ise reddedildi. Bunu anlamak mümkün değil. Türkiye ile olan ilişkilere zeval gelmemesi için sivil toplum kuruluşları da maalesef sessizliğe bürünüyor. Öyle değil midir ki; doğayı korumak amaçlı radikal eylemler yapan Green Peace Kürdistan’ın doğası söz konusu olduğunda durumu siyasi bulmuştu ve sessiz kalmayı tercih etmişti.

Aynı tutumu Almanya da sergiliyor. Almanya devlet anlayışı olarak Türkiye ile ilişkilerini her geçen gün ilerletmeye devam ediyor. Gelişen ilişkiler sonucu oluşan hassas dengeler sonucu Almanya, stratejik olarak Kürtler söz konusu olduğunda sessiz kalmayı tercih ediyor.

Bugüne kadar resmi olarak açlık grevlerine yönelik duyarlılık çağrısı yapılmadı.

Öyle ki; Sol Parti tarafından açlık grevlerine yönelik Federal Meclis’e verilen soru önergesine yanıt olarak, “pek bilgi sahibi“ olmadıkları yanıtı geldi. Verilen cevapta “Basında çıkan haberler dışında bir şey bilmiyoruz” denildi.

Alman devletinin bu “bilmemezlik“ hali yeni değil elbet. Almanya Kürtler söz konusu olduğunda ne biliyor, ne duyuyor, ne de umursuyor.

Hatta Kürtlerin kendilerine dair gelişmeleri paylaştıkları yayın organları birer kriminal araç olarak sunuluyor. Nitekim Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın PKK’ye yönelik yayınladığı geniş bültende birçok noktanın da bu minvalde altı çizilmiş. Anlayacağınız Kürtlerin kendilerine yönelik gelişmelerden haber alma hakları bile kriminalize ediliyor.

Keza Alman basınında Kürtlere yönelik verilen haberlerin birçoğu asıl amacından saptırılıyor. Kürtler şiddete meyilli bir topluluk olarak lanse ediliyor. Kürtlerin barışa, demokrasiye yönelik talepleri görmemezlikten geliniyor.

Daha geçtiğimiz günlerde Krefeld kentinde bulunan mahkeme önünde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan ağırlaştırılmış tecridi protesto etmek amacıyla bedenini ateşe veren Uğur Şakar’ın medyaya yansıyan haberleri tam da böyle işlendi. Ee ne de olsa duymayan sağır ancak uyduruyor…

***

Strasbourg’taki açlık grevi eylemcilerinden biri de Yüksel Koç. Koç aynı zamanda KCDK-E’nin de eşbaşkanı ve yıllardır mücadele veren emektarlardan. Koç, 74 gündür açlık grevinde. Kızı Dilan Koç Federal Hükümet’in Basın ve Enformasyon Dairesi’ne yazdığı mektupta babasının sağlık durumundan duyduğu kaygılara dikkat çekmiş. Mektuba verilen cevap bir o kadar trajik: “Babanızın durumundan dolayı duyduğunuz endişeleri elbette anlıyoruz. Ancak basında yer alan haberlere göre babanız gönüllü olarak açlık grevine girmiş. Babanızın başka bir siyasi protesto yolu seçmesi için babanızı ikna etmenizi öneriyoruz.”

Eğer Almanya ve Türkiye ile ilişki içerisinde olan devletler başka bir yol öneriyor ise üstüne düşenleri de yapmak zorunda. Zira açlık grevleri artık yapacak bir şey kalmadığında tercih edilen bir yöntem.

Almanya’nın bu görmeme, bilmeme, duymama hali daha ne kadar sürecek merakla bekliyoruz. Nitekim söz konusu olan yüzlerce insanın canı ve haklı talepleri. Artık saatlerin bile kıymetli bir hal aldığı bir sürece girilmiş durumda. Daha ne kadar susacaksınız?

Yazarın diğer yazıları