Almanya’nın tavrı ne olacak?

Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer, geçtiğimiz hafta başta Ankara olmak üzere, Atina’yı da ziyaret ederek Türkiye ile AB arasında imzalanan mülteci mutabakatının “güçlendirilmesi” amacıyla bir takım görüşmeler yaptı. Cebinde anlaşmalarla dönen Seehofer, AB İçişleri Bakanları toplantısında “Avrupa Birliği’nin dış sınırlarındaki üye ülkeleri kendi hallerine bırakırsak asla ortak bir Avrupa iltica politikamız olmaz” yorumunu yaptı. Yeni bir göç dalgasına sıcak bakmadıklarını “Bunu bir kez yaşadık ve ben tekrarlanmasını istemiyorum” sözleri ile ifade etti. Güvenli bölge tartışmaları sürerken Almanya’nın da aslında buna sıcak baktığını biliyoruz. “Mülteciler bizim sınırımıza gelmesin de, ne olursa olsun” fikriyatı bugüne kadar en baskın düşünceydi. Erdoğan’a verilen tavizler de bu noktadan bağımsız değil.

Seehofer görüşmesinin ardından geçen bir haftalık süre sonrasında, süreç şimdi çok daha farklı… Mülteci mutabakatını güçlendirmek için Seehofer önderliğinde anlaşmaya çalışan AB’nin önünde şimdi işgal olarak nitelendirdikleri bir operasyon duruyor. Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik operasyonu. Dünyanın tepkiyle karşıladığı bu harekat karşısında Almanya artık çok daha dikkatli açıklamalar yapıyor. Nitekim Efrîn’e yönelik saldırılarda Alman tankları ile tüm dünyaya servis edilen fotoğraflara karşılık, Almanya yine “bilgilenin olmadığı” açıklamasını yapmıştı. ‘Güvenli bölge’ planlarına yönelik açıklamaları da aynı minvaldeydi.

İşgal harekatına tüm Avrupa ilk elden tepki gösterdi. Fakat karşılıklı açıklamaların adresi yine mültecilere bağlanıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker, ilk elden “Suriye harekatını durdurun, ‘güvenli bölge’ için ödeme yapmayacağız” açıklamasını yaptı.

Erdoğan bu açıklamalara karşın “Eyyy Avrupa Birliği kendinize gelin. Bizim operasyonumuzu bir işgal hareketi diye nitelendirmeye çalışırsanız işimiz kolay. Kapıları açarız 3,6 milyon mülteciyi sizlere göndeririz” sözleri ile cevap verdi.

Alman Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı CDU’lu Norbert Röttgen de bu sözlere ilk elden, “Bize ne diyeceğimizi dikte edemez” yanıtı verdi ve özellikle Türkiye’nin muhalefete yönelik baskılarına dikkat çekti.

Hatırlarsanız Almanya’da YPG tarafından tutulan DAİŞ’lilerin durumu uzun bir süre tartışma konusuydu. Onların nerede yargılanacağı tartışmalarına, Almanya kesinlikle kendi ülkesinde yeşil ışık yakmıyordu.

Nihayetinde Alman yardım kuruluşu Medico International, Alman hükümetinden DAİŞ’e katılmış Alman kadın ve onların çocuklarının Almanya’ya getirilmesini talep etti. Daha sonra peyder pey sınırlı sayıda çocuk Almanya’ya getirildi. Fakat Almanya hala kamplarda tutulan vatandaşı DAİŞ’lileri kendi ülkesinde istemiyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Maas Türkiye’nin başlattığı işgal harekatı için DAİŞ’in yeniden güç kazanması ihtimalini gündeme taşıdı ve duyduğu kaygıyı dile getirdi.

Peki Avrupa şimdi ne yapacak?

Ülkelerine getirerek yargılamaktan bile korktukları DAİŞ’lilere karşı savaşan Kürtleri yalnız mı bırakacak. Yoksa Erdoğan’ın “Eyyy Avrupa” tehditlerine boyun mu eğecek. Şimdi karar verme zamanı.

Yazarın diğer yazıları