Almanya’nın kafatası meselesi…

Almanya Gündemi

Geçen günlerde basına bir haber yansıdı. Habere göre Berlin’de Prusya Kültür Varlıkları Vakfı’na ait depoda (Zentraldepot der Stiftung Preußischer Kulturbesitz in Berlin) Almanya’nın Afrika kolonilerinden getirilen 1000’in üzerinde kafatası bulunuyor. Vakıf yetkilileri kafataslarının tam olarak nerelerden geldiğinin bilinmediğini söylese de, müzedeki envanter listelerine dayandırılan haber verilerine göre vakıfta günümüzdeki Ruanda’dan 1003, Tanzanya’dan ise 60 kafatası var. Almanların üstün ırk takıntısının bir sonucu olarak, araştırma maksadı ile Afrika’dan Almanya’ya getirilen kafataslarının deşifresi yeni bir olgu değil. 2008 yılında Namibya’nın Almanya Büyükelçisi çeşitli üniversitelerin arşivlerinde ortaya çıkarılan kafataslarını geri istemiş, 2012 ve 2014 yıllarında kafatasları ülkelerine iade edilmişti. 

1904 ile 1908 yılları arasında Almanya’nın Güneybatı Afrika’sında sömürgeleştirdiği topraklarda Herero nüfusunun yüzde 80’ini, Namaların ise yüzde 50’sini katlederek, 20. yüzyılın ilk soykırımını (Birleşmiş Milletler belgelerine göre) gerçekleştirdi. "Soykırım" Almanya’da gayri resmi olarak tartışılsa da hala resmi olarak tanınmadı.

1884 yılında Berlin Konferansı yeni bir paylaşım zeminine ev sahipliği yaptı. Sömürgeciliğin bir adım daha ileri gittiği konferansta başta İngiltere, Fransa ve Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri, Afrika’yı kendi aralarında paylaşarak, tarihe yeni bir not düşürdüler. Almanya’nın Güneybatı Afrika’da kurduğu koloni Nazi dönemine yansıyan uygulamalara da sahne oldu. Alman işgalini kabul etmeyen ve daha da güçleneceklerinden korkulan Nama ve Hererolara karşı 1904 yılında General Lothar von Trotha görevlendirildi. Namalardan sonra General Trotha’nın acımasız yöntemleri ile öldürülen Hererolar çöllere sürülmüş, orada kurşuna dizilmişti. Üstelik su kaynakları da zehirlenmişti. Buradan kurtulan Hererolar toplama kamplarına yerleştirildi. 

Afrika’da yürütülen soykırımda yeni bir sektör de keşfedildi: "Kafatası avcılığı". Kafatasları sadece araştırmacılar için değil, aynı zamanda işi ticarete dökenler için de çekici hale gelmişti. Bu korkunç savaşın en büyük kurbanları ise yine kadınlardı. Toplama kamplarında kalan kadınlara zorla savaş alanında toplanan kafataslarının etlerinden temizleme işlemi yaptırılmış, Alman askerlerinin tecavüz ettiği kadınlardan doğan çocuklar ise araştırmalara malzeme olmuştu. Soykırımın ardından toplanan kafataslarının bir kısmı araştırılmak (!) üzere Almanya’ya getirildi. Alman ırkının üstünlüğünü ispat maksadıyla bu kamplarda yürütülen araştırmalara bizzat Almanya’dan araştırmacılar da katıldılar. Bunlardan biri de Antropolog Eugen Fischer idi. Irk araştırmaları ile bilinen Fischer, Yahudi Soykırımı sırasında toplama kamplarında deneyler yapan Josef Mengele’nin de hocasıydı. Nitekim Naziler saf ırk, üstün ırk paranoyası ile insanların kafatasını ölçmüş, yüzbinlerce insanı katletmişti. 

***

Türkler de üstün ırk arayışlarından esinlenerek bu araştırmalara (!) büyük meyil gösterdiler. Kafatası ölçümleri Cumhuriyet döneminde önemli araştırmalar kategorisi arasına giriyordu. Atatürk’ün manevi kızı, aynı zamanda Türk Tarih Tez’inin oluşumunda yer alan Afet İnan, Mustafa Kemal’in izni ve uzman bir ekiple toplamda 64 bin kadın ve erkeğin kafasını ölçmüştür. Çok ciddi bir bütçe ayrılan, İsviçre’den özel ölçüm aletleri getirilen çalışma için binlerce kişinin mezarı da açılmıştır. Aynı zamanda Türk Tarih Kurumu Başkanı olan İnan öncülüğünde, Mimar Sinan’ın Türk olduğunu ispatlamak için 1935 yılında mezarı açılarak kafatası ölçülmüştür. Araştırmadan sonra Mimar Sinan’ın kafatasının nerede olduğu hala muamma. Afet İnan bizzat kendi kalemiyle Atatürk’e düşüncelerini anlattığını ve kendisinin teşvik edildiğini, dönemin Başbakanı İsmet İnönü’nün ise araştırmaya destek vererek gerekli bakanlıkları devreye soktuğunu yazmıştı. 

***

1758 ile 1828 yılları arasında yaşamış kafatası ölçümlerinden karakter tahlilinin yapıldığı Frenoloji’nin kurucusu olan Alman araştırmacı Franz Joseph Gall’ın araştırmaları daha sonra kafatasından ırk üstünlüğü ispatlamaya çalışan araştırmalara da öncülük etti. Bunun en trajiklerinden biri de Afrika halkları üzerinden yürütülen araştırmalardı. Federal Parlamento’da gündeme gelse de, 1904 ile 1908 yılları arasında Alman Güneybatı Afrika’sı olarak adlandırılan alanda soykırım yapıldığı resmi olarak kayıtlara geçmedi. Bu coğrafya da yapılan kafatası araştırmaları neticesinde Almanya’ya getirilen kafatasları ise hala tartışma konusu. 

"Hatırlama Kültürü"nde Almanlar son yıllarda mesafe katettiler. Fakat bu mesafe resmi çekinceleri olan bir seyir izledi. Irkçılığın yarattığı yıkımlar ise görmezden gelinmeye devam ediyor. Almanların hala yüzleşmeleri gereken bir kafatası meseleleri var. 

Yazarın diğer yazıları