Almanya’nın kara günü

Almanya Gündemi

19 Aralık akşamı Berlin Breitscheidplatz’ta bulunan Noel pazarına (Weihnachtmarkt) Temmuz ayında Fransa’nın Nice kentinde düzenlenen ve 86 kişinin yaşamını yitirdiği saldırıya benzer bir saldırı düzenlendi. Polen şirketine ait bir TIR ile gerçekleştirilen saldırıda 12 kişi yaşamını yitirirken, 50 kişi de yaralandı. Yaralananlar arasında durumu ağır olanlar da var. Saldırı sonrasında TIR’ın şoförü öldürülmüş halde bulundu, muhtemelen saldırgan tarafından öldürülmüştü. Saldırıyı gerçekleştiren ise olay yerini anında terk etmişti. Tanıkların ifadeleri doğrultusunda, şüpheli olarak olay sırasında tesadüfen yakınlarda bulunan Pakistanlı bir mülteci yakalandı. Şüphelinin eylem sırasında TIR’da olup olmadığı ispatlanamadığı için sorgunun ardından serbest bırakıldı. İlerleyen saatlerde DAİŞ eylemi üstlendi. 

Almanya’da geleneksel olarak her yıl kurulan ve Hıristiyan geleneğinde önemli bir yere sahip Noel pazarları  (Weihnachtmarkt) bu yıl geniş güvenlik önlemleri ile açıldı. Temmuz ayında üst üstte gerçekleşen saldırılar, Suriyeli bir DAİŞ’linin canlı bomba yeleği ile yakalanması, yine bir kaç aydır radikal İslamcılara karşı düzenlenen operasyonlar güvenlik önlemlerinin daha da artırılmasına vesile oldu. Geçtiğimiz yıl Paris saldırıları büyük tedirginlik yaratmıştı, fakat yaratılan korku atmosferi ziyaretçi akınının önüne geçememişti. Bu yıl da saldırı gününe dek Noel pazarları tedirgin atmosfere rağmen ziyaretçi akınına uğruyordu. 

Noel pazarları kutsal doğuş olarak nitelendirilen 24 Aralık tarihine kadar açık kalıyor, daha sonra kaldırılıyor. Bu yıl da saldırıya rağmen yetkililer söz konusu tarihe kadar pazarların açık kalacağını bildirdi. Amaç; korkuya teslim olmadıkları mesajını vermek. 

***

Hıristiyanlığın bir sembolü olan ve hatırı sayılır biçimde turist ağırlayan Noel pazarlarına DAİŞ tarafından saldırı ihtimali bilindiği halde ne yazık ki önlenemedi. Üstelik benzer metodla daha önce Fransa’da düzenlenen bir saldırı örneği olmasına rağmen. Saldırı sonrası güvenlik politikalarının tekrar gözden geçirileceği aşikâr, ama net olan bir durum da Merkel’i oldukça zor günler beklediği. Hem koalisyon ortakları tarafından sunulan eleştiriler, hem de aşırı sağcıların her trajediyi fırsata çevirme riyakârlığı, Merkel’e 2017 seçimlerinde sandığı kadar kolay bir adaylık süreci sunmayacak.  

Buldukları her açığı mülteci karşıtı söylemleri ile doldurmaya çalışan aşırı sağcı AfD, nitekim saldırının hemen ardından birbirinden ekstrem açıklamalarda bulundu. Hatta AfD’nin Avrupa milletvekili Marcus Pretzell "Bu ölenler Merkel’in ölüleridir” açıklamasıyla aslında AfD’nin ırkçı anlayışının bir kez daha altını çizmiş oldu. Özellikle şüpheli olarak son dönemde giriş yapan (31 Aralık 2015) bir Pakistanlı mültecinin yakalanması ise AfD söylemlerindeki ırkçılığın dozajını biraz daha artırdı. Merkel karşıtı söylemler AfD ile sınırlı değildi.

Olay sonrası Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı ve Bavyera Başbakanı Horst Seehofer da Merkel’e yüklenerek mülteci politikasının yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. Seehofer uzun bir süredir koalisyon ortağı Merkel’e göçmen sayısının sınırlandırılması konusunda baskı uyguluyordu. Berlin saldırısı ile birlikte, özellikle son dönemlerde Merkel ile uzlaşı yakalayamayan CSU’nun, mülteci politikası konusunda kendi çözüm modellerinde ısrar edecekleri görüşü öne çıktı. Aslına bakarsanız Seehofer’nın Merkel’i eleştiren söylemleri politik bir atışmadan ziyade AfD’nin ırkçı söylemlerine sağlam zemin hazırlar nitelikte. Almanya’nın savaş politikasını eleştirici nitelikte hiçbir argümanı bulunmayan AfD, son saldırıları da fırsata çevirerek, yabancı düşmanlığında ne kadar haklı olduklarını ispatlama çabası içerisinde. Trajedilerden pay çıkarma, politikalarının bel kemiğini oluşturuyor. AfD’nin aynı zamanda kendini yaşattığı mültecileri hedef alan açıklamaları popülist bir tarzdan başka bir şey değildir.

***

Almanya çok talihsiz bir saldırı yaşadı. Saldırının gerçekleştiği mekan itibarı ile batının geleneksel değerlerine yapılan bir saldırı olarak ta okunabilir. Bu nedenle arka planda nasıl bir destek ve politik zemin barındırdığı, büyük önem arz ediyor. 

Geçtiğimiz günlerde basında genişçe yer verilen, Körfez ülkelerindeki dini kuruluşların hükümetlerinin onayı ile Almanya’daki radikal dinci Selefileri desteklediği bilgisi, Almanya’nın dış politikasının şekillenme seyrinde, önemli bir bilgidir. Ayrıca bu ülkeler dışında Türkiye ilişkileri de sorgulanmaya muhtaçtır. Zira Türkiye’nin radikal İslamcı gruplara destek verdiği bizzat istihbarat raporlarında geçiyor. Almanya ilk elden mülteci politikasını yenilemekten ziyade, radikal İslamcı gruplara destek veren ülkelerle gerek ekonomik, gerekse politik ilişkilerini bir kez daha gözden geçirmelidir. 

Yazarın diğer yazıları