Almanya’nın ırkçılık sorunsalı

Almanya Gündemi

Geçen hafta Almanya gündeminde birinci sırada yer alan Edathy olayı hala sıcaklığını koruyor. Olayla ilgili kriz devam ederken, son perdede eleştirilerin merkezinde Federal Emniyet Teşkilatı yer aldı. Yöneltilen suçlamalarda, Federal Emniyet Teşkilatı’nın Edathy ismini bilinçli olarak görmezlikten geldiği belirtilirken, bu suçlamaların dayanağı ise; Kanada polisi tarafından 2011’de başlatılan soruşturma zincirinde, 800’e yakın Alman vatandaşının yer aldığı listenin Alman polisine eş zamanlı ulaştırılması. Edathy isminin aradan geçen iki yıl boyunca saklanmasının perde arkasında yatan en önemli neden ise ırkçı “Nasyonalsosyalist Yeraltı” (NSU) örgütü davası soruşturmasında herhangi bir skandalın çıkmasını önlemek olarak gösteriliyor. Zira, bu süre zarfında polisin gözüne listede bulunan Edathy isminin çarpmaması komik bir gerekçe.
Edathy olayının patlak vermesinin ardından NSU davası da bir kez daha sıcak gündemler arasına girdi. Burada belirtmek gerekirse, Almanya’nın en önemli davaları arasında kabul edilen NSU davası gündemden zaten hiç düşmemişti. Almanya, aynı zamanda yabancı düşmanı olarak bilinen Alman Milliyetçi Demokrat Parti’nin (NPD) örgütlenmesine karşı da hala mücadele yürütüyor.
Bu davadan hareketle, aşırı sağcı saldırıların tekrarlanmaması amacıyla Alman Federal Meclisi, 50 maddeyi kapsayan hukuk ve güvenlik sisteminin iyileştirilmesine yönelik bir reform paketi hazırladı. Paket genel itibarıyla mecliste olumlu karşılandı.
Pakette yer alan düzenlemeler aşırı sağcı saldırılarda polise daha fazla sorumluluk yüklerken, istihbarat ve güvenlik kurumları arasında daha  fazla bilgi akışının olmasını öngürüyor. Bu düzenlemelerin ırkçı olayları ne kadar önleyeceği bilinmiyor. Zira Almanya’da sadece tabanda değil, aynı zamanda kamusal alanda da ırkçılığın yaşandığını söylemek mümkün.
Sol Parti Milletvekili Petra Pau’nun, Alman emniyet birimlerinden derlediği rakamlara göre 2013 yılında 11 bin 761 aşırı sağcı suç vakası yaşandı. Bu rakamların sadece kaydedilen rakamlar olduğu da özellikle belirtildi.
Yine Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, geçtiğimiz Ocak ayı sonlarında Strasbourg’ta yapılan toplantıda polis tarafından uygulanan ırkçılığı tartıştı. Polislerin özellikle göçmenlere yönelik tutumları kaygı verici olarak nitelendirildi ve bunun için çeşitli önlemler alınması gerekliliği savunuldu. Tartışılan konulardan biri de polisin kimlik kontrolü kriterleri oldu. Avrupa’da yaşayan göçmenlerin büyük bir çoğunluğu polisin keyfi olarak yaptığı kimlik kontrolüne takılmıştır. Özellikle toplu taşıma merkezlerinde, ‘’tiplerinden kaybedenler’’, ya da ‘’kara kafalı’’ olanlar kimlik kontrolü için otomatikmen seçilen en popüler tiplerdir. Aynı şekilde resmi makamlarda yabancılara karşı önyargılı tutumlar sergilenmesi, artık gizlenmeyecek kadar barizdir. Tabanda yaşanan ırkçılık ve önyargılı tutumlar kamusal alandaki ırkçılığı destekliyor. Almanya’da belli meslek grubuna dahil olduğumuz halde, ev sahibinin bize ev vermemek için ne kadar zorluk çıkardığını bizzat yaşamış biriyim. Okulda da yabancılara karşı takınılan önyargılı tutumlardan dolayı bi hayli eziyet çekmişliğim de var. Bu durumu birçok yabancının yaşadığını biliyoruz.
Bunlarla bağlantılı olarak, SPD üyesi ve Alman Merkez Bankası Yönetim Kurulu eski üyesi Thilo Sarrazin’in “Almanya Kendini Yok Ediyor” adlı sansasyonel kitabı hala hafızamızın bir köşesinde yer alıyor. Sarrazin’in kitabında özellikle müslüman ve yahudilere karşı sarfettiği ırkçı söylemlerin birçok kesim tarafından benimsendiğini de unutmamak gerekir. Kaldıki kitabı yok satmıştı.
Bir Kürt olarak çocukluğundan, yaşlılığına kadar ırkçı muamele ile karşılaşıldığına şahit olduğum, bizzat yaşadığım bir ülkeden gelen biri olarak özgürlükler ülkesi Avrupa’dan da beklentiler farklı oluyor tabi. Genelde Avrupa’da, özelde ise Almanya’da sadece belli başlı düzenlemeler ırçılık sorununu çözmeye yetmeyeceğini bilmek için, işin uzmanı olmaya gerek yok. Herşey bir tarafa, Almanya’da aşırı sağcı Türk organiyasyonlarının ne kadar rahat örgütlendikleri basına yansıdı. CDU ve SPD ile ilişkileri olduğuda. NSU örgütlenmesinde olduğu gibi, Almanya, Türk milliyetçi örgütlenmelerinden de habersiz olduğunu iddia ediyor. Bu nedenden dolayı yapılacak reformun tepeden tırnağa bir yeniliği kapsaması gerekiyor.
NSU davasının nasıl sonuçlanacağı, ırkçılığa karşı yürütülen politikaların da sembolü olabilir.

Yazarın diğer yazıları