Altı da bir üstü de birdir yerin Arş yiğitler vatan imdadına…

Zonguldak-Kozlu kömür madeni ocağında 1960 başlarında grizu patlaması denen büyük bir “iş cinayeti” yaşanmıştı. TİP zamanıydı. Birkaç arkadaşla “cinayet mahalline” gitmiştik. Gözlerinin dipleri kömür karası bir yaşlı işçinin şu sözlerini daima hatırlarım:

“Kömür işçisi yer altına, sessizce iner, dudaklarında dua kıpırtıları vardır, asansör gürültüsünden duyulmaz; yer yüzüne çıkarken ise bir şenlik bir şamata, yaşlılar ‘şükür yaşamaktayız’ deseler de gençler yüzlerce metreden yeryüzüne çıkışı bayram sayarlar…”

“Yer altına sessizce inmek, yeryüzüne gürültüyle çıkmak…” Bu sözler 12 Mart darbesinin eşiğinde bizim zihnimize nakşedilmiştir. “Sessizce yeraltına” inildi ve 1970’in ilk yarısında “yeryüzüne” sloganlarla çıkıldı.

Bu iniş çıkış sonra da sürüp gitti. Ne yazık ki, gittikçe zayıflayarak. Devrimciyi kömür madeni işçisine benzetirim. Yeryüzünde gözlerini açarsın, bir de bakmışsın “yeraltındasın”, bir grizu patlamasında şehit düşmemişsen, günün birinde “yeryüzüne” çıkarsın.

Kürdistan kurtulmadıkça, Türkiye’de faşizm devrimci yoldan yıkılmadıkça, ne “yeryüzü” ebedidir, ne “yer altı”. “İn çık…”

Şimdi Kürdistan’da ve Türkiye’de “kömür işçileri” “yeraltına” inmekte olan asansörde sessizce içlerinden “marşlar” okumakta. Kimisi Kürtçe bir stran mırıldanmakta. Kimisi Ermenice. Dudakları yarı Türk, yarı Lazca kımıldayan da var. Kimse duymuyor, kendisi duyuyor:

“Dalga bir kuyu

kayık bir kova!

Çıkıyor kayık

iniyor kayık,

devrilen

bir atın

sırtından inip,

şahlanan

bir ata

biniyor kayık!”

O kendini “Bahr-j Hazar” dalgalarıyla inip çıkan kayıktaymış gibi hissediyor.

Şimdi kayyımla gasp edilen Belediye’nin çözüm sırasında dağdan inmiş, yeraltından çıkmış, “beklentisini ekmek” etmiş, çoluğa çocuğa karışmış emektar çöpçüsü, anasından, babasından helallik alıp, hayat arkadaşının gözlerinden öpüp yola düşmeden önce, her nereden öğrenmişse III. Selim’den şu yanık şarkıyı söylüyor:

“Ey gaziler yol göründü

Yine garip serime

Dağlar taşlar dayanamaz

Benim ah u zârıma.

Dün gece yâr hanesinde

Yastıcağım taş idi

Altım toprak; üstüm yaprak

Yine gönlüm hoş idi.”

Quto bana dedi ki, “Veysi abe, boş ver böyle şarkıları, bizim çocuklar Ezop dili konuşiy… Bir kısmı hazırlık yaparken ‘haydi asansörle aşşakıya inek’ diyi, bir kısmı ‘kayıkla eğlenek’ diye itiraz ediy. Hepsi birden ‘bir inerik pir çıkarık’ diye çipik çaliy…”

İlahi Quto, buna da bir kulp buldu işte.

Yazıyı burada bitirmiştim. Bir de baktım, bizim “konformist yoldaş” tepeme dikilmiş, yazıyı okuyor.

“Sayın Sarısözen sen bizi ‘yeraltına’ geçmeye mi çağırıyorsun?” Sesinde öfkeyle karışık şüphe ve korku tınılarını hissettim. Eski yiğit TKP’li yoldaşlarımı tenzih ederek söyleyeyim, bu kardeşimiz bizim eski TKP geleneğinden gelmedir. “Yer altı” günlerini hatırlamış olması doğaldır. Onun da başına gelmedik kalmamıştır. Hapisten çıktığında “bir daha mı, asla” demiş, ardından “çözüm sürecinin” çarşaf gibi dingin sularında, “seçimden seçime” balık tutmuş, bugünlere böyle gelmiştir.

“Korkmakta haklısın. Biz o zamanlar Türk topraklarının altında da yalnızdık, üstünde de yalnızdık. Yer altına indiğimizde topumuz iniyorduk, çıktığımızda topumuz çıkıyorduk. Bu inip çıkmalar boyunca gün be gün azalıyorduk. Ama artık bu günler, o günler değil. Şimdi yeraltına in, onbinlerle kucaklaşırsın; yer yüzüne çık milyonlar seni karşılar. Yani Namık Kemal gibi söylersek, Kürdistan’da “altı da bir, üstü de birdir yerin.”

Korkuyla zıpladı; “ne yani, ‘arş yiğitler vatan imdadına’ mı demeye getiriyorsun, bizi hangi maceralara sevkediyorsun?”

Korkusunu gidermek için sabırla anlattım:

“Meraklanma, yeraltına hepimiz zaten sığmayız. Parti eğitiminden hatırlasana. Ne diyorduk, Her şeye rağmen ‘maksimum legalite, minimum illegalite’. Yer altını gerçekten yer altı gibi gözünde karartma. Yer altı dediğin milyonların içinde yaşayan balıkların toplamıdır. Polis için onlar piranalar gibidir. ‘Konspirasyon’ derslerinde ‘legal çalışmayla illegal çalışmayı, barışçı eylemle barışçı olmayan eylemi uyumlaştırma’ ilkesini de hatırlıyorsun. Bir tür işbölümü yani…”

“Ben bu işbölümünün neresindeyim?” diye heyecanla sordu.

“Belediye kısmında olabilirsin” diye yanıtladım. Şaşırdı. “Nasıl yani?” diye mırıldandı.

“Gandi gibi, dedim, beyazlara bürün, Belediyeye git, yatağını ser, silah milah yok, Şiddet yok. Polis Belediye’yi bastığında ister slogan at, ister dua oku…”

“Dua okuyacağımı nereden bildin” diye hayretle konuştu, “Kerbela’ya gittiğimi mi duydun?” Cevap vermedim. Belediye’ye doğru yola koyulurken Kul Nesimi’den şu melodiyi mırıldanıyordu

“Kâh çıkarım gökyüzüne, seyrederim âlemi

Kâh inerim yeryüzüne, seyreder âlem beni”…

Yazarın diğer yazıları