Amed’de zavallılaşmış bir katil

Binali Yıldırım’a, çağın yalan, dolanla donanımlı çakma Don Kişot’unun peşi sıra yuvarlanan uşağı Şanso Panso’ya benziyor, bir yönüyle. Öbür yönüyle, Şanso’ya hakarettir, bu benzetme.

Çünkü Şanso, her şeye rağmen kişiliği, dolayısıyla efendisi Don’a itirazları olan bir uşaktır. Efendinin her dediğine “ver elini öpim“ diyerek, teslim olan pespayelikten uzaktır.

Öte yandan katliam yapıp, yangına verdiği evin kapısında dilenmeye çıkmayacak kadar onurludur, Şanso Panso…dalkavuk bir taklacı değildir.

Bununsa hayatında, hiç “hayır“ kelimesi yok, şekilde görüldüğü gibi Amed’de oy dilenciliği yaptığı üzere onursuzluğun pek çok örneği vardır. Hayatı dalkavukluktan ibarettir, onun. Bu özellikleriyle, hayat merdivenlerinin basamaklarını beşer beşer atlayarak yükselmiş, eğilip bükülerek, sahibinin güvenine mazhar olmuş, onun gizli kasa muhafızlığı, daha da ilerisi, vekaleten müteahhitlerden tahsilat yapma görevini üstlenmiş, hizmetlerine karşılık 17 yıl boyunca makamlara konmuştur.

Her dönem, milyarlarca dolara hükmeden bakan olarak yer aldı. Kürt dünyasını işgal, insan kırımı ve yangınlara onay veren Başbakanlık yaptı. Onun altını imzaladığı emirname ile sayısız bebek ve çocuk akşam uykusundan sabah güneşine çıkamadı. Sayısız ailenin evi, ocağına “şin û şivan“ düştü. Şehirler yok oldu…

Ama, elinden kan damlarken, dünyadan habersiz bir aptal rolündeydi. Kaynağı meçhul servet yaparken de…

Mesela, hayatı boyunca, meşru tek gelir kaynağı maaşı olan bu adam, Ulaştırma Bakanı’yken oğulları, bir gün nereden buldukları, nasıl tedarik ettikleri bilinmeyen bir sermayenin semeresi olan 36 gemilik ticaret filosuyla dünya sularına açılıyordu. Kimse hesabı, kitabını soramıyordu. Çünkü hesap soran yanıyordu.

Birden bire gelen servetin ağırlığı altında kalan büyük oğlanın, kendini kumara veren halleri örtülüyor, gizleniyordu. Ancak, Binali yeni rekorlara koşmaya devam ediyordu.

Kendisi başbakandı. Ama dağ, bayır, şehir, çarşı, pazar bir koşu tutturmuş, Başbakanlık mevki, makam, yetkilerinin feshini, hepsini Recep Erdoğan’ın boynundan aşağıya dökmeyi ön gören bir kampanyayı yürütüyor, halktan oy istiyordu. Bu diktatör seçimiydi. Türk halkının oylarıyla diktatörlük kuruldu da.

Ama, bir kampanya ile makam ve yetkilerini berhava eden bir başka Başbakan yoktu, yer yüzünde. Rekorsa eğer, Binali bu konuda bir ilkti.

Ve o şimdi, aile ile büyük çetenin rantına bekçilik için, İstanbul Belediye Başkan adayı.

İstanbul’daki Kürt oylarını avlamak için, dün Amed’deydi, Bin Ali…

Hangi yüzle, ne gibi haysiyet ve onursal dayanakla diye sormayın. İslamo Faşist çete için bu kavramların zaten anlamı yok…

Ellerinde Kürt kanı, üstlerinde yanmış, yıkılmış Kürdistan’ın tozu ile isi, ama ağızlarında yalakaca bir söylemle Kürdistan kapılarında, oy dilenciliği…

Yer yüzünde, bunlar ilktir. Başka hiç bir soykırımcı, kurbanlarının kapısında dilenci olmadı.

Binali Amed’de, polislerin etten ördüğü duvarın gerisinde, yalakalık ve yalanlar silsilesi ile Kürtlere yaranmaya, oy almak için, onları dolandırıp kandırmaya çalışıyordu.

Ama farkında değildi. Kürdistan kalbi de, gözü de o sırada Xakurkê cephesindeydi. Binagillerin ordusu Kürt yurdunun Xakurkê bölgesini işgale ve çalmaya çıkmıştı. Kürdistan’ın çocukları karşı direnişteydi.

Kürtler, kayıp haberi gelir endişesiyle, yürekler ağızda savaşın seyrini izliyorlardı. Binaligiller, ise Kürt ölü toplamıyla, kendi toplumunu sevindirme davasındaydı.

Yamyamca ama, bayram kanla kutlanıyordu.

Katil başının onursuzluğuna bakın ki, ölü evinin kapısında, “daha çok öldürmem için bana destek verin“ yalvarmasındaydı.

Çünkü, Kürtleri aptal yerine koyuyor, balık gibi hafızasız sanıyor, dolandırma oltasına teşne sanıyorlardı.

Oysa, sandıklara akan 7 milyon oy şahit ve dünyada yankılanan “Ey Reqîp“ seda tanıktır ki, Kürtler, çok zaman öncesinden beri, tek bedende, bir bütün halinde, tek ulusal (milli) ruhtur. Şeyh Ubeydullah’ın başlattığı, Şeyh Said’in devam ettirdiği bu ruh, yeni kuşakların atağıyla gelişti, büyüdü. Bölgesel, ruh haline geldi. Sadece Kuzeyde 7 milyonluk ergin kitleye ulaştı. Bunu üçle çarparsanız eğer, 21 milyonluk kitle eder…

Üstüne Şengal’i ekleyin, bunun. Rojava ve Zagros’u, Kandil silislesini eklerseniz, Macar şair Şendor’un söylemiyle, devasa bir halk çıkar karşınıza ki, yenilmezliktir bu.

Kobanê’de imkansızı başaran bu ruh, taşeron katil IŞİD’i yenendir. Binali, hala Amed’de yazılıp eline verilen Kürtçe cümleyi kekeleyerek, Recep’in inkar ettiği okuyarak, Kürdistan’ı hatırlatarak bu ruhu kandırmaya, dolandırmaya çalışıyordu. Oysa, her şey bir yana, kanayan Sur orada dururken Binali, sokak başında yalanlar zırvalayan bir şarlantandı.

Kürtlerin şarlatana kulak verecek halleri yoktu. Kürdistan bir ülkenin adıydı ve halkı kendi gündemini izliyordu. Binali ise Amed’de zavallılaşmış bir katil profiliydi…

Yazarın diğer yazıları