Amedspor: Bir futbol hikayesi değil bu…(*)

Kişi olarak futbol ile ilgilenen biri değilim. Birkaç dünya maçı dışında futbol maçlarını da izlemedim. Bu ilgisizlik aslında futbolun erkekegemen bir alan olarak kadınlara büyük ölçüde kapalı olmasıyla ilgilidir. Dolayısıyla kadınların ilgisizliği sadece kendi eğilimleri değil, eril bir işgal alanı olarak zorla dışına itildikleri bir yerdir.

Günümüzdeki haliyle futbol, eril fiziksel gücün estetize edilmiş ve bir tapınım ilişkisine dönüşmüş olduğu dünyadır. Bu nedenle çok basit olarak sadece renk ve isim üzerinden kurulan bir taraftarlık ilişkisi ile de yürüyebilmektedir. Bütünüyle erkek alanı olarak; futbolcular, antrenörler, masörler, amigolar, taraftarların bir egemenlik ilişkisini inşa ettiği bir dünya olsa da, daha da önemlisi büyük güç ilişkileri kurulan kulüp yönetimleri ve devasa bir sektördür. Erkeklerin belki de bu anlamıyla para karşılığında alınıp satıldığı, kiralandığı ve takas edildiği -ve elbette prestijli olarak- ticari bir dünya. 

Dolayısıyla izleyicisi de erkektir ve kadınlara teorik olarak kapalılığı, sahadaki fiili eril işgal dolayısıyla hiçbir kadının kolaylıkla girebileceği, girse de mutlu olacağı ya da endişesiz o coşkunun içinde kendisini bulacağı bir yer değildir. Dili de erkektir. Küfürlerin, tamamen kadın bedeni üzerinden piyasaya sürüldüğü, değiş-tokuş edildiği ve karşılığında kirli bir eril hazın yakalandığı bir arenadır orası. 

Bu girişe bir kadın olarak dışında kaldığım bir alana, bugün Amedspor üzerinden dahil olma ve ilk kez oturup bir maçı izleme nedenimi açıklamak için ihtiyaç duydum. Çünkü Amedspor Dersimspor ile birlikte Türkiye’de Kürtlerin varlığının temsil sembolleri olarak Kürtlere yönelik tüm politikaların hedefindeler. Bu elbette kendilerinin inşa ettikleri bir durum değildir, tam tersine yapısal Türk Irkçılığının onlara yüklediği bir anlam. İşte bu nitelik, onların yukarıda saydığım ve kadın olarak kendisini dışlanmış hissettiğim duygulardan sıyrılıp, kimliğime bir saldırı olarak hissettiğim ve dolayısıyla kendileriyle bir temsiliyet ilişkisi kurduğum bir aralığa dahil olmama yol açmış oldu -pek çok Kürt’te olduğu gibi. 

Bütün bir 90 dakika, Türkiye’de devletin tüm gücü ile saldırdığı Kürt halkının, nasıl bir hukuksuzluk, adaletsizlik ve vicdansızlıkla terbiye edilmeye çalışıldığının futbol mizanseni içinde sahnelenmiş haliydi aslında. Saha seyircisine kapatılmış, yani Sur ablukası gibi insansızlaştırılmıştı. Maç başlar başlamaz daha ilk dakikalarda üç kişi, yüzlerce polisin arasından sahaya atlıyor ve en sembolik isim olan Deniz Naki’ye saldırıyor ama ne ilginçtir yine Amedspor taraftarı dışarı çıkarılıyor –Ekim olaylarında 50 üyesi öldürülen HDP’nin olaylardan sorumlu tutulması gibi.

Polis yani namı diğer ile devletin gücünün bulunduğu her yerden hukuksuzluk ve pervasızlık fışkırıyor. Sur’da evi yıkılan kadını şeftali yiyerek ‘Medyaya oynama’ diyen polisin lakaytlığı, zırhlı araçlarla evlere girip uyuyan çocukları ezen polisin azgınlığı, burada saldırganlara ‘şefkat’e dönüşüyor. Vicdanı ayıklanarak üniforma geçirilmiş bedenlerden oluşan bir silahlı ve kontrolsüz gücün sahibi olan devlet, sıradan basit bir şehir futbol takımını Kürtlere yönelik ciddi bir saldırı alanı olarak kullanıyor.  

Koca bir devlet gücünün karşısında çıplak bedenleriyle direnmeye çalışan Cizre, Sur, Nusaybin ve diğer ilçelerdeki savunmasız halk gibi, burada Amedspor ve bütün saldırıları göze alarak 600 Km kat eden taraftarı ve elbette benim de dahil olduğum Kürt halkı için futbolu da bir direnme alanına dönüştürüyor. Bugün, bütün bu zulme ve hukuksuzluğa rağmen Amedspor 7-0’lık bir galibiyet ile dönüyorsa, bu Kürt halkının haklı direnme kararıdır. Kürt halkı da Amedspor da direnmeye devam edecektir. Ben bugünden itibaren Amedspor ve Dersimspor’un destekçisiyim. 

(*) Bugün Devletin asimetrik saldırılarını yazmayı planlamıştım ancak bu yazıyı yazmam gerekiyordu. Bir sonraki yazıda konu ele alınacaktır. 

Yazarın diğer yazıları