Amerikan siyahları ve Kürtler

Amerika’nın bazı şehirlerinde, 1970’lere kadar sinema, otel, lokanta ve benzeri mekanların kapılarında, "buraya siyahlar ve köpekler giremez" tabelası asılıydı. Beyaz adam ülke ve tekmil mekanların efendisi, siyah adam köle, kilise ve okulları da ayrıydı.
Daha çok güneyde olmak üzere Amerika’nın pek çok yerinde, ırkçı Ku Klux Klan çeteleri insan avına çıkıyor, evleri, barınak, üretim alanlarını talandan sonra, yakıyor Misisipi düzlüklerinde "sürek avı" eğlencesinde, domuz niyetine kara derili adam kovalıyorlardı.
Ku Klux Klan çeteleri, katliam ve talana çıkarken biraz utançtan, biraz da toplumun vicdanı polis ise adliyeden çekindikleri için, beyaz çarşafla örtünüyor, yüzlerini maskeliyor, kapatıyorlardı.
Türk ırkçıları ise, "bir Türk asla korkmaz" diye övünüyor, sefere çıkarken yüzlerini kapatmayı gereksiz buluyorlardı. Bunun bir nedeni, henüz utanma duygusunu tanıma aşamasına gelmemeleriydi. İkincisi Kürtler ortak düşmandı. Düşmanla savaşta polis, asker, adliye ile aynı saftaydılar. Kimsenin kimseden saklanacak yüzü, çekinecek duygusu zaten yoktu.
AKP’lilerin başını çektiği vandallaşma polis kardeşlerine, "biz kendimiz, galeyana geldik" diyor, ardından sanki Allahı yalnız Türklere yardımcısıymış "Allahu ekber" naralarıyla saldırıyorlardı. Ganimet avına çıkan AKP’li ve CHP’liler, sonra "biz temiz, eli kirli olan o" yalanıyla kenara çıkıyor, vahşi ruh olarak tek başına MHP’lileri gösteriyorlardı.
Onların deri rengini taşıyan, başka bir deyişle, çok değil 40 yıl öncesine kadar sokak köpeğinden aşağı görülen insan rengi, beyazların oylarıyla ikinci kere Amerikan başkanı seçiliyordu. Beyazların oylarıyla çünkü, siyah oyların genel toplamı, yüzde 13’tü.
Ve Kürtleri düşünün:
AKP kapılarındaki Hüseyin Çelik’i, Galip Ensarioğlu, Mehmet Metiner’i, CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu, Hüseyin Aygün’ünü dahil edip, tekmil itirafçıları temsilen Orhan Miroğlu ve Şemdin Sakık’ı eklersek, genel nüfusun üçte birini teşkil ediyor, Kürtler. Yani, her yüz kişiden 25’i Kürt’tür.
Hiç biri, bilinmeyen bir Orta Asyalardan gelip, din değiştirerek tutunmuş değildir. Ama kendi yurtlarında baskına uğramış, insani değerleri esir alınmıştır. Köle hakkına bile sahip değiller.
Amerikalı yazar, Howard Fast, "Özgürlük Yolu" adındaki kitabında, Amerikan tarihinde eyalet parlamentosuna seçilen ilk siyah adamı, Gideon kişiliğiyle anlatıyor. Gideon, gittiği şehirde, kabul edilecek kahvehane, yemek yiyecek lokanta, kiralayacak ev bulamıyor, bütün kapılardan kovuluyordu.
Amerikalı Howard Fast’ın vicdanı yücelten kitabına karşılık Türk yazarları düşündüm. Türk yazarlarının roman ve hikayelerinde Kürtler hep ironi konusuydu. Nazım Hikmet’in gür sesinde, Kürt soykırımının izi bile yoktu.
Bu arada Türkçeyi, Kürtçe aksanla konuştuğu için, Ağrı Milletvekili Halis Öztürk’ün basında nasıl alay konusu olduğunu hatırladım.
Günümüzün AKP "liberali" Ali Bayramoğlu’nun da, yaranma parendaları atarken, yalan batağında utanmadan neredeyse Ermeni soykırımını da Kürtlere mal ediyordu.
Her neyse Kürt Gideon’lar da vardı. Kürt temsilcilerin Ankara’da yerleşecek ev bulamıyor, Ahmet Türk’ün kiraladığı evden çıkarılması Türk gazetelerine bile konu oluyordu.
40 yıl öncesine kadar, Amerkalı siyahlar kazma, kürek işlerinde çalışıyor, lağımcılık yapıyor, gidip Kore’de, Vietnam ya da başka işgal topraklarında ölüyor, ama eli temiz tutan beyaz yakalılar işine giremiyorlardı. Onların kaderi değişti, ama Kürtler hala sakıncalı. Kazma, kürek işleri, lağım çukurları evet, ama gerisi için, güvenlik gerekçesiyle kapalı. İş kurma da…
Sırrı Sakık’ın gencecik oğlu Sidar, kız arkadaşına ısmarladığı çayın parasını bile babasından almak zorunda kalmanın kahrından, intihar ediyordu.
Konumuza dönersek, Amerikalı siyahlar yüzde 13’lük genel oy toplamıyla ülkeye başkan çıkarıyor, Kürtlerin talihsizliği, bahtsızlığı neydi ve nereden başlıyordu bilmiyorum, ama onlar insandan sıkılmayı, utanmayı da bilmeyenlerin esiriydi, hala.  Soykırım pençesi de gırtlaklarında.
AKP’nin Hüseyin Çelik’ini, Galip Ensarioğlu, Mehmet Metiner’ini, CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu, Hüseyin Aygün’ünü alıp, tekmil itirafçıları temsilen Orhan Miroğlu ve Şemdin Sakık’ı eklersek nüfusun üçte birini meydana getiriyorlardı, Kürtler.
Türk rejiminde kendi kimlikleriyle esir, ama her yüz kişiden 25’i Kürt’tür. Bilinmeyen Orta Asyalardan gelip, din değiştiren göçmen değil, ana yurdunun yerlisi anlayacağınız.
Fakat, bu halk kitlesinin seçilmişleri hapiste esir, dışarıdakiler rehinedir.
Kürdistanı fırdolayı çembere ve halkı esir, rehin alan tek başına Türkler değildir. Baş yardımcı, ülkesinde kendi hukuki sistemini kurmuş Amerika’dır.
Onun için, Kürt liderlerden Osman Baydemir’in, soykırımı durdurtması için Amerikan Başkanına seslenmesi, yok yere değildir.
Türk devletinin yürüttüğü terörün ardında, Amerikan desteği duruyor, Amerika verdiğine karşılık, Türk devletini, çıkarlarının badigardı ve özel tetikçi olarak kullanıyor.
Kürtleri Avrupa’da da terörist ilan ettiren güç Türk devletinin değildir. Amerikanın dayatmasıdır. Amerika, Türk devletinden aldığı çıkar bekçiliği ve tetikçilik hizmetine karşılık Kürtleri "terörist" diye ilan etmiştir.
Bir yönüyle Amerika, Kürtlerin kişiliğinde, insanlığa karşı suça ortaklık etmektedir. Bu suçun adı soykırımdır.
Cinayetler, yakıp, yıkma, insanların yerinden, yurdundan edilmesinin yanında, bir zor kullanılarak bir halkın dilini yasaklamak da insanlığa karşı işlenmiş suç olan soykırımdır.
Ayrıca Amerika, kurtuluş savaşı veren Kürtlere karşı cephededir. İnsanlıkla ilgisi, vicdanla bağdaşıklığı yok, ama gerilla gücünü hedef alan bilgi ve bombalar Amerika’dandır. Roboskî katliamı ve iki gün önce katledilen iki köylü ile havaya uçurulan koyunları, keçileri hedef gösteren de Amerika’dır.
Daha düne kladar iteklenen, sinema, tiyatro, okul kapılarından kovalanan "bir zenci" Başkan Obama, vicdan denilen bir üstün değer yargısının varlığını, Kürtler için de hatırlayacaktır, umarım. Türk devletinin yuları onun elinde.
Kürtler, bir nefeslik özgürlük ve insani ılımanlık için seçilmişleri, zindan da esir tutulanlarıyla, topluca ölüme yatıyorlar…

Yazarın diğer yazıları