Amude’den Batman’a… Yılmaz Güney Sineması’ndaki yangın

Kırk beş ile elli beş yaş arası üç kadın, kadın intiharları kenti olarak bilinen Batman’daki Yılmaz Güney Sinema Salonu’nun kafeteryasında dertleşmek için zaman zaman buluşurlar. Kadınlardan ikisi bu sinema salonunda temizlik elemanı olarak çalışmaktadır. Diğer kadın da bir kadın dayanışma merkezinde temizlik elemanıdır. 

“Hayatımız sinema” diyerek söze başlayan bu üç kadının ortak özelliği, her üçünün de üçer çocuk sahibi iken ve daha on yedi ile yirmi beş yaşları arasındayken kocalarının öldürülmüş olmasıdır. İkisinin kocası, yanı başlarında Hizbullah tarafından öldürülmüştür. Diğer kadının ise kocası gerilladır ve devlet güçleri ile girdiği çatışmada öldürülmüştür.

Genç yaşlarında dul kalan üç kadın, maruz kaldıkları baskılar nedeniyle pek çok kadının intihar ettiği Batman’da intihar yerine yaşamayı tercih ederek erkek egemen düzenle kıyasıya bir mücadeleye tutuşur. Bir yandan devletin baskısına maruz kalırken, gözaltına alınıp işkenceye maruz kalırken; bir yandan kocalarının ailelerinin ve toplumun baskısı altında çocuklarından kopmamaya, onları büyütmeye ve ayakta kalmaya çalışırlar. Kocalarının aileleri, çocuklarını ellerinden almaya çalışmaktadır. Kız çocukları ise ciddi baskılar altındadır ve onların da Batman’daki diğer kadınlar gibi intihara sürüklenmelerinden korkmaktadırlar. 

Yılmaz Güney Sinema Salonu’nu her gün temizlerken, gösterilen filmlerdeki yüzlerce hayat hikayesini izlerken kendi hayat hikayelerinin de bu sinemalarda anlatılan hayat hikayelerine benzediğini, hayatlarının bir sinema filmi gibi yaşandığını düşünmektedirler. Ve bir gün bir adam, elinde bir kamera ile gelip onların hayat hikayelerini çekmek istediğini söyler. Anlatmaya başlarlar. 

Kayyumun ilk icraatı

Yukarıda bahsettiğim konu, büyük bir bölümünü çektiğim bu üç kadının hayat hikayesini anlatan bir belgesel film. Bu üç kadınla Batman Yılmaz Güney Sineması’nda tanıştım. Bana hayat hikayelerini bu sinema salonunda anlatmaya başladılar. Yaklaşık on beş yıllık geçmişi olan bu sinema salonu, Batmanlıları çok önemli sanatsal ve kültürel etkinliklerle buluşturdu. Bunların en önemlisi de Yılmaz Güney Kısa Film Festivali idi. Gerçekten Yılmaz Güney’in anısına yakışır bir şekilde Türkiye sinema piyasasının gösterimine izin vermediği yüzlerce film, bu sinema salonunda izleyiciyle buluşturuldu. 

Bu sinema salonu, geçtiğimiz günlerde çıkan bir yangınla kullanılamaz hale geldi. Bu yangının Batman Belediyesi’ne atanan kayyumun göreve başlamasından sonra yaşanması elbette bir tesadüf olarak görülmemelidir. Kayyumun ilk icraatlarından biri zaten bu sinema salonunun en uzun süreli ve en kapsamlı etkinliği olan Yilmaz Güney Kısa Film Festivali’ni iptal etmiş olmasıydı. Yani daha bu fiziksel yangından önce sinema salonunun içeriği yakılmaya başlanmıştı. Yani aslında halk iradesini gasp eden zorba irade, bu salona nasıl yaklaşacağını bu icraatıyla açıkça belli etmişti. 

Bu salon, Batman ve Kürtler için bir kültürel hafıza merkezidir. Belgesel filmimde görülebileceği gibi bu salon, sadece film karakterlerinin beyaz perdede gösterildiği bir yer değil, belgeselime konu olan bu üç kadın gibi aynı zamanda film karakterlerinin yaşadığı, hayatını sürdürdüğü bir yerdir de. 

İşgalci Suriye rejimi nasıl Rojava Kürdistanı’ndaki Amude kentinde Amude Sineması’nı içindeki 283 Kürt çocuğuyla yakarak öldürdüyse Yılmaz Güney Sineması’nda da Kürtlerin kültürel ve sanatsal birikimleri ve kültürel hafızaları, yakılarak yok edilmeye çalışılmıştır. Ama bu sinemaya o güzel adını veren, o sinemanın ve halkının güzel insanı Yılmaz Güney’in bütün ezilenlerin dilinde dolaşan o güçlü sözü karşısında hiçbir yangının hükmü yoktur: “Dost ve düşman herkes şunu bilsin ki kazanacağız, mutlaka kazanacağız.”   

Yazarın diğer yazıları