Anayasaya ‘hayır’ diyeceğiz de bu ‘hayır’ı nasıl diyebileceğiz?

Referandum ufukta göründü. Manasız “iyimserlik” boşa çıktı. Ne MHP’nin iç muhalefeti ve ne de AKP içinde MİT tarafından mimlenmiş “cemaate” ya da Gül’e yakın olanlar, OHAL ve KHK ile “erken seçim” şantajına göğüs geremedi.

Şimdi gündeme “ikinci manasız iyimserlik” geldi.

Referandumda AKP seçmeninin “yüzde bilmem kaçı” ile MHP seçmeninin “yüzde bilmem kaçı” “hayırcıymış”…Öyle olunca da, “referandum”da “hayırlar” çoğunlukta olurmuş. Olunca da çok şey olurmuş. Olabilir. Bu ihtimali reddetmenin anlamı yok. Ancak…

Referandumda “hayır” çıkma ihtimali hakkında konuşmadan, Saray’ın ve AKP-MHP Koalisyonunun demokratik bir referandum yapmasının imkansız olduğunu halka çok  güçlü bir kampanyayla anlatmak gerekir. İlk iş budur. Bu söylendikten sonra şu soru gündemdedir:

Saray’ın ve AKP-MHP koalisyonunun bütün bu baskıları nasıl aşılabilir? Ve referandumda halk iradesinin özgürce sandığa yansıması için ne yapmak gerekir?

Sandık güvenliği için görevlendirilen HDP’liler ve DBP’lilerin göz altına alınması durumunda ne yapılacak? Var mı bunun çaresi? Varsa şu anda yapılan kitlesel tutuklamalar neden önlenemiyor?

OHAL şartlarında referandumda HDP’liler propaganda yapabilecek mi? Şimdi sokak gösterisi, miting yapılamadığına göre, referandumda nasıl yapılacak?  

Bu sorular CHP için de, elbette daha düşük düzeyde, ama aynı önemde geçerlidir.  

CHP ve HDP, Referanduma katılma koşullarını hiç vakit kaybetmeden kamuoyuna açıklamalı.

Özellikle CHP şimdi şunu düşünmeli: Eğer Kürtlerin çoğunlukta olduğu illerde, “hayır” oyları güvence altına alınamazsa, Saray mutlak bir zafer kazanacaktır. Bu oylar nasıl güvence altına alınabilir? Bu sorunun yanıtı yalnız HDP’yi değil, CHP’yi de ilgilendiriyor. Başkanlık faşizminin anayasasını önlemenin en önemli adımı, HDP seçmeninin oylarına sahip çıkmaktır.

CHP tabanı çıkacak olsa bile CHP yönetimi HDP seçmenlerinin özgür iradesine sahip çıkacak mı?

Çıkacak olsaydı, TBMM’deki oylamalar esnasında Bay Baykal, “HDP’li vekiller hapiste olduğu sürece burada oylama yapılamaz” deyip, kürsüden inerdi.  

Örneğin ben CHP’li kardeşlerimize, “Erdoğan’ın tek kişilik iktidarı için” yapılan referandumda “hayır” oylarının kazanması için İzmir’den, Tekirdağ’dan, Ankara’dan, İstanbul’dan kalkıp, Kürt illerindeki sandıkların başında nöbet tutmaya var mısınız diye sorsam, bana sizce ne derler?

Şimdi yapılması gereken şey, birlikte ya da ayrı ayrı, “nasıl bir referandum” sorusuna yanıt vermektir. Örneğin şöyle denebilir: “OHAL kalkmadan, tüm siyasi tutuklular özgür bırakılmadan, özellikle HDP’li vekillerin, HDP ve DBP’li yönetici ve üyelerin özgürlüğü sağlanmadan, YSK üzerinde muhalefetin de denetimi gerçekleşmeden, Referandumda propaganda özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmadan, tüm tutuklu gazeteciler özgürlüğe kavuşmadan, kapatlan bütün gazeteler ve TV’ler yeniden açılmadan, TRT’nin üzerindeki hükümet ve saray baskısı kaldırılmadan ve referandumun salimen yapılabilmesi için, faşist saldırganlığı körükleyen savaşa hem kuzeyde, hem de Suriye’de “ara” verilmeden….referandum yapılamaz”.

Şu da eklenebilir: yukarıdaki şartlarda yapılacak bir referandumdan bu anayasa büyük bir “hayır” oyu ile geçmeyecektir; ama bugünkü koşullarda yapılacak referandumda, halkın “hayır” oyları gasp edilecektir, şu anda HDP oyları nasıl gasp edildeyse, 7 Haziran seçimi nasıl bir darbeyle yok sayıldıysa, öyle olacaktır.”

Sonuçta, rejim bugünkü koşullarda referanduma giderse, ya referandum gayrı meşru ilan edilerek, halk boykota çağrılır; ya da “iyimserleri” haklı çıkaran bir öngörüyle, her şeye rağmen referandumdan “hayır” oylarının çoğunlukta çıkacağı düşünülerek, referandumda oy kullanma çağrısı yapılır.

Bu ikinci şıkta karar kılınırsa, buna karar verenler muhtemel yenilgi karşısında rejimin anayasal bir “meşruiyet” kazanmasına yardımcı olmak gibi, ağır bir sorumluluğu sırtlarına yüklenir.

Referanduma henüz vakit var. Ben, böyle köşeli yazayım da, hep birlikte makul bir noktada buluşmak için sağduyulu bir tartışma yapabilelim.

Yazarın diğer yazıları