Ankara Moskova hattı

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin Ankara’da. Rusya’da yapılan seçimlerin ardından yeniden seçilen Putin’in ilk yurt dışı ziyareti. Türk basınına bakarsanız ortalık bayram yeri gibi. Öyle ya, daha önce ABD seçimlerinden sonra, seçilen yeni ABD Başkanının ilk yurt dışı ziyaretinin Türkiye’ye yapması beklentisi dile getirilir, bunun anlam ve önemine ilişkin gazetelerde çarşaf çarşaf yorum ve köşe yazıları yazılırdı. Şimdi aynı methiyeler Putin’in ziyareti için yapılıyor.

3 Nisan günü, Mersin Akkuyu’da kurulacak olan Nükleer Santralin temeli atıldı. Putin ve Erdoğan video konferansla bu açılışa katıldılar. Ardından ikili görüşmeler ve ardından Rusya ile 4 yeni antlaşma. Görünüşe bakılırsa, Ankara –Moskova arasında su sızmıyor. Rusya ile yaşanan bu balayı havası, Türkiye’nin müttefiklerini kızdırıyor mu bilinmez, ancak Türkiye’nin müttefikleri ile yaşadığı krizlerde biliniyor.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de Ankara’da. 4 Nisan günü Ankara’da; Türkiye, Rusya ve İran Devlet Başkanlarının Suriye Zirvesi var. Üçlü zirve Astana Sürecinin bir devamı. Bu zirvenin önemi ve çıkacak kararlar, gelişmeleri nasıl etkiler, Suriye’de siyasal çözümün önünü açıp açmayacağı konusu son derece muğlak. Putin her ne kadar önceliklerinin Suriye’nin toprak bütünlüğü olduğunu söylese de, Efrîn’de açıkça Türkiye’ye kapıyı ardına kadar açması, Putin’in bu politikası ile taban tabana zıt. Rusya’nın bu yaklaşımı gelecekte Suriye’de siyasal çözüm çabalarını boşa çıkaracaktır. Türkiye’nin Suriye topraklarında, işgalden ilhaka evirilen siyaseti, Suriye’de iç savaşın bitirilmesi umudunu başka baharlara bırakacaktır. Bir gazetecinin, “Rusya PYD’yi, YPG’yi Suriye’nin geleceğinde nasıl konumlandırıyor?” sorusu üzerine Putin’in yanıtı; “Suriye meselesinin çözümüyle ilgilenen ülkelerle işbirliği yapıyoruz. Önceliğimiz Suriye toprak bütünlüğünü, egemenliğini sağlamaktır, oradaki terör yuvalarını yok etmektir. Bu doğrultuda Türkiye’yle işbirliği yapıyoruz. Kürt halkı, Suriye toplumunun vazgeçilmez bir parçasıdır ve tüm siyasi süreçlerine katılma hakkına sahiptir. Suriye’nin geleceğinde kendi yerini belirleme hakkına sahiptir. Bu konudaki tüm süreçler koordine edilmeli aksi taktirde çözüme ulaşamayız. Bu siyasi sürece kimler katılmalı, halkların Suriye geleceğindeki yeri nedir, buna Suriye halkı karar vermelidir.”

Putin’in söylediklerine bakalım… “önceliğimiz Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini sağlamaktır’’ diyor. Ancak bunun nasıl sağlanacağı konusunda bir ip ucu vermiyor. Toprak bütünlüğünden söz ederken, Suriye topraklarını komşu bir ülkenin işgaline aşması ile Suriye’nin toprak bütünlüğü nasıl sağlanır? “Terör yuvaları’’ndan kasıt Doğu Guta’daki radikal grupların İdlib’e taşınması ise Astana süreci ile çatışmazlık bölgeleri olarak ilan edilen ve tüm bu grupların toplandığı bu bölgede Suriye devletinin egemenliğini nasıl sağlayacaksınız? Türkiye aynı bölgede şimdiye kadar 8 askeri gözlem üssü kurmuş durumda. Efrîn ve Cerablus’ta önemli bir askeri yığınak yapıyor. Tüm bunları da müttefikleri ile değil Rusya ve İran’ın desteği ve oluru ile yaptığı da bir sır değil. Sorun bu alanlarda Suriye rejiminin egemenliğini nasıl tesis edeceksiniz. Her halde sonuçta “Eset Kardeşim” ile bir masada buluşmak kaçınılmaz kader… Putin, “Kürt halkı, Suriye toplumunun vazgeçilmez bir parçasıdır ve tüm siyasi süreçlerine katılma hakkına sahiptir” derken Efrîn’de tersini yapması nasıl açıklanır? Rusya Dış İşleri Bakanı Sergey Lavrov geçen hafta, BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura ile gerçekleştirdiği görüşmesinin ardından basın mensuplarına görüşmeye ilişkin yaptığı değerlendirmelerde Kürtlere ilişkin söyledikleri Putin’in söyledikleri ile aynı; “Suriyeli Kürtlerle ilişkilerimiz, Irak, İran Türkiye gibi diğer ülkelerde toplumun bir parçası olarak yaşayan Kürtlerle de olduğu gibi değişmedi. Kürt halkı olmadan bu bölgede, Kürtlerin yaşadığı ülkelerin topraklarında hiçbir ihtilafın çözülemeyeceğine inanıyoruz.”

Rusya’nın söylemleri ile sahadaki pratiği arasında ciddi bir paradoks var. Bu çelişkili siyasetin gerekçelerini Putin’in son Ankara ziyaretinde görmek mümkün. Akkuyu Nükleer Güç Santrali, S-400’lerin teslimatının öne alınması hamlesi, ticaret hacminin genişletilmesi için yeni anlaşmalar ve nihayet Suriye meselesinde ortaklık.

Rusya ve Batı arasındaki ilişkiler gerildikçe ve bir soğuk savaşa döndükçe, ekonomisi uygulanan yaptırımlarla alarm verecek düzeye geliyor. Batıdan giderek uzaklaşan ve yalnızlaşan Türkiye’nin de tutunacak bir dala ihtiyacı var. O dal Moskova’dan uzatılmış durumda.

Şimdilik, Ankara ve Moskova bir birlerine sarılmış durumda.

Yazarın diğer yazıları