Anlamsız bir hayat mı, özgürlük mü?

Anlam yaamın ilkesidir. Yaamın anlamdan yoksun olması, bir ilkesinin olmaması demektir. Yaam ilkesini, nedenini ve ereini özgürlük olarak belirlemişse bunların olmaması durumunda anlamsızlaşır. Eğer eldeki anlamlı bir hayat ilkesinden ayrılmadan yürürsek, özgürlükle karılaırız; çünkü özgürlük deitirme, deitirme ise düünme, karar verme ve eylem gerektirir. Karar ve eylem alanı, insanın söyleyecek sözünün olduu alandır. Ve söyleyecek bir eyleri olan, bedel ödemeyi göze alır. Her insan kendi hayatına yükleyeceği anlamı kendi seçimleri ile belirler. Bedel bir yanıyla inanç ve adanmayla mümkünken, bir yanıyla ise sorumluluk ve vicdan muhasebesiyle açığa çıkar. Özgür bir yaşam için mücadale mi yoksa anlamsızlık dolu bir yaşam mı? İşte Sara, Rojbin ve Ronahi’nin durmaksızın bedel ödenerek büyütülen mücadelesi bu soruya verilmiş en güçlü cevaplardandı. Kuşkusuz herkesin ödeyebileceği ve ödediği bir bedel var. Fakat bedel ödeyenler kadın olduğunda çok daha çetrefilli ve ısrarlı bir mücadale yolculuğu gerektirir. İşte bu yüzden, Sara’nın, Rojbin ve Ronahi’nin ölümü faillerin düşündüğünün aksine mücadele ve ideolojinin gücünü halkın yüreğine eşitleyen bir etki yaratmıştır.

Paris’te gerçekleştirilen katliamın üzerinden 6 yıl geçti. Herkesin bu büyük katliam üzerine hala söyleyecek çok sözü var ve bu sözlerle sadece katliamı yorumlamakla kalmıyor, bulunduğumuz süreci yeniden tanımlıyor ve biçimlendiriyorlar. Her bir sözün kendi gerçeğini oluşturduğu bu karmaşada, reel politik analizlerin birbirleriyle yarışması bir yana, duygusal ve düşünsel düzlemde Sara, Rojbin ve Ronahi’nin cenazelerinin yüzbinlerle buluştuğu görüntüler ise farklı bir tarihsel, ahlaki ve toplumsal hakikati ortaya çıkardığından yarattığı tüm dehşetli acıyla hala hafızalarımızda dipdiri durmaya devam ediyor. Nitekim Türkiye devleti ile Kürt Özgürlük Mücadelesi arasında yaşanan mücadalenin boyutunu ve Kürt Kadın Mücadelesi’nin tarihi iddiasını, sebatını ve dirayetini aydınlatan da bu hakikattir. Zira herkes şahit olduki unutulmadı hiç biri. Yaşamlarını adadıkları Kürt halkı ve kadınları onları sarıp sarmaladı; yürüdükleri bu uzun mücadale yolunun sonunda onları hak ettikleri gibi karşıladı ve mücadalelerini sürdürmeye devam etti. Kürt halkı ödedikleri bedeller ve verdikleri mücadale ile daha da değerli ve anlamlı bir hayatı dost ve düşmana gösteren bu kadınlara; sadakatle ve cesaretle sahip çıktı.

Elbette Sakine Cansız ve yol arkadaşlarımızın katledilişinin, yarattığı etkide herhangi bir etkiye benzemeyecekti. Elbette ki farklı anlamlar yaratacak, bir halkın bağrını yakacaktı. Çünkü Sakine Cansız, Kürt Özgürlük Hareketi’nin olduğu kadar Kürt Kadın Hareketinin de tarihinin yaratıcılarındandı. Diyarbakır Cezaevi’nin türlü işkenceleri karşısında “ah” dememiş, mahkemede herkesi direnişe davet etmiş, cezaevinde yıllarca, insanlık dışı koşullarda kaldıktan sonra gerillaya katılmış, orada bir yandan Kürt halkının bir yandan da kadınların özgürlüğü için mücadele etmiş, en son ise Avrupa’daki halk ve kadın özgürlük mücadalesine katılmada hiç bir şeyini sakınmayan bir kadın kahramandı. Tüm hayatı ödediği bedellerle yoğrulmuş bir uzun mücadale öyküsüydü. Sakine Cansız’da, Fidan Doğan’da, Leyla Şaylemez’de aklı, vicdanı ve bedeni ile büyük adalet mücadelesine tanıktılar. İşte bunun için vahşi bir saldırının hedefiydiler!

Sanırım Türkiye Devleti’nin Kürt kadınlarını öncelikli düşmanı sayması için son derece geçerli sebepleri var; Zira Kürt Kadın Hareketi, bugün Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun en önemli kadın özgürlük ve mücadale dinamiği olduğunu ve en inanılmaz yönelimler karşısında kırılamayacak kadar sağlam bir ideolojik ve anlamsal güce sahip olduğunu defalarca canı kanı pahasına göstermeye devam ediyor. Çünkü kadınlar Kürt Özgürlük Hareketi’nin can damarı, harcıdır. Çünkü Türk Devleti kendini ancak bu kadınları cezalandırarak, yok ederek yeniden inşa edebileceğini sayısız örnekten biliyor. Nitekim 4 Ocak 2015’de Seve Demir, Pakize Nayır ve Fatma Uyar yoldaşların, özgürlük iradeleri teslim alınmaya çalışılmış ve onlar nezdinde de bütün kadınlara mesaj gönderilmişti. AKP de, Latin Amerikalı faşist general gibi “Önce Kadınları Vurun” şiarına sıkı sıkı sarılmış ve sarsılan iktidarını kadınları susturup, biat ettirerek sağlamaya çalışmıştı. Lakin bilmesi gereken bir şey vardı: Bu kadınların özgürlük seçimleri ve üstlendikleri büyük sorumluluk çekecekleri acılardan ve ödemeleri gereken bedelden daha büyüktü.

Nihayetinde Kürt Özgürlük Hareketi’nin kadınlara kazandırdığı etik ve kimlik karşısında hiç bir yönelimin fazla bir başarı elde edemediğini bügün Leyla Güven şahsında sayısız Kürt kadını göstermeye devam etmektedir. Zira Kürt halkının ve kürt kadınlarının kalbinde ne Sara, Rojbin ve Ronahi ne de Seve, Fatma ve Pakize unutulmadı, aksine yeni Saralar yeni Seveler onların mücadalesini sürdürmeye devam ediyor. Koparılan karanfiller, katledilen kelebekler kara kışın sonsuz kılınmasına izin vermemekte, iradeleriyle bu topraklara, kadınlara ve insanlığa bahar getirmekte oldukça inatçı davranmakta!

Yazarın diğer yazıları