Arabesk kültür kölelik kültürüdür

Teknolojik ilerlemeler, köylere kadar ulaşan kitle iletişim araçları ama özelliklede son çeyrek yüzyılda yaşadıkları savaş nedeniyle köylerden kent merkezlerine yoğun göç nedeniyle kentle, modernist yaşam unsurlarıyla yoğun bir şekilde ilişkilenmek durumunda kalan Kürt kültürü ve Kurdî yaşam tarzı, bu ani ve yoğun baskılanma nedeniyle ciddi bir tahribata maruz kalmıştır. Kürt kültür, sanat ve yaşam tarzı öğelerini deformasyona uğratan, ciddi bir kimlik bunalımına yol açan olguların başında arabesk kültür gelmektedir. Kürt sanatçıların, arabesk kültür karşısında alacakları tavırla ilgili ciddi bir kafa karışıklığı yaşadıkları muhakkak. Bazı sanatçılar, arabeskin toplumsal dokuya verdiği zararın farkında olsalar da arz talep döngüsünü kendilerine gerekçe yaparak bu kültürün meşrutiyetine dair bir zemin yaratılmasına katkı sunmaktadırlar. Bazıları ise açık bir şekilde arabesk kültürden yana tavır alarak ve arabeskin babaları olarak bilinen isimleri ve bunları dinleyen kitleleri de referans göstererek arabeskin ezilenlerin bir isyanı olduğunu ve özgürleştirici bir yanı olduğunu ileri sürmektedirler.

Arabesk sanat ve yaşam tarzına itirazı olan birçok çevre de ya bir eleştiri geliştirmemekte ya da arabesk yaşam tarzını var eden arka planı, tarihsel ve toplumsal bağlamı görmeyen, bilimsel olmaktan uzak, arabesk kültürü geri ve varoşa dair bir olgu olmakla suçlayan sığ söylemlerden öteye gitmemektedir.

Arabesk kültür, köy-kent, geleneksellik-modernlik çatışmalarında bir arada kalmışlık ve geçiş kültürü olarak yaşam bulmuştur. Karşı gelenlerin, yozluğa, boyun eğmeye, çaresizliğe, kaderciliğe dejenereciliğe, yılgınlığa, uyuşukluğa, acıya teslim olmaya ve nihai olarak köleliğe yol açmakla suçladıkları; taraftar olanların ise isyan, itiraz, karşı çıkış, direngenlik ve protest olmak sıfat ve niteliklerini yükledikleri arabesk sanat ve kültürün, bu tezlerden hangisine haklılık kazandıracağı, toplumsallık değerlerini koruyup geliştirmedeki rolüyle ve arabesk zihniyetin duygu ve düşüncesinin başlangıç kaynağının ne olduğuna bakılmasıyla ancak netleştirilebilir.

Arabesk kültür, esas olarak kent, sınıf ve devlet kaynaklı bir kültürdür. İlk kentlerin devletleşmesi, sınıfların oluşmasına da yol açmıştır. Kentin, merkezin hegemonik güçlerinin, merkezin Pazar ilişkisi dışında kalan köylere, çevreye saldırılar düzenleyerek buralardaki halklardan esir alınan özgür köylüleri köleleştirip, bu köleleri kentlerin inşasında ve her türlü ağır işlerde çalıştırdıkları bilinmektedir. İradeleri kırılmış, onurları ellerinden alınmış, kendi olmaktan çıkarılmış, özvarlığını sürdüremez duruma düşürülmüş bu kölelere, egemen güçler tarafından, bu durumun onların kaderi olduğu ve bu kadere karşı çıkmanın imkansız olduğu her türlü vasıtayla sürekli hatırlatılmıştır. 

Bu anlamda yenilgi, irade kırılması ve kadercilik arabesk kültürü var eden temel etmenler ve var oluşunu gerçekleştiren arabesk kültürün temel özellikleridir. Hem oluşumuna neden olduğu hem de bu kültürü kendi egemenlik alanını yayma ve tahkim etmede etkili bir araç olarak kullandığı için, arabesk kültür devletler tarafından sürekli canlı tutulmaya, etki alanları geliştirilip güçlendirilmeye çalışılmıştır. Devletler topluma sürekli arabesk duygu ve düşünceler şırınga ederek birey ve toplumları köle tutmayı, kendi varlıklarını, iktidarlarını güçlendirip sürdürebilmelerine engel olacak; hükümet etmelerine karşı gelişebilecek en ufak itirazı arabesk kültür vasıtasıyla muğlak itiraz alanlarına kanalize etmeyi varlık nedenlerinin temel eylemi sayarlar. Yenilmiş, kaderine razı olmuş, sus pus olmuş, biat etmekte yarışan, efendilerine boyun eğmeyi marifet sayan, yaşadığı bunalımlar karşısında itirazını kader gibi soyut bir varlığa karşı geliştirerek öfkesini iktidarın arka bahçesine gömen insan tiplerini yaratmak, her egemenliğin altın kuralı olarak işlemektedir. 

Yazarın diğer yazıları