Arafta siyaset

Kabul her yer çok karanlık. İktidarın her alanda uyguladığı baskı, şiddet, tutuklama, işten atma, işsiz bırakma, yoksullaştırma ve bütün bunlarla bir bütün olarak topluma diz çöktürüp vereceği her emri yerine getirmeye amade, vereceği sadakaya muhtaç. El konulan kendi malından kendine sadaka verildiğini anlamayıp bunu bir lütuf sanan bir akılla hayatın içinde dolanan insanlar yaratıldığı, iktidarla arasına biraz mesafe koymayı becerebilmiş herkesin malumu. Bırakalım muhalif söylemi iktidarın hoşuna gitmeyen, iktidarın ideolojik ikliminin zerre kadar dışına taşan en küçük bir lafı edenin ağzının bir daha laf edemeyecek şekilde dağıtıldığı; ruhunu, ruhuna giydirdiği bedenini muktedirin siyasal tasavvurunun biraz dışında devindirenin, kımıldatanının ruhunun ruh, bedenin beden olmaktan çıkarıldığı bir iklim sokaklarda kol geziyor. İnsanlar birbirine güvenmiyor, kendini yalnız ve çaresiz hissediyor. Bir bütün olarak toplumun muhbirleştirilmesi, ajanlaştırılması ve her bir bireyin iktidarın toplum içerisindeki bir ileri karakolu haline getirilmesi süreci tamamlandı, tamamlanacak.

İnsanlarda, eğer birilerini ihbar etmezse kendini iktidar karşısında güvende hissetmeyeceği algısı gittikçe derinleşiyor. Bireyin dayanacağı, kendini güvende hissedeceği bütün toplumsal dinamikler paramparça ediliyor. Muktedir diyor ki “benden başka güveneceğin yer, benden başka sığınacağın kucak yok sana. Artık bütün yaşamın benim merhametime, benim lütfuma, benim karar ve tasarrufuma bağlıdır. Benim lütfuma mazhar olmak içinde bütün varlığınla, bütün benliğinle bana itaat etmelisin. Öyle tarafsız falan kalmak da yok. Öyle sözde taraftarlık yok. Tarafını seçeceksin. Ya bütün benliğinle, bütün eylem ve söyleminle benimlesin ya da düşmansın. O zaman zulmümün tadına bakacaksın, o zaman dünyanın kaç bucak olduğunu göreceksin.”

İktidara biat etmiş olanların dışında kalan toplumun önemli bir kısmının, kendine sözüm ona muhalif, demokrat, solcu diyen önemli bir kesiminin hala muhalefet yaparmış gibi yaparak topu ortada dolandırdığı, topu taca atıp, kendini yere atıp sakatlanma numarası yapması, böylece vakit kazanmaya çalışması, ciddi bir öncülük sorunu yaşıyor olması bu kesimlerde ciddi bir kriz ve travmatik süreç ortaya çıkarmıştır. CHP’nin sergilediği muhalefet tarzı tam da bu şekilde cereyan etmekte; kendi tabanı, kendi ideolojik formasyon ve yaşam tarzı çeperindeki kitleler açısından büyük bir ikilem, çaresizlik ve umutsuzluk üretmektedir. Denilebilir ki şu anda Türkiye’de durumu en vahim olan CHP öncülüğü ve CHP kitlesidir. İktidara biat etmiş kitleler ve onlarla çıkar birliği içine giren ideolojik formasyon ve partiler açısından bunalım üreten bir durum yok çok fazla.

Yoksulluktan, işsizlikten, gelir uçurumundan kaynaklanabilecek tepkiler sadaka kültürüyle ve dini tevekkül harekete geçirilerek elimine edilmekte. Elbette ve asıl olarak en çok da iktidarın yanında olmanın ve bir gün iktidar nimetlerinden faydalanma imkanına dair vaadin bu kitleleri iktidarın yanında tuttuğu gözden kaçırılmamalıdır. Kürt Özgürlük Hareketi çeperindeki Kürtlerin, sosyalistlerin ve demokratların iktidar karşısındaki tutumu net ve zaten iktidar, bu kesimleri bertaraf etmek için bütün zor aygıtlarını bu kesimler üzerinde deniyor. Geriye safı belli olmayan, ortada top dolandıran CHP ve çeperindeki kitle kalıyor. CHP’nin durumuyla kıyas kabul etmese de ne yazık ki tabanını ayrı tutarsak HDP öncülüğünün kendisi de ortada top çevirme girdabına girmiş durumda.

Fakat verili koşullarda artık tarafsız kalmak diye bir şey yok. Artık gri alanlar yok. Artık idare ettirmek, ortada top dolandırmak yok. Öyle arafta dolaşamazsın artık. Faşizmin, devrim dinamiklerini ortaya çıkarmak ve devrimsel süreci hızlandırmak bakımından belki de yegane faydası budur, safları netleştirmek. Peki bütün bu ahval ve şerait içerisinde HDP gerçekten ne yapar? Her koşulda güçlü bir muhalefet odağı olarak kalmayı başarabilmiş Kürtler, sosyalistler, demokratlar açısından güçlü bir öncülük sergileyecek bir muhalefeti geliştirerek ve hiç vakit kaybetmeden ortada kalmış CHP tabanını da bu muhalefet odağının çeperine çekecek bir eylem ve söylemle sokaklara mı iner yoksa parlamentoda parlamentercilik mi oynar? Bu sorunun cevabı yaklaşan yerel seçimler için de stratejik önemdedir.

Yazarın diğer yazıları