Arakan Hindistan’da, Kürdistan ise burada

Bugün bayram. Reisin alkışçısı dindar (dinci) ve insanlığa kindarlar, pek coşkundu.

Bayram sabahı, elden kaçırılmış inekleri, tosun, keçi ve koyunları, sokaklar boyunca kovalayıp kısa koşuda yakalayabilenler, onu yere yatırıp kanını fokurdayarak, sırtında cennete uçuyor hissiyle, “mutlu bir Türk" oluyorlardı. İstanbul denizi bile, Türkün mutluluğundan kıyı kıyı kan renginde çalkalanıyordu.

Hırsızı da, cennete uçma hevesiyle kurban kesiyordu, katili, dolandırıcısı da…

Reis ise bayram sabahı, cami avlusunda, hazır kalabalık bulmanın coş halleriyle, bir kere daha hayatını, kanlı sanatı, kangrenli eserlerini unutarak, çağrılı kameraların gülümsüyor, sonra, yüksek kişiliğinden kopanı ile lütfedip bizlere “insanlık dersi" veriyordu.

Reisin bayramlık konusu, Hint yarım adasının güneyinde yer alan, Arakan adındaki minik bir ülkeydi. Eski adı Burma olan bu ülkede, yaşayan Müslümanlar, Budistlerden eziyet gördükleri için, reis dertliydi. Derdin eziyet ucu, hançer gibi reisin, yufkacık, kelebeğin kanatları gibi kırılgan çırpınan yüreğine saplanıyor, için için kanatıyor, olmalı ki, cami avlusunda “ey Birleşmiş Milletler, Arakan’da Müslümanlar ölüyor, evleri yanıyor" diye isyan ediyordu.

Reis o an, Suriye’ye saplanan hançer değil, insandı. Sesini kaybeden IŞİD’in sesi ve nefesiydi, sanki. İslam Birliğini, Arakanlı Budistlere karşı, Müslümanların yanında vaziyet almaya çağırıyordu, kendi Müslümanları olan Kürtlere yaptığını unutarak…

Reis, o kadar insandı ki, Roboskî’de 19 tanesi çocuk, sınır ticareti yapan 34 Kürt savaş uçaklarıyla bombalanıp bedenleri tike tike edildiğinde, kendini tutamamış, acul ataklıkla tetikçiyi kutlamış, ona emir verenlerin de zaferini kutsamıştı.

Reis cami avlusunda, Hindistan’da iki gruplar arası kavgada kayıp veren Müslümanların matemini tutarken, aynı sıralarda Roboskî’de yakınlarını kaybedenler, mezarlık ziyaretinde evrenin vicdanına sesleniyor, “katil ismi, cismiyle belli, onu yakalayın" diye sesleniyorlardı.

(Reis ise aynı havayı soluduğu, onların ödediği vergilerle kendine köşkler, saraylar inşa ettiği, maaş diye cebini doldurduğu, hempalarıyla birlikte sofralar düzenlediği yurttaşlarını duymazlıktan geliyor, “Arakanlı kardeşlerimiz" diye sayıklıyordu.)

Ve Roboskî ile başlayan kan hasadı, ev baskınlarıyla sürmüş, cinayetler rüzgarları estirilmiş, yatağından uyuyan çocuklar, haydutluğa itiraz eden genç kızlar katledilmiş, daha sonra yüz binlerin yaşadığı Kürt şehirleri, insan başına yıkılmaya başlanmıştı.

Yıkım ve kırım günlerinde Reis ordu ve polislerin “dindar, heme de kindar" başkomutanı. kırım mevsiminde durmak yok, cinayetlere devam mevsimiydi. Çocuk, bebek, ihtiyar ayırımı ise lükstü.

Reis, cami avlularında Arakan’ın yasını havaladırırken, başkomutanlığında yakılıp yıkılan Kürt şehirlerinin dumanı, hala tütüyordu. Havada, yakılmış insanların et kokusu geziniyordu. Yanık dağların dumanı göğe akıyordu.

Reisin eseri yıkık şehirlerden kurtulabilen 500 bin Kürt, kendi yurdunda evsizdi. İşsiz, ortada kalmış, aç insanlar kalabalığıydı. Onlara yardım da yasaktı…

Sonra bir başka zulüm dalgası geldi. Ordunun isyanı bahanesiyle, Kürtlere, Alevi ve dünyaya insani gözle bakan Türklere dadandılar. 150 bin kişiyi işinden, mesleğinden attılar. Hakları hukuklarına el koydular. Aileleri ile birlikte yüzbinlerce kişiyi, sefaletin rezaletine sürüklediler.

Bu da yetmedi. Kürt siyasetçi avına çıktılar. Teslim olmamış ne kadar aydın, yazar, gazeteci, üniversite öğretim üyesi varsa tutuklayıp cezaevine doldurdular.

Hapishaneler doldu. Yer kalmadı. Reis, cami avlularında kameraları hizalayarak "ah Arakan vah Arakan" diye iç çekerken, yere serilen bir şilteyi üç kişi paylaşıyordu.

Oysa dünya, artık eskisi değildir. Dijital çağdayız. Evren küçücük. Kimin ne mal olduğu, bir tuşa dokunmayla gözler önününe seriliyor.

Soykırım, bu çağda insanlarla sınırlı değildir. Şehirlerin, tarihi kalıntılar, mabetlerin yıkımı, köyler, dağların ateşe verilmesi de soykırımdır. Çünkü, bütün bunlar, birer kültür birikimi, insanlığın ortak değeridir. Tahribat ise bir kültürel yaratının yok olması, dolayısıyla soykırımdır.

İçeride, rehine tutulmuş bir halka karşı işlenmiş onca cinayet varken, Hindistan’daki grup çatışmalarını konu etmek, kimseye “insan payesi" vermiyor. Bir eksik ya da bir fazla, önemli değildir. Cinayet, cinayettir. Bir katil, başka bir katili suçlayarak kendini temize çıkaramaz. Bugüne kadar çıkaramadı da…

Onun için, “Arakan Hindistan’dadır" diyoruz. “Sen onu bırak, Kürtlere, sana karşı insanlığı arayan aydınlara ne yaptın?"

Arakan çok uzak. Kürdistan ise yakıncacık. Baksana orası mezarlıktır. Üstüne oturduğun ülkenin hapishaneleri ise baştan başa dolu, ortalık gasp tarlasıyken, "ah Arakan, vah Arakan" demek seni temize çıkarmıyor. Kesilen kurbanlar da seni cennete uçurmuyor, tosuncuk!..

NOT: Gerçek Müslümanların bayramı kutlu olsun…

Yazarın diğer yazıları