Artık barajınız yok hükmündedir

Türkiye tarihi boyunca seçimlerin güvenilirliği daima tartışmalı olmuştur. Faşist generallerin 12 Eylül darbe Anayasası’nı halka dayatıp onaylatmasından günümüze seçimlere hile karıştırılması hemen her seçim döneminin temel bir sorunudur. Seçim yöntemlerinden tutalım çöplüklerde bulunan çalıntı yanmış oylara, hesaplama hilelerinden devlet terörü ve provakasyonlarına kadar devlet veya hükümet partilerinin seçim sonuçlarını belirlemeye, yönlendirmeye çalıştığı biliniyor.

Seçimlerin egemen sınıf, ezenler, yönetenler içerisindeki siyasi güç dengelerini etkileme, değiştirme olasılığı çıktığında hükümet partileri her çeşit yönteme başvuruyor, devletin gizli yapılarına dayanarak suikastler ve provakasyonlar düzenlemekten sakınmıyorlar. Özellikle seçimlerin ezenler ile ezilenler arasındaki siyasi güç dengelerini etkileyecek, değiştirecek sonuçlar verme olasılığı belirdiği zamanlarda ya da ezenler ile ezilenler arasındaki siyasal güç dengelerini etkileme, değiştirme ihtimal ve olasılığı ortaya çıktığında, AP, ANAP, AKP vs. adı her ne ise, burjuvazinin yönetici partileri sistematik devlet terörü ve provaksyonlar zinciri ile ezilenlerin gelişen seçeneğini bastırmak için tüm güçleriyle harekete geçmişlerdir.

Kürdünden Alevisine; kadınından gencine; işçisinden yoksuluna ezilenler, 7 Haziran seçimlerinde HDP etrafında kenetlenerek kendi seçeneklerini geliştirme ve yükseltmede anlamlı ve etkileyici hamle yapmışlardır. Oluşturdukları siyasal güç ile seçimlerde ezenler ile ezilenler arasındaki güç dengelerini çarpıcı biçimde değiştirebilecek ve burjuvazinin hesaplarını bozacak bir durum yaratmaları burjuvazi ve devletin yönetici partisi AKP ve hükümeti tehdit, şantaj, devlet terörü ve provakasyon çizgisini geliştirmeye yöneltmiştir.

Saldırıları AKP yöneticileri organize etti

7 Haziran Genel Seçimlerine sayılı günler kala gelişmelere şöyle bir bakıldığında faşist sindirme çizgisi hemen görülüyor. Bilindiği gibi bu süreçte AKP, sandığa müdahale etmenin değişik hilelerinin yanı sıra, en başından itibaren HDP’lilere ve HDP binalarına saldırıları örgütleyerek, şiddeti devreye soktu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “400 istiyorum” diyerek dört parmağını milletin gözünün içine sokması yetmiyormuş gibi Yalçın Akdoğan’ın ölü balık gibi bakarak; birileri nasırına basmış gibi yerinde sıçrayarak, HDP’yi tehdit ederek konuşması… Ağrı’nın baş planlayıcısı olduğu kamuoyu nezdinde açığa çıkan Tayyip Erdoğan’ın tetikçisi ve eski İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın bir bildiği varmış gibi televizyonlardan HDP’nin barajın altında kalacağını söylemesi…

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Teşkilat Başkanı Süleyman Soylu’nun partisinin Yeşiltepe seçim irtibat bürosunun açılışında yaptığı küstah konuşmada, açık açık HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’a seslenip:

“Sana söylüyorum Demirtaş, buradan Türkiye’ye ilan ediyorum, orayı kafanıza yıkarız senin” sözleri…

Bülent Arınç’ın Van’da yaptığı konuşmada direk HDP’yi hedef alarak; “Siz çözüm sürecinde samimi değilsiniz. Bu seçimde de baskıyla, insanları korkutarak, Van’dan göç etmeye zorlayarak, sandık emniyetinin kalmayacağını ilan ederek milletin nereye oy vereceğine engel olmaya çalışan, kendilerine oy devşirmeye çalışanlar var. Gözlerimiz onların üzerindedir. Buna izin vermeyeceğiz… Bütün önlemleri aldık ama her şeye rağmen çılgınlık yapmak isteyenler varsa kafalarına balyozun ineceğini bilsinler” diyerek konuşmasını bitirmesi…

Ve Erdoğan başta gelmek üzere, AKP yöneticileri hep bir ağızdan HDP’nin barajı geçmemesi üzerine oluşturdukları propagandayla, HDP’ye yönelik saldırıları bizzat organize ettiler.

Onlar konuştukça saldırılar arttı 

Miting meydanlarında, defalarca açmaya doyamadıkları tesis açılışlarında onlar konuştukça, HDP binalarına saldırılar arttı. Onlar konuştukça, HDP’ye saldırıların çapı da, dozajı da büyüdü! Bunlar ve daha fazlası, AKP’nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın komutasında HDP’yi barajın altında bırakmak için başlattıkları topyekün saldırı; Pazartesi sabahı bir başka düzeye sıçratıldı.

Erdoğan’ın toplu açılış töreninde büyük bir öfkeyle; “böldürtmeyiz” söylemine geri dönerek, “Polisiyle, askeriyle, devletin bütün kuvvetleriyle buna izin vermeyeceğiz” demesinin ardından HDP’ye yönelik saldırıların boyutlanması bir tesadüf değil!

HDP’nin Adana-Seyhan İlçe ve Mersim İl binalarında patlatılan bombalar, katliam da dahil olmak üzere, AKP’nin HDP’ye yönelik saldırıda, her şeyi göze aldıklarının bir göstergesi olarak kaydedilmelidir!

AKP hükümetinin İçişleri Bakanı, Adana’a ve Mersin HDP’ye çiçek gönderen(ler)i derhal yakalayıp, sanık sandalyesine oturtmadığı sürece; bu işin planlayıcısının kendileri olduğu gerçeğini asla karartamazlar.

Patlamanın yaşandığı gün, Erdoğan’ın üç maymunu oynaması, Akdoğan’ın twitter’dan saldırıyı “kınaması” Davutoğlu’nun da “Bu ülkenin başbakanı olarak” başlayıp, saldırıyı ‘kınarken’, aynı konuşma içinde; bu saldırılardan hareketle, herhangi bir şekilde provokatif eylemler olursa ya da bu saldırılar bir şekilde yön saptırarak AKP’yi, hükümeti suçlayacak niteliğe bürünürse buna da taviz vermeyeceklerini söylemesi moda deyimle hakikaten manidar.

Davutoğlu’nun bu sözleri, bir katliam saldırısına maruz kalan HDP’yi açık açık tehdit etmek değilse nedir ki!? 

Seçim kampanyasını 400 milletvekili üzerinden yürüten Erdoğan’ın; başkanlık hayallerini gerçekleştirmesinin tek güvencesi ya da yolu, HDP’nin barajın altında kalması! Erdoğan’ın bu planının elinde patlaması ve HDP’nin halklarımızda yarattığı umut, HDP’ye yönelik bu saldırıları örgütlemelerinin temel nedeni. Bütün hile ve yollarını deneyerek oy hırsızlığı yapmalarının HDP’yi barajın altında bırakmaya yetmeyeceğini gördükleri içindir ki; önce HDP’nin seçim bürolarına, sonra da eylemlerine saldırıları örgütlediler. 

Bu süreçte Erdoğan’ın kimyasını bozan bir başka olay da; Mursi’nin yüzde 52 oyla seçilmiş bir cumhurbaşkanı olarak idamla yargılanması oldu. Mursi’nin durumu, yüzde 52 oyla cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan’ı telaşlandırdı. Davutoğlu’yla elele vererek miting meydanlarında Mursi şahsında Erdoğan’ı savundular. Bütün bu çabalarının beyhude olduğunu, hiçbir saldırganlığın, hile ve hurdanın dertlerine çare olmadığını, kendi yaptırdıkları ve kamuoyundan gizledikleri ankette AKP’nin düşüşte olduğunu, HDP’nin barajı rahatlıkla aştığını görünce zıvanadan çıktılar. Ve HDP’nin Adana ve Mersin il binalarına yönelik bu kanlı saldırıyı örgütlediler. Pazartesi sabahı Adana ve Mersin HDP il binalarında eşzamanlı olarak bombaları patlattılar.

Halklar HDP etrafında kenetlenmeli 

HDP’ye yönelik bu iki bombalı saldırı/katliam girişimi insanı otomatikmen 1990’lı yıllara götürüyor. Kürt halkı canı sıkıldıkça ya da milletin üzerindeki baskıyı arttırmak isteyince geceleri “bir iki bomba sallayan” orduyu, JİTEM’i, özel timi, askeri polisi iyi tanır. Yıllarca onların baskı ve zulmüne karşı mücadele ederek bugünlere geldi. Bu mücadelede onbinlerce evladını yitirdi. Kürt halkının, Erdoğan ve AKP’sinin 1990’lı yıllara dönme hevesine yanıtı da çok açık ve net olacaktır. Ancak, Erdoğan girdiği yolda kaybetmeyi göze alamayacağı için, Erdoğan’ın her yola başvuracağını düşünmek ve söylemek yanlış olmaz. Bu süreçte AKP’nin uyguladığı yöntemler, Erdoğan’ın JİTEM’i yeniden yapılandırdığı fikrini doğrular nitelikte. Ve AKP’nin HDP’yi barajın altında bırakmak için başvurduğu kanlı ve karanlık saldırılar, önümüzdeki süreçte de devam edecek gibi görünüyor. Bu saldırıları engelleyecek yegane çare ise, halklarımızın HDP etrafında kenetlenmesi, daha fazla HDP’yi sahiplenmesi ve 7 Haziran günü de oylarıyla AKP’ye hakettiği yanıtı sandıkta vermesidir.

Gelinen aşamada bir noktanın altını kuvvetle çizmekte yarar var. 7 Haziran seçimlerinde sandıktan ne çıkarsa çıksın, herkes bilmelidir ki; 18 Mayıs 2015 sabahı HDP Adana ve Mersin İl binalarında patlayan bombalarla birlikte, kesin olarak HDP barajı geçmiştir. AKP’nın hırsızlık ve zorla, kanla aldığı oylar da, milletvekilleri de yok hükmündedir! 

Yazarın diğer yazıları