‘Artık din kardeşi değiliz!..’

Şeyh Said 1924 yılında, halkının önderleriyle yaptığı toplantılarda, TC’yle yollarının ayrıldığını anlatırken, "bunlarla müştereğimiz dindi, o da kalmadı" diyor, sözü "artık din kardeşi değiliz" demeye getiriyordu.

(Kürtler, TC’nin kurulduğu Lozan’da "din kardeşiyiz" söylemi ve özerklik sözüyle koltuk değneği yapılmış, köprüyü geçince de, devlet terörü girdabında ırkçı inkar ve yasaklarla karşılarına çıkmışlardı.)

Şeyh’in, 1925 Şubatında tuzağa çekilmesinin ardılı olan soykırım seferlerinde, Kürdün malı, kadını, kızı, köle olarak çalıştırılacak, okullarda devşirilmek üzere kaçırılan çocukları ganimetti. İnsan kırımı, yangın ve ganimet avı, 1925’de Bicar, Serhat’ta başlayıp, Mardin havzası, Zilan, Botan, Ağrı’da derinleştirildi. 1938’de Dêrsim’de bitirildi.

Bu, Ermeni Soykırımı planının bir başka biçimde devamıydı. (Bu planın askeri kurucuları, Osmanlı ordusuna komuta eden Alman subaylarıydı. Bunların pek çoğu, daha sonra ülkelerine dönünce Nazi partisinde yer alacak ve deneyimleri geliştirilerek Yahudilere uygulanacaktı.)

İkinci Dünya Savaşından sonra Nazilerin yaşama damarı kesildi.

Ancak, TC’de bu ırkçı damar, "milli birlik ve beraberliğin pekişmesi" diye beslendi. Devletin ideolojisi olarak alkışlarla gelip, sövgülerle giden diktatörler dahil, iktidardan iktidara devredildi.

Kürdistan’da ise ırkçılık, dini propaganda olarak enjekte edildi. Şırınga, 1984’ten sonra, pespayelikle şişirildi. Sivil katliamlar, yangınlar, hırsızlık, soygun ve talan, dini iyilik olarak sunuldu.  

IŞİD’in bugünkü manzarasını canlandıran katiller Diyarbakır, Bingöl, Batman sokaklarında dini sloganlarla gösteriye çıkarılıyorlardı.

Bunları seyreden Kürtler, tek yapabilecekleriyle, "bunlarla din kardeşi değiliz" diye fısıldıyorlardı. Fısıltılar yayılarak büyüdü. Korkuyu yenen din adamları, önlere fırlayıp, "dinimizde katile katil, tecavüzcüye tecavüzcü, hırsıza da hırsız denir" diye seslerini yükseltince, silahlar onlara çevrildi.

Bunun üzerine Kürtler, "bunlarla din kardeşi değiliz" diye seslerini yükseltip, camilerini ayırdılar. Cuma namazı için sokaklarda saf tuttular.

Büyük kopuş, AKP rejiminin dinine başkaldırıydı, bu.

Başkaldırı Kobanê’den başlayarak ve Rojava gelişmeleriyle, "artık din kardeşi değiliz" haykırışına dönüştü. Çünkü, zulüm işleniyordu. İslam dini ise zulme cevaz vermiyor, Kuran "köleliği savunan Müslüman değildir" diyordu.

Oysa Kürtler, kendi ana yurtlarında köle muamelesi görendi. Galeyana gelmiş vahşi Türk ırkçıların streslerini atmada kullandıkları kum torbalarıydı. En son Yalova’da evleri vahşilerin saldırısına uğradı.

Esir muamelesine yüz buruşturduklarında kurşunlanmayı hak eden, ama askerlik angaryasına, vergi toplamaya sıra geldiğinde "sevgili vatandaş, AKP oylarını istediğinde ise "din kardeşleri"ydi. 

"Kardeşleri"nin çocukları, biraz ötedeki Rojava’da dayısının, amcasının, kuzeyinin onuru, ırzı, namusu için kendine İslamcı adını veren vahşilerle savaşıyordu.

Ama, bu "kardeş" ne yapıyor? Katilleri, tecevüzcüleri "zulme uğramışların temsilcisi" diye tarif ediyor, insanlığın onur savaşçılarını terörist ilan ediyor, baba evine yaralı dönen, söğüt ağacı çitili boylu kızları, kartal bakışlı delikanlıları tutukluyor, kimileri saatlerce bekletilmekten, kan kurumasından ölüyordu.

AKP tipi din kardeşliği işte…

Dahası vardı: Irkçı histeriyle kendine soy edinip, orada burada soydaş da icat ediyor, ırkçılığın öteki çırpınışı ile Araplarla, Filistinlilerle, ta Hindistan yarım adasındaki kabileyle din kardeşliği tesis edip, Kürtlerden aldığı haraçla yardıma koşuyor, ama Kürtlerin öz akrabalarını düşman ilan ediyordu: On bin kişilik kabileye devlet var, Kürtlere haram, yasak ve Türk devletinin geleceği için de zararlıydı.

Ve Recep Tayyip şöyle naralanıyordu:

"Neye mal olursa olsun, Kürt devletine izin vermeyeceğiz…”

Hitler Faşizmi (Nazizm) için, yer yüzündeki bütün Yahudiler yok edilmesi gereken zararlı mahlukattı. İşgal ettiği Fransa’da, Polonya, Çekoslovakya ve Avusturya’da soylarını kurutma avı düzenliyordu.

AKP, adı kendi halkını da soymaya karışmış, hırsızlığa bulaşmışları adaletinden kaçıran, Kürtlere sıra gelince Roboskî’de katliam yapan, insana erişemdiğinde, savaş diye Kürt katırlarını kıran, aynı zamanda gözlerimizin içine baka baka dini kutsayan ve Kürtleri kendisiyle bütünleştirmeye kalkışarak "din kardeşim" diyordu.

Kalpazanın yüzündeki boya döküldükçe, Kürtlerin haykırışı uzuyor, göğün yedinci katına ulaşıyordu:

"IŞİD’çilerin dininden değiliz!.."

Yazarın diğer yazıları