Asıl şimdi rüya görmeli uyanıp yola koyulmalı!

Yıl 1968… Amerikan 6. Filosuna karşı direniş sırasında tutuklanmışız. Sultanahmet zindanında ranzalardayız. Deniz Gezmiş, Bora Gözen, Jak Menaşe, Şeref Yıldız ve isimlerini şu anda hatırlayamadığım yoldaşlarla yan yana yatmaktayız. Deniz’in tabiriyle gece yarılarına kadar “mavra” yapıyoruz.

“Mavra”nın temel konusu Demirel rejimine karşı yer altı örgütünün ve silahlı direnişin zamanı mı, değil mi sorusu. Deniz “zamanıdır” diyor. Bora da öyle. Ben itiraz ediyorum; “yer altı” örgütünün şart olduğunu, ama silahlı ayaklanma için şartların oluşmadığını söylüyorum.

Biz bu “mavraları” yaparken, meydancı Cengiz, cinayetten hükümlü Mehmet Duruşkan başta, Sultanahmet’teki cinayet koğuşu da, hırsızlar koğuşu da, “beyaz yakalılar” koğuşu da Deniz’e hayran,

Sonra olanları biliyorsunuz. Yer altı örgütleri kuruldu, silahlı mücadele başladı.

Hangi koşullarda?

Ortada ne 12 Mart, ne 12 Eylül vardı. Orduda cuntalar birbiriyle rekabet ediyordu. Poliste bugünkü gibi işkence yoktu. Örneğin ben İTÜ kapısında “Ekipler amirini” esir almakla, silahını gasp etmekle suçlanıyordum, bir de Deniz’i düşünün. Amerikan askerlerini Dolmabahçe’de denize dökmüştü. Mahpusaneden önce Deniz’le Bora (o hemen sonra Filistin’de İsrail askerleri tarafından, çok sayıda arkadaşıyla şehit edildi) çıktı, ardından biz. Hepi topu üç aylık bir tutuklama.

Derken 15-16 Haziran işçi ayaklanması. Ardından DİSK yöneticileri, TİP’liler, Dev-Gençliler, Sungurlar işçileriyle ben bu defa Maltepe Zırhlı Tugay hapisanesindeyiz. Boru değil “amele ihtilalini örgütlemek, ona katılmak (bendeniz Silahtarağa Elektrik santralini basmışım) suçlarından yargılanıyoruz.

Sonuç, üç ay sonra herkese tahliye…

DİSK faal. TİP faal. Dev-Genç faal. DDKO bile kurulmuş. Etraf legal örgütle kaynamakta. Ecevit ‘Ortanın Solu’nda.

Kürdistan’da “Doğu Mitingleri” ortalığı sarsıyor. Rahmetli Kürt Reşit Antep’de Aybar ve arkadaşlarını şehrin tüm taksileri ve otomobilleriyle karşılıyor. Parlamenter rejim uyduruk kıytırık ama yerli yerinde. Anayasa Mahkemesi bizim arkadaşımızın cenazesinin ardında yürüyor.

Tam o sırada biz üç aylık eğlenceli bir tutukluluktan sonra dışarı çıkmışız.

Çıkanlar ne yapmış?

Biz “yer altına” inmişiz. “İllegal örgüt” kurmuşuz. Denizler, Mahirler, İbrahimler “silahlanmış”…(Perincek bile Ege’de dağa çıkmaya hazırlanıyor, illegal Şafak dergisinin hazırlıklarını yapıyor, “kamçılı, yamçılı beyler” başlıklı yazılarda “uzun yürüyüşçü” Çinlilere benzeyen “Türk proleterlerinin ve köylülerinin” karakalem resimleri çizilmekte.)

O zaman böyle bir zamandı. Akıllarda illegal örgütlenme ve silahlanma vardı.

Geliyoruz 2019’a…

Sizce durum nasıl?

Durum 68 yılından daha mı “elverişli”? Legalite için umut var mı? Silahsız “devrim” için herhangi bir işaret alıyor muyuz?

Sorular bile gülünç.

68’li yıllar bugünle kıyaslandığında “demokrasinin alası” bir fotoğraf veriyor. O halde 68 Kuşağının aklına takılan “yer altı” ve “silah” sizce neden bugünkü kuşakların ezici çoğunluğu için çok uzak bir düşünce?

Elbette “yer altı” var, “silah” da var. Direnenler direniyor.

Ama onların ardında 68 yıllarında yaşananlara benzer bir “devrimci gençlik kitlesi” yok. Kürdistan’da bile gençliğin kimi kesimleri düzenin tuzaklarında kıvranmakta. Uyuşturucu, ajanlaştırma, fuhuş ortalığı yıkıyor.

Oysa 68’de olmayan yepyeni bir imkan var.

Sistemin dışına çıkabilirsin.

Kandil’de “tertemiz dağ havası” alabilirsin.

Rojava’da “zemheriye” rağmen tişörtle dolaşabilirsin.

Yeraltına inmene gerek bile yok. Tam tersine. Çık dağa tepeden tırnağa “legalsin”. İstiyorsan davul zurna veriyorlar, istiyorsan omzunda bir “keleş” ağzında gelincik…

Hey Allahım. Denizler Dolmabahçe’de Amerikan askerini perişan ettiği gün, MTTB’nin daha sonra TBMM başkanı olan “cihatçı” ABD 6. Filosunu “Kabe” sayıp, namaza durmuştu. Mehmet Cantekin o sıralarda bunlar tarafından şehit edilmişti.

Oysa sen, “yeni kuşak” gençliği, cihatçıyı Dolmabahçe’de arama. Var git Rojava’ya sayısına bereket DAİŞ’çiyi bulacaksın. Ne yapacaksan yap. Biz alamadık, sen Cantekinlerin öcünü alabilirsin.

Bazen düşünüyorum: Deniz’in o upuzun boyuyla ranzada sırtüstü yatıp, Guevaralaşma rüyaları gördüğü “siyasi ortamla”, şimdi kan revan içindeki siyasi ortamı kıyaslıyorum da, bugünün gençliğinin nasıl uyuyabildiğini gerçekten anlayamıyorum.

Anlayamayınca da şu marşın mısraları dilimin ucuna geliyor:

“Uyan artık uykudan uyan

Uyan esirler dünyası

Zulme karşı hıncımız volkan

Bu ölüm dirim kavgası…”

Bu satırlar “uyuyan enternasyonalistlere”

Ardından Hernepeş’ten şu satırlar:

Gelin güzel Kürt kardeşler gelin

Cennet vatana gidelim yiğitler

Eğer gelmezseniz biz kızlar yeteriz

Kölelik yeter yaşasın zafer

İleri! İleri! Devir bizim devrimizdir

Vatanın gözü yoldadır bizi bekler

Bunlar da Sur dibinde mayışan kekolara…

Yazarın diğer yazıları