‘Asker ve subaylara!’

15 Ağustos hamlesinin 10. yıl dönümünde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yayınladığı mesajın bir kısmı Türk askerlerine yönelikti.

Mesajda halk çocuklarının, egemenlerin kendi iktidarları uğruna yürüttükleri kirli savaşa alet olmaması vurgulanıyordu. Politik bilinç kadar insani yönü öne çıkan bu mesaj bugün de geçerliliğini korumaktadır:

“Özellikle özel savaşa alet olmuş ve ondan oldukça sıkılan hele terhislerin durdurulmasıyla daha da öfkelenen askerlere ve artık bu savaşı yürütmenin anlamının kalmadığına inanan dürüst subay çevrelerine bu arada seslenmeyi de gerekli görüyorum.

Bu savaşın onursuz ve sizi de kirleten bir savaş olduğu kesindir. Çok rahatsız olduğunuzu da biliyoruz. Bu savaştan çıkarı olan bir avuç çıkarcı üst düzey komutasıdır. Bunlara fazla alet olmanın gereği yoktur.

Hele bizim Anadolu halkından olan insanlarla hiç alıp veremeyeceğimiz bir şey yoktur. Onlar tamamen birbirlerini kardeşi gibi görebilecek bir çevreden gelmektedirler. Bu nedenle kirli savaşa daha fazla alet olmadan mümkün olan ölçülerde tepkilerini dile getirmelerini ve bu savaşa destek vermemelerini bekliyoruz.”

Asker ve subaylar arasında bu çağrıya bugün de kulak verecek olanlar bulunmaktadır. Yeni hükümet sistemiyle her şeyin zıvanadan çıktığı bugünlerde neden iktidar çılgınlarının kurbanı olsunlar ki? “Ülke elden gidiyor” yalanını herkesten çok onlar tanıyorlar. Buna rağmen bir yalan uğruna sessiz kalmaları, hele ki kirli savaşa ortak olmaları asker-sivil herkesi suç ortağı yapar.

Mesajın bir bölümünde ise “dost çevrelere” başlığıyla çözümden yana tüm kesimlere çağrı yapılmıştı. Bu çağrı da oldukça günceldir:

DOST ÇEVRELERE

“Çeşitli dost çevrelerin bizden beklentileri vardır. Yazarından-sanatkarından tutalım, her türlü demokratik kitle örgüt temsilcilerine kadar ve hatta politika yapmak isteyen bütün partiler bizi artık doğru anlamak durumundadırlar.

Bu Kürdistan dahilinde olur, Türkiye’de olur, Kürdistan’ın diğer parçalarında olur ve hatta dünyanın neresinde olursa olsun, bizimle kendini ilgili gören her türlü çevrenin yeni bir durum değerlendirmesi yaparak dostluklarının gereklerini yine politikalarının gereklerini yerine getirmelerini bunun imkan ve olanaklarının eskiyle kıyaslanmayacak oranda ortaya çıktığını bunu mutlaka yerinde ve cesaretle değerlendirerek, çözüme katkıda bulunmalarını diliyorum.”

Çözümden yana olan insanlığın, özellikle de Türkiye’nin aydın vicdanının tarihte bir benzeri bulunmayan İmralı tecritliği karşısında devreye girmesi gerekir.

Çözüm, tecridin tümden kaldırılması ve İmralı duvarlarının yıkılmasından geçiyor. Bunun için çalışmak isteyen, kendi kafasındaki ve etrafındaki karakolları yıkmakla işe başlamalıdır. 15 Ağustos ruhunun özde böyle bir anlamı vardır.

Karakollar, kalekollar, tanklar, uçaklar, kimyasallar neler neler denendi, ne vahşetler devreye konuldu, 15 Ağustos ruhunu zerrece geriletmeye yetmedi. Aksine tüm Ortadoğu’ya ve evrene yayıldı. Çünkü o ruh ölümsüz ve yenilmez bir ruhtur. Demokratik, özgür yaşamın ruhudur!

15 Ağustos ruhu ne pahasına olursa olsun zafere yürüyen ve mutlaka kazanacak ruhtur.

Özgür yaşam kararı ve iradesini temsil eden 15 Ağustos Diriliş Bayramı tüm direnenlere kutlu olsun!

Yazarın diğer yazıları